Emek ve bayram notları

Daha sonraları, “Çalışma hakkı kutsaldır” dedik. “Çalışmak ibadettir” diye, yaşamımızı sürdürdük ve sürdürmeğe çalışıyoruz. Kula kul olmadan, bir yurttaş olarak da, başı dik geleceğe yürümek istiyoruz. Bu düşüncelerle bayramın ikinci gününde, ramazan bayramınız mübarek olsun, düşmanlık yerine, barış ve huzur getirsin dileyelim.

Üretmek sağlıktır. Üreten insan saygındır. Üretmeden asalak gibi yaşanmaz. İnsan, üretim sürecinde olgunlaşır, bunlar bizim neslin değer yargıları ve yaşama bakış açısı olarak belirtilebilir.

İki gün sonra, temmuz ayı sona erecek. Bildiğiniz gibi işçiler, 1 temmuz da yürürlüğe giren yeni asgari ücretle, çalıştıkları günlere ilişkin ücretlerini ilk kez alacaklar. Son yıllarda asgari ücret artışlarını, artık Bakanlar basın toplantısı ile açıklamıyorlar. Politik bir gelir getirisi yok çünkü bu açıklamaların. Ve daha çok asgari ücret artışının bir simit parasını aşıp aşmadığını değerlendiriyoruz. Bazen o simit parası da, daha cepe girmeden vergiye gidip, simidi de alamıyoruz ne yazık ki.

Ramazan ayına girerken, ramazan pidesi bile yüzde elli arttış gösterdi. Bırakın ulaşım ücretindeki artışı, çarşı pazarda ki, en asgari gereksinimlerdeki harcamaları bile fırladı. Türk-İş yıllardır, açlık ve yoksulluk sınırlarını açıklıyor her ay. Bir bayram günü, rakkamlara boğmayalım sizi. Ve cepe girmeden yok olan asgari ücret artışı ile iyi çalışmalar dileyelim.

Bayrama girerken, Ankara – İstanbul arası hızlı tren seferlerinin açılışı yapıldı. Ve ilk seferde tren arıza yaptı. En yüksek yöneticilerimiz, en yetkililer vardı. Neyse arızayı çabuk giderdiler ve yola devam edildi.

Sonra açıklama yapıldı. İhsan edildi. Üretimden elde edilen kardan mı dağıtılıyordu bilemiyorum. Bir hafta boyunca seferler bedava denildi. Hemen bir haftalık bedava biletler kapış kapış gitmiş. Gişelerin önüne gelen gereksinimi olanlara biletler bitti yok denildi. Televizyonda haberlerde aktarılıyordu. Biletler karaborsaya düştü diye. Bedava biletleri alanlar, 20 TL’den gişe yanlarında bekleyerek satmaya başlamışlar.

Üretmeden kazanmak. Yeni bir kavram olarak giriyor yaşamımıza ve de yaygınlaşıyor nedense. Rantla başlayan gelişmeler bu noktaya kadar gelebiliyor demek. Bu yeni insan tipi mi, günümüzde gelişen acaba. Bende, bu furyada üretmeden kazanmanın payımı alayım diye mi düşünüyor, kendince bu kişiler acaba.

Ramazan’ın son haftası İstanbul’daydım. Üç isim bir gecede bir araya gelecekti. Neyini ve düzenlemelerini, konserlerini izlediğim Mercan Dede, bu türkülerimi ülkemde kendi ülkemin insanlarına söyleyemiyorum diyen yine konserlerini izlediğim, CD’lerini dinlediğim Azam Ali, bizden Zara, Ramazan’ın son çarşamba’sı bir araya gelip, ramazana ve sufi geleneğine uygun bir konser vereceklerdi. Konseri izleyip öyle yola çıkayım diye gittiğimde, alınan “yas” kararı gereği ertelendiğini öğreniyorum. Ve ayrılıyorum.

Üç aya yaklaşacak, ekmek parası için, alın teri ile eve ekmek götürmek için, yerin altında çalışanları düşünüyorum. Giden 301 canı düşünüyorum. Söylenenleri ve geldiğimiz günlerde vaad edilenleri düşünüyor ve unutmayalım diye düşünürken bir haber. Soma’dan, önümüzdeki ay gerçekleşecek oy atma işlemi için, propaganda araçlarının şarkılarla, türkülele, yüksek sesli haporlerin yayınlarıyla , sokaklarda dolaştığını öğreniyorum.’Yas’ kararının uygulanması gereken yerde uygulanmayıp, uygulanmaması gereken yerde uygulanması karşısında, şaşırıp kalıyorum. Aynı araçların, propoganda için bayramda tur attığı Bigadiç’de, mezarlıkların yanından geçerken hiç değilse, müziği kapattıklarını da görüyorum.

Bu bir bayram şakası mı. Televizyonda söylüyor. Kadınlar sokakda kahkaha atmamalıymışlar. Bizler, “Gülmek sana çok yakışıyor” sözler gibi sözlerin yer aldığı türküler ve şarkılarla büyüdük. Kadınları aşağılayarak değil, el ele yürüyerek yetiştik. Gülmenin bile, neşenin yansıması bir kahkahanın bile, neredeyse ‘suç’ olacağı bir anlayış sergilenebiliyor günümüzde. Kadınların daha çok kahkaha atmasını dileyelim. Onların neşelerinin daha çok yaygınlaşmasını dileyelim. Çocukların bu kahkahalarla büyümesini isteyelim. Kahkahaları duyamayan kulakların açılması, göremeyen gözlerin görmesi, kahkayı tadamayan dillerin, kahkahakayı tanımasını dileyim. Onlara da nasip etsin diye bayramı kutlayalım.

Bayramlarda, küsler barışsın, ayrılıklar bitsin, kavga sona ersin, düşmanlık olmasın, düşmanlık körüklenmesin, barış olsun, kötü ve kem söz söylenmesin denirdi. Bizler bu söylemlerle büyüdük. Kızdıklarımızla kucaklaşır, kabahatliysek özür diler barışırdık. Bayramlarda yanlış anlaşılır diye yüksek sesle bağırarak bile konuşmazdık. Sevecenlik hakim olurdu, itmezdik, ötekileştirmezdik, küçümseyen ifadele kullanmazdık. Hep biz konuşmaz, biraz daha dinlemeğe ağırlık verirdik. Bunlardan nasibini alamayanların da, hiç değilse bayramda nasiplenmesini dileyelim.

Baba ocağı, memleket Bigadiç de, ilçenin merkezine eski adıyla “garaj kahvesi” vardı. Neredeyse 35 yılı aşkın süredir, bir arkadaşımız “mfy süleyman” işletirdi. Akşamları bir buluşma yeriydi. Süleyman bin bir hevesle ve yeni bir şeyler göstermek için de, çiçekler, ağaçlar dikerdi. Rezene yetiştirme, melisa kokularını yayma da dahil. Önceki çamların yanında dikdiği, asma da dahil diğer ağaçlar büyümüş, adeta kol kola girmişlerdi.

Yıkılacak burası dediler, içimden hemen bir eyvah sesi çıktı. Yine rant ve AVM çılgılığımı diye düşündüm hemen. Ankara da ve İstanbul da, son yıllarda gece yarıların da, adeta halkdan gizli ağaç kesmeler o boyutlara ulaşmıştı ki, ürküyordum. Dün bayramlaşırken Belediye Başkanına sordum, yıkılacakmış, o ağaçlar ne olacak dedim. “O ağaçların yaprağına zarar gelmeyecek” diye söz etti. Bunu söz olarak kabul ettim sevindim ve öyle bayramlaştık. Dilerim öyle olur.

Şimdi burada bir bayram günü yineleyerek bayramın tadını kaçırmak istemiyorum. Düzce bir din adamı, camide cuma hutbesinde, işçi – işveren ilişkilerin de, işçileri öyle bir tanımlıyor ve onları bir başka tür yaklaşımla anlatıyordu ki, utanarak ve şaşırarak okumuştum gazetelerden, bir din adamı nasıl böyle düşünür ve hutbesinde böyle açıklamalar yapabilir diye. Bazı programlarda da eleştirmiştik.

Son teravih namazı. Yer yine Bigadiç, en eski camilerden Yeşilli Camii’sindeyim. Namaz öncesi, hoca vaaz kürsüsünde vaazını veriyor. “İşverenin malını işçi koruyacak. İşveren, işçinin emeğinin karşılığı ücretini de eksiksiz ödeyecek” diyor. Biraz şaşırmıyor değilim. Ama seviniyorum da. İşçinin alnının teri kurumadan ücretinin ödenmesi gerekliliği belirtilirken, hocanın bunu kürsüde söylemesi doğal. Bu doğru yaklaşımların da aktarılması ve anlatılması, dile gitirilmesi karşısında , bunlar da oluyor diye de seviniyorum.

Seviniyorum, öte yandan bazı işyerlerinde işçilerin işe alınırken, müfettiş geldiğinde işe yeni girdiğinizi söyleyeceksiniz ya da kaybolacaksınız, ona göre denilerek işe alınıp, sigortaya bildirimlerinin de eksik bildirildiğine ilişkin açıklamaları duyunca da üzülüyorum. Endüstri ilişkilerinde, çalışma aşamında hala bu kafa ile hareket edersek, oruç tutmanın ne anlama geldiğini sormak istiyorum.

Bu arada, yazının sonuna yaklaşırken, televiyonda bir kanaldan söylenen türkülerin sözleri takılıyor kafama. Diyor ki,

“Yoksulun dermanını bul getir, git ara bul getir.” Yaşam deneyimlerinden gelen değerlerin yansıması, türkülerin sözlerine yansımış, “bul getir” diyor. Biz daha bunu duyamayanlara, bayramınızı nasıl geçiriyorsunuz diye sorsak diyorum.

Bu düşüncelerle bayramı geçirirken, Emeğin saygı gördüğü, yardımın vereni mağrur, alanı mağdur etmediği, alınteri ile kazanmanın değerlerinin yaygınlaştığı, üretmeden kazanma yollarının kurnazlık ve akıllılık olarak algılanmadığı, bağırmaların yerini karşılıklı konuşmaların, bir birini dinlemenin, hep itham etmek yerine, hak vermek gerekliliğinin de unutulmadığı, itmenin, ötekileştirmenin, küçümsemenin yerini kucaklaşmanın aldığı, savaşların unutulduğu, düşmanlıkların körüklenmediği, barış çiçeklerini yeşerdiği bayramlar dileyerek, bu bayramların özlemini çekme yerine, bu bayramları yaşamak için, bayram olsun diyorum.

Bayram şekeri yerine, Bigadiç’in sadece ramazan da çıkan, “susamlı helva”sı ile ağzımızı tadlandırarak, Ankara’ya doğru yola çıkmadan, bağırmaların yerini kucaklaşmanın aldığı günlere doğru diyerek, bu yazıyı da noktalayıp, tadınız kaçmasın diliyorum. Dilemekle de kalmak istemiyorum. Bunu hep birlikte beraber sağlayalım istiyorum.

Daha iyi bayramlara da ulaşmak üzere.

_________________________

Bigadiç. 29 Temmuz 2014. Salı. ismail.bayer1@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here