“Eğlencelik” filmlerin “büyük” yönetmeni

(Tony Scott’ın anısına, 21 Haziran 1944 – 19 Ağustos 2012)

Ünlü yönetmen Tony Scott (68), hayatına son verdi. Bildirildiğine göre o gün, iyileşmesi imkansız türden bir beyin kanserine yakalandığını öğrenmişti.

Eğer ölen ağabeyi Ridley olsaydı, merhumu göklere çıkaran onlarca yazı yayımlanır, türlü etkinlikler düzenlenirdi. Çünkü filmografisi “Alien / Yaratık”, “Blade Runner / Bıçak Sırtı”, “Kingdom Of Heaven / Cennetin Krallığı” gibi başyapıtlarla dolu. 3 kez (yönetmen dalında) Oskar’a aday gösterilmiş, onlarca başka ödülü var. Çoğu filmi hem seyircinin, hem eleştirmenlerin beğenisini kazanıyor.

Tony’nin filmleri ise “eğlencelik”; filmografisi -en ünlüsü “Top Gun” olmak üzere-, yüksek bütçeli aksiyon-gerilimlerle dolu. Ne kayda değer bir ödülü, ne de anmaya değer bir başyapıtı var. Çoğu sinemaseverin nezdinde en başarılı filmi “The Hunger / Açlık”tır (1983), ki o da ilk uzun metrajlı eseri, daha sonra çektiği 15 sinema filminin hiçbiri o seviyeye ulaşamamış. Dolayısıyla Ridley’in kardeşinden çok daha üstün olduğu kabul edilir.

Bu bakış açısına itiraz etmek gerekir. Herhangi bir insanın bir başkasından üstün olduğunu söylemek, elmanın armuttan değerli olduğunu iddia etmeye benzer. Korkunç bir tuzaktır bu: Başka iki insanı böyle kıyaslayan biri, ister istemez kendini de bazılarından üstün ve kimilerinden değersiz bulacaktır. Bu değersizlik duygusu bir savunma mekanizmasına neden olur; “kusurlu” olduğunu sanan kişi kendisinin “kusursuz” bir imajını yaratır ve ona yetişmeye çalışmaya başlar. Bir dolap beygiri gibi kan ter içinde uğraşıp durur, havucun hep uzakta kaldığını fark ettikçe mutsuz olur. Kanımca çoğu insanın mutsuz ölmesinin en önemli nedeni, yarattıkları imaj yüzünden hayatlarının bir bataklığa dönüşmesidir.

Denebilir ki: “Ridley ile Tony’yi birer insan olarak kıyaslamıyoruz, ama sanatsal kriterlerle değerlendirildiğinde ağabeyin kardeşten üstün olduğu da ortada. O daha yetenekli ve önemli bir yönetmen.”

Bu da bir tuzak: Yönetmenler arasında böyle derecelendirmeler yapmak mümkünse aynı şey sizin kendi mesleğiniz için de geçerlidir; bu kez de bir manav, şoför veya muhasebeci olarak kendinizi meslektaşlarınızdan aşağı bulur, bunun mutsuzluğunu yaşarsınız. Elinden gelenin en iyisini yaptığını bilmekse insana huzur verir.

Ciddi felsefi temaları işleyen tarihi bir film, seyircisine içinde yaşadığı gerçekliği unutturacak denli heyecanlı bir aksiyondan üstün değildir, sadece farklıdır. Filmler seyirciye değişik besinler sunar, hepsi –en “kötüsü” bile- yararlıdır, manalıdır, gereklidir. Örneğin “Gladyatör”ün izleyiciye kattıklarının “Deja Vu”nun etkisinden üstün olduğu söylenemez.

Tony Scott izleyicilerine gündelik hayatta yaşama imkanı bulamadıkları maceraların içine girme fırsatı sundu. Özdeşleşme sayesinde seyirciye, bir pilot veya araba yarışçısının (“Days Of Thunder / Yıldırım Günleri”) heyecanını hissetme imkanı sağladı. Üstelik bazı filmlerinde ciddi siyasi eleştiri vardı; örneğin “Enemy Of State / Devlet Düşmanı”, ABD’nin kendi vatandaşlarını bile nasıl yakından izlediğini anlatır, aslında “Büyük Birader”in ta kendisi olduğunu vurgular.

Tony Scott’ın yapımcılık yönü de güçlüydü: Ağabeyiyle birlikte yönettiği Scott Free şirketinde “Numb3rs” ve “The Pillars of the Earth” gibi kayda değer TV filmi ve dizileri üretti, onlarca sinema filminde çalıştı.
Özetle Scott, milyonlarca insana ulaşan hikayeler anlattı… Başaramadıklarına değil, becerdiklerine odaklanmakta ve onu onurlandırarak uğurlamakta fayda var.

Meraklısına:
Ülkemizde DVD’si yayımlanan Tony Scott filmlerinin listesine ulaşmak için tıklayınız:

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

seventeen − 1 =