Emperyalist güçler arasında

Türkiye ekonomisi üzerinde yapılan tahlillerin kısırlığı iki yöntem hatasından kaynaklanmaktadır. Birincisi ekonominin çevre dokudan, dünya sisteminden izole edilmiş olarak ele alınması; ikincisi ise analizlerin kısa dönemli görüntüsü ile iktifa edilmesidir. Bundan dolayıdır ki, 2000 IMF-Derviş programı salt Türkiye açısından ele alınarak, programla dünya ekonomisi bağlamında Türkiye’ye nasıl bir rol biçildiği anlaşılamadığı gibi, bu koşulla bağlantılı olarak da, söz konusu programın kısa ve uzun vadeli etkileri ve karşılıklı etkileşimleri öngörülemedi. Komünistlerin şimdilik tarih sahnesinden çekildiği ve küreselleşmiş dünyada emperyalistlerin cirit attığı ortamda Ortadoğu gibi yerkürenin en civcivli yerinde konuşlanmış olan Türkiye’nin her sıkışıklık anında imdadına koşulacaktı, ancak doğal olarak da bunun bir bedeli olacaktı. Mesele, sağlanan yarar ile katlanılan maliyetin karşılaştırılmasından ibarettir. Ne var ki, Türkiye’ye sağlandığı düşünülen olanakların kısa vadeli yararı siyasal erkin avantajına olurken, uzun vadede karşılaşılan bedel ise tüm ülkeye maliyet yıkar. Örneğin, IMF-Derviş programının siyasal erke nasıl bir olanak sağladığını, bunun karşılığında ise ülkenin bugün 450 milyar doların üzerinde borçla karşı karşıya gelmiş olduğunu acı şekilde görmüş oluyoruz. Anlaşılan o ki, bu tür programlarla bir bakıma siyasal erkin yaşam süresi ülkenin emperyalizme sağlayacağı bedel ile değiş-tokuş edilmektedir.

Siyasal erkin çıkarı ile ülke yararının dengelenmesi ancak güçlü parlamenter sistem ile olanaklıdır. Parlamenter sistemin zayıflatıldığı ve lider yönetiminin ağırlık kazandığı durumda ülke yararı aleyhine siyasal erkin yaşam süresinin uzatılması görüşünün ağırlık kazanma olasılığı yükselir. Lider yönetiminde liderin danışmanlarının denetlenememesi de çok tehlikeli biçimde emperyalizmin ülke ekonomisine duhulünde önemli rol oynar. Böylesi durumlarda kararların hızla alınmasının ekonomi açısından önemi öne çıkarılarak lider modeli için toplumsal destek sağlanabilir. Oysa siyasi karar organı salt ekonomi alanında karar almadığı gibi, sermaye sahiplerinin çıkarı da ülke çıkarı ile özdeş olmayabilir.

Parlamenter sistemi dışlayıcı lider yönetim biçimi, siyasal kararlarda hâkimiyet oluşturma amacıyla sermaye sahiplerince olduğu kadar, özellikle de emperyalistler tarafından da güçlü bir şekilde desteklenir. Ünlü siyaset bilimcisi Poulantzas’ın “blog yönetimi “adını verdiği bu sistemde parlamento zayıflatılmış, icra heyeti oldukça küçültülmüş, böylece sermaye karar ve tercihlerinin üst siyasi karar organına kısa yoldan iletilmesi sağlanmış olur. Anılan sistemde üst siyasi karar organına ciddi engelle karşılaşmadan kısa yoldan ulaşan salt iç burjuvazi olmayıp, hatta ondan da önce, emperyalist güçtür. Burjuvazinin ve emperyalizmin talep ettiği siyasi kararlar toplumsal yarara uygun olamayabileceği gibi, tümüyle aykırı, hatta aleyhte de olabilir. Özelleştirme ve yabancılaştırmalarda Danıştay’a açılan davaların “toplumsal yarar” ilkesine dayandırılarak kazanılmış olmasının temelinde bu zıtlık yatmaktadır. Daha da gerilere gidersek, önceleri özelleştirmeler için parlamento kararı gerekirken, daha sonra Bakanlar Kurulu kararı uygun görüldü, son aşamalarda ise ilgili bakanın mütalaası yeterli sayıldı. Yaşamımda böylesi mütalaasına başvurulan bir bakan olmam en acı kaderim olurdu!

Görülüyor ki, dünya ekonomi sisteminin yaygınlaştırılması ülkelerin siyasi erklerinde ve ulusal kararlarında çoğu halde hakların aleyhine değişimlere yol açmaktadır, çünkü küreselleşme emperyalizmin ticari ve sermaye hareketleri ile çevreye yayılması operasyonudur. Üstelik bu operasyon yüzeyde ekonomik araçlar ve usullerle yansıdığından, altta cereyan eden işlemlerde çevreden merkeze yapılan kaynak aktarımı perdelenmekte ve toplumsal algılama dışında tutabilmektedir. Bu nedenle, özellikle günümüzün ekonomik ve siyasi işlem ve operasyonlarının parlamenter sistem çerçevesinde aleni olarak yapılması ve denetlenmesi halkın yararı adına vazgeçilemez koşuldur.

Kapitalizmin sıkışması ve küreselleşme ile gündemi işgal eden prekarya kavramı günümüz koşullarında salt göçmen ya da yerli emekçi için geçerli olmayıp, sermaye için de geçerlidir. Zira günümüz koşullarında ülke içinde emeğe başat olan sermayeye analojik olarak emperyalist sermaye de gelişmekte olan ekonomi sermayesine başattır. Ondan dolayı gelişmekte olan ekonomilerde ulusal yararın korunmasında güçlü parlamenter sistemin kaçınılmazlığı açıktır. Emperyalist güçler arasında ekonomi yönetimi riskli sularda yüzmeye benzer; koşullar ve uygulama klasik kitap bilgilerine sığmadığı gibi, yüzeysel görüntü parlaklıkları derindeki çöküşleri örterek bir süre gizler. Riskli yürüyüşte gizemli çöküşler ancak güçlü parlamenter sistem ve kuvvetler ayırımı ile olabildiğince hafifletilerek, toplumsal çıkar korunabilir.

Okuyucuya not: bir değerli okuyucum geçen yazımdaki sözcükten ayrı yazılmış “ki” yanlışlığına işaret etmiş. Hata için özür diler, ikaz için teşekkür ederim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 × five =