Emeğin karşılığı ya da demokrasi örneği

PAYLAŞ

İşe gidip geliyoruz, her gün sekiz saat, haftada kırk saat hiç de kolay olmayan işlerde çalışıp duruyoruz. Bu çalışma günlerce, haftalarca, aylarca hiç şüphesiz yıllarca devam edip gidiyor. Peki, bir işte çalıştığımız zaman, o çalışmanın karşılığı olarak aklımıza ne gelir dersiniz? Bir işin sonucunda duyulan mutluluk kendisini ne şekilde gösterir?

O mutluluk kendisini yapılan işle ortaya çıkan eserle gösterir diyebiliriz. Bir ressam için yapmış olduğu resim, bir heykeltıraş için bir heykel, bir yazar için roman, şiir veya bir öykü kitabı, bir gazeteci için ise haberinin yayımlanması veya kamuoyunda bulmuş olduğu yankı, kısaca ulaşılan sonuç mutluluk kaynağıdır. Bir hekimin bir hastasını iyileştirmesi, sosyal alanda çalışanın o alanda yapmış olduğu yardımla ulaştığı olumlu sonuç da yapılan o işten duyulan hazdır. Bir öğretmenin yetiştirmiş olduğu öğrencisinin başarısını görmesi mutluluğun resmi olsa gerek.

Bu örnekleri uzatmak mümkündür. Peki, bir işçinin mutluluğu veya o işten aldığı haz, onu tatmin eden nesne nedir? Yıllar önce bir marangozhanede kısa bir süre çalışmıştım. Marangoz olarak çalışan bir arkadaşım vardı orada. Polis olmak için müracaat etmiş, kabul edildiğine dair de cevap gelmişti kendisine. Gel gör ki, karar veremiyordu, polis olarak mı yoksa marangoz ustası olarak mı çalışmalıyım diye soruyordu da, sorusuna cevap bulamıyordu. Tam bir ikilem içindeydi. Elinde kullandığı iş malzemesini sağa sola sallayarak, yapmış olduğu dolabın başında durmuş, dolabı bana göstererek “Polis olursam önümde duran şu dolabı yapamam ve yapmış olduğum işleri bir daha göremem, marangozluk zor ama hiç olmazsa ben bunu yaptım diyebiliyorum” diyerek karar verememenin sancılarını yaşıyordu. Daha sonra o polisliği mi yoksa marangozluğu mu seçti bilmiyorum. Ancak onun yapmış olduğu işten aldığı hazlardan birisi yapmış olduğu dolaplar, masalar, sandalyelerdi.

Yapılan işlerden duyulan manevi hazın en önemlisi Mustafa Kemal Atatürk gibi düşünerek “Bir şahsın yaşadıkça memnun ve mutlu olması için lazım gelen şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmasıdır“ da diyebiliriz.
Peki, işin manevi karşılığının dışında maddi karşılığı yok mu? Var tabii. Nedir diye sorulan soruya ay sonunda çalışılan sürenin karşılığı olarak alınan ücret, yani para diye cevap verebiliriz. Emeğin karşılığında alınan para hiç şüphesiz önemsiz değildir. Yaşadığımız kapitalist sistem içerisinde ele güne muhtaç olmadan yaşamanın aracıdır para.

Geçenlerde büroma bir hanım gelmişti. Yaklaşık 6 ay kadar bir temizlik işletmesinde temizlik işçisi olarak çalışmış, iş sözleşmesi bitirilmiş ve haklarının doğru ödenip ödenmediğini soruyordu. İlk etapta talep edilecek her türlü parayı talep ettim. Zira ne aldığını veya almadığını tam olarak bilmiyordu. Çalışmış olduğu eski işletmeye talep edilen paraların ödenmesi için tanımış olduğum sürenin bitimi sonrasında tekrar geldi.

Bu arada firmadan bana bir cevap gelmiş ve kullanılmadık izin günlerini hesaplayıp hanıma havale ettiklerini, diğer talep edilen paraların ise ayrıca ödendiği belirtiliyordu. Hanım özellikle noel ve izin parasının kendisine ödenip ödenmediğini bilmemekteydi. Sorularıma hala cevap veremiyordu. Her soruma cevap vermek için cep telefonuna sarılıyor, birisine, sormuş olduğum soruyu iletiyor, aldığı cevabı da bana söylüyordu. İyi ki cep telefonu var, yoksa saatlerce de konuşsak, sorularıma cevap alamayacağım diyorum kendi kendime.

Çalışmış olduğu aylara ait ücretlerin dışında ayrıca ek bir maaş daha ödendiyse, sonradan ödenen paralarla alacak paranın kalmadığını izah etmemi anlamıyordu. Cep telefonuna sarılıp da tek tek ödenmesi gereken paraların ödenip ödenmediğini sorduğu kişinin kim olduğunu sorduğumda eşini aradığını söyledi. Telefondaki eşi “aldım ben onu” diye telefonda cevap veriyordu. “Demek ki almışız” dedi.

Kendisine “sizin elinize çalışmış olduğunuz sürede ne geçtiğini bilmiyor musunuz” diye sordum. Aldığım cevap “Kocam bana göstermiyor ki” oldu. “Ücretiniz firma tarafından banka hesabına gönderiliyor, bankadan sorabilirsiniz, sormadınız mı” dedim. “Eşim istemez ki” dedi. “Banka hesap kartım da yok, eşimin hesabına gelir, bana da göstermez, sorduğum zaman da kavga çıkar, kavga veya tatsızlık çıkmasını istemem” sözlerini dile getirdi. Kendisi ile gelen kızı mı, gelini mi genç hanımla oturdukları sandalyeden kalkmış gitmeye hazırlanırken “Onca zaman çalıştınız, benim emeğimin karşılığı parayı görmek istiyorum demediniz mi” soruma ise “Başa gelen çekilir” diyerek odamı terk etti.

Hanımın odamdan ayrılmasından sonra onu ve Türkiye’nin en büyük toprak ağalarından biri olan ve sürekli demokrasi taleplerinde bulunan bir partinin eski genel başkanının marabalarını düşündüm de, onların katıldıkları seçim sonucunda ortaya çıkacak durumu gözönünde bulundurarak ortaya çıkan demokrasinin kalitesini sorgulamaya başladım. Bu tür insanların oyuyla bir ülkeye başbakan olanın Amerika tarafından “deliğe süpürülmeyip” kullanılmasının istenilmesi için yalvaranın tesadüf olmadığını düşündüm. Bir de her yıl kutlanan “Kadınlar Günü” kutlu ve mutlu olsun demeden kendimi alamadım.

CEVAP VER