Eleştiri sevmeyen toplum

PAYLAŞ

“Demokrasi” hepimizin ağzında bir yaban çiçeğidir. O, daha çok parti başkanlarımızın ağzına yakışıyor. Hele içindeki “a”yı şöyle helalinden helva çeker gibi sündüre sündüre söylediniz mi bir güzel oluyor ki kafir. Parti başkanımız milletvekili listesini düşüne düşüne ve bazen yanındaki yöresindeki birkaç kişiye danışa danışa yaptığı zaman daha da bir serpiliyor, daha da bir çekicilik kazanıyor “demokrasi”. Yurduna ulusuna adanmışları görünce gözleriniz yaşarmaz mı, elbette yaşarır. Bu abla kimmiş, nerden çıkmış böyle, bülbüller gibi siyaset konuşuyor? Belli ki yakında televizyon kanallarındaki siyaset programlarının en çok aranan kişilerinden biri olacak. Her akşam bir o kanalda bir bu kanalda çıkacak, ülke ve dünya siyaseti adına maşallah her şeyi bildiği için başkalarının sözünü kese kese doğruları söyleyecek. Başkaları da onun sözünü kesecekler. Bu “münevver” ablalar ve “münevver” ağabeyler oldukça gözüm çıksın “demokrasi”nin sırtı yere gelmez.
Muhaliflerin de gerçek anlamda muvafık (münafık değil) olduğu bir toplumda gerçek anlamda bir demokrasi sorunu yaşanmaz. Şunun şurasında hep bir arada yuvarlanıp gidiyoruz. Neyimiz eksik ki? Çok şükür her şeyimiz var. Bir de kavga etmesek. Yetinmeyi bilmeli insan. İlle herkesin milletvekili olması, ille herkesin bizler gibi bir “köşe” kapmış olması, ille bütün profesör çocuklarının profesör olması gerekmiyor. Soyluluk diye bir şey yok mu canım? Soylu davranmalıyız. Soylu olmak için insanın Francis Bacon gibi “Verulam baronu” olması gerekmiyor. Bizim de nice adsız soylularımız vardır. Bunlardan bir bölümünün yaşamı benim gibi soylu olmayan kişileri alaya almakla geçti. Kemancıdır diyelim, iki notayı yanyana getirmemekle birlikte ayrıcalıdır. Öbürü de filozoftur, o da soyludur.

Son günler şöyle bir kanı oluştu bende, isterseniz beni yerden yere vurun: bu toplum eleştirilmeyi göze alan insanlar toplumu olmadığı için hiçbir zaman demokrasiye gerçek anlamda yakın duramayacak. Gerçekten demokrat bir adam eleştirilmekten korkmaz ve tartışmadan kaçmaz. Bizler, içimize demokrasiyi sindirememiş insanlarız. Çünkü kendimize o kadar çok güveniyoruz ki bir yerde bir yanlış yapabileceğimizi bile düşünmüyoruz. Birileri üstümüze geldi mi hemen yırtıklaşıveririz, içimizdeki terbiyesizlik kalıplarını ortaya döküveririz. Şairin folklora uyguladığı bir formülü biz de haddimiz olmayarak siyasete uygulayalım: “Yırtıklık demokrasiye düşman.” Televizyonu haber dinlemek amacıyla açtığınızda karşınıza çıkan üslup uygar bir insanı bir çırpıda canından bezdirecek bir üsluptur. Haklı olmak hiçbir zaman terbiyesizleşmeyi yasal kılmaz. Tersine, haklıysanız her şeyi tam bir dinginlikle rahat rahat ortaya koyabilirsiniz. Kendine güvenen insan onun bunun üzerine saldırır mı hiç? Kaldı ki bu toplumda bugünün koşullarında aralarında derin uçurumlar var gibi görünenler gerçekte aynı kesimlerin aynı amaçlarla yaşayan bir eli yağda bir eli balda insanlarıdır. Sorun bana kalırsa yalnızca ve yalnızca kimin hangi kesimin insanını ele geçirip ondan nasıl gelir sağlayacağı sorunudur.

Demokrat olmak bugünkü anlamda uygar insan olmanın, çağdaş insan olmanın birinci koşuludur. Demokrat olmak çok da büyük bir şey değildir. Demokrat olmak çok yönlü düşünüyor olmaktır, insandan korkmuyor olmaktır, toplumsal yaşamın koşullarına uyma eğiliminde olmaktır, öncelikle de başkalarına saygılı olmaktır. Demokrat olmak yaşamın tüm sorunları karşısında rahat olmaktır, onların ancak elbirliğiyle çözülebileceğine inanıyor olmaktır. Demokrat olmak insandan korkmuyor olmaktır, hayır demeyi bilmektir, olan bitene gülebilmektir ama hiçbir zaman kavuk sallamamaktır. Demokratsanız sizde olan bir takım yeteneklerin başkalarında da olduğuna ve başkalarının yeteneklerinden yararlanmanın zorunlu bir yaşam koşulu olduğuna inanırsınız.

Biz demokrasiyi rahmetli romancımızın deyişiyle kolay kolay dudaktan kalbe indiremeyeceğiz besbelli. Dünyamızda güzel bir çiçek gibi yaşayıp gidecek demokrasi. Toplumcu olacağız, insan haklarından yana olacağız, evrensel değerler adına mangalda kül bırakmayacağız, ama örneğin erkeksek bir kadın arkadaşımızla kadınsak bir erkek arkadaşımızla yürüyüşe çıkamayacağız, o ne derler korkusundan kendimizi kurtaramayacağız. Her sorunumuzu nikah dairelerinde çözümleyeceğiz: cici babalar, cici analar, cici baldızlar, cici yeğenler arasında mesut-bahtiyar yaşayıp gideceğiz. Yaşamın bizim için düzenlenmiş çarklarında dönüp durmanın kolaylığını her zaman bir gerçeğin peşine düşmenin, bir doğruyu aramanın güzelliğine yeğ tutacağız.

CEVAP VER