EN BÜYÜK ÖĞRETMEN TARİHTİR

24 Kasım, bir arkadaşımın verdiği bilgiye göre, Kenan Evren’in ihdas ettiği bir gün olduğundan yaygın olarak kutlanmamaktadır. Dünya öğretmenler günü ise 5 Ekim olarak bilinmektedir. Ona rağmen, biz dün bu kutlamayı yaparak, istihdam edilemedikleri için gözyaşı döken, istihdam edilirken geçinemedikleri için ek iş arayan, toplumsal-insanî faaliyetleri nedeniyle varsıl kesime ve siyasete ters düştüğünden dolayı yaşamı zorlaştırılan hatta yargıya götürülen, kıt kanaat geçinmeye çalışırken sinema-tiyatro gibi kültürel faaliyet arzularına gem vuran, ona rağmen tüm vefakâr davranışlarıyla topluma can vermeye çalışan tüm eğitim-öğretim kadromuzu kalben kutladık. 

Devlet adı verilen siyasal-yönetsel örgütün tarih sahnesine çıkması kapitalizmin ürünüdür. Kapitalizm öncesi dönemlerde tüm toplumlarda yönetsel sorunlar toplumun ileri gelen kişisi ya da ufak gurubu tarafından götürülmeye çalışılmış olup, günümüzde devletsel erk olarak tanımlanabilen yasama, yürütme, yargı vb erklere söz konusu kişi ya da guruplar sahip olmuştur. Ulus devlet yapısına geçildiğinde mülkiyet dışında tüm erkler devlet aygıtına terk edilmiş olmakla beraber, söz konusu erklerin kullanımı için devlet aygıtının parasal kaynağa gereksinme duyması, devlet karşısında mülk sahiplerini güçlü konuma sokmuştur. Kapitalizmle netleşen sınıflı toplumlarda sömürülen sınıfların örtülü olarak baskılanıp sisteme sadakatinin sağlanması devletin kutsanması ile perdelenmektedir. Kimi Batılı sosyolog ve sosyal politikacılar sınıflı toplumlarda gücün varsıl kesimde toplanmayıp, tüm toplumda yaygın olarak kullanıldığı görüşü ile devletin başat sınıfın aracı olmadığı, tüm topluma hizmet verdiği görüşü hâkimdir. Çoğulcu demokrasi görüşü ile temsil edilen bu yaklaşıma göre, toplumda yaygınlaşan farklı güç odaklarının vatandaşlık bilinci etrafında şekillenen ulusal çıkar görüşü ile devlet yapısı ve işleyişi üzerinde kolektif etki oluşturarak burjuva demokrasisinin işletildiği savlanmaktadır. Siyasal erkin eğitimcilerin karşısında olması, burjuva demokrasisinin ne tarz bir yönetim olduğunu ortaya koymasından kaynaklanır. Ülkemizde yaşanan gerçeklikler bir yana, küresel kapitalizmin işleyişi devlet aygıtının emek karşısında sermaye kesiminin yanında olduğunu tüm çıplaklığıyla kanıtlamaktadır. Hal böyle olunca, sistemin işleyişinin ve devlet aygıtının meşruiyetinin sağlanması adına bazı kamusal uygulamalar perdelenerek, bazıları da aldatıcı ifadelerle çarpıtılarak topluma kabul ettirilip devlete ve ülkeye sadakat sağlanmaya çalışılmaktadır. Acaba hiç değilse bir gün, “burjuva demokrasisi” ya da “aydınlanma” ifadelerinin tarihin hangi aşamasında emek sömürüsünün perdelenmesi amacıyla ortaya atıldığı ve o zamanlardan beri hemen hiç irdelenmeden kullanıldığını düşündük mü?

Örtülü sadakatle sürdürülen devletin işlemlerinin net olarak anlaşılmasında tarihe çok şey borçlu olmamıza rağmen, birikimli gelen bilgimizi kullanmadaki ataletimiz karşısında, ekonomik güçlerin topluma karşı açık oynama korkusuzluğu devlet aygıtının gerçek yüzünü açığa çıkarmaktadır. Yaşadığımız son olayla devletin kimin yanında olduğunu görebiliriz. Son karara göre, termik santrallerin bacalarına filtre takılma işleminin 2,5 yıl ertelenmesi, mecazî anlamda, sanki hasta garantisi verilen şehir hastaneleri müteahhitlerine müşteri sağlama amacı taşımaktadır. İşin özüne ve mecazî anlamına girmeden, mantıksız bir muhakeme ile şehir hastanelerinin termik santral alanlarında yaptırılmadığı savı ile siyasiler yine seçmeni kandırabilir. Ne ilginçtir ki, hastane müteahhide yaptırılmakta ve bütçeden para çıkmadı söylentileri ile halka mesele yanlış ya da çarpık aktarılmakta, halk sağlıklı olduğunda hastaneye gitmediği için, hasta olduğunda ise hastaneye gittiği için hesapsız-kitapsız yürütülen işlerin yüksek maliyetlerine katlanarak yandaşlara kaynak aktarmış olmaktadır. Yandaşların böylesi ihaleleri almalarının da anlık siyasette bir karşılığı, tarihsel süreçte de bir bedeli olsa gerek! Şimdi soralım: devlet vatandaşların sağlığından sorumlu değil midir? Örneğin, halk sağlığına ağırlık verilip, çevre koşulları iyileştirilerek halkını sağlıklı yaşam koşullarına kavuşturmakla sorumlu olması gereken devlet, tam tersi bir davranış sergileyerek termik santrallerin faaliyet gösterdiği alanlardaki vatandaşların zehir solumalarına yol açacak şekilde davranabiliyorsa kimin yanındadır? Emme-basma tulumba gibi, sanki müteahhide hasta vadi ile hastane yaptıran ve büyük bir vatandaş kitlesini zehir solumaya zorlayan bir devlet nasıl yorumlanabilir? Üstelik termik santralle havaya saçılan zehir bitkiler de dâhil tüm çevreyi zehirlemekte ve ekonomiye büyük zarar vermektedir. Ne ilginçtir ki, termik santrallerin üretimi ve hastalanan vatandaşların tedavi masrafları ulusal gelire katkı olarak girerken, kaybolan insan sağlığı ve zehirlenerek değer yitiren toprak ve ürün kaybı ulusal gelire negatif olarak yansımakta, sanki gizlenmektedir. 

Cumhurbaşkanı öğretmenler günü mesajında çok doğru söylemiş. Cumhurbaşkanı bir yerde demiş ki, “Öğrencilerine rol model olan öğretmenlerimiz öğrencilerinin kişiliğini, hayata ve insana bakış açısını da şekillendirmektedir.” Cumhurbaşkanı çok haklı da, öğrencilere ve tüm halka rol model olan salt öğretmenler değil ki! Öğretmenlerin mutlak rolleri yanında, toplumda öne çıkan tüm ünlü kişiler, bu arada siyasiler, sanatçılar, sporcular vs gibi kendileri bir türlü yıpranmadan TV kanallarını yıpratanlar da rol modeldir. Bazen düşünmeden edemiyorum, acaba toplumuzda giderek derinleşen ve yaygınlaşan hırçın ve kavgacı konuşma şekli, hırçın ve kavgacı davranış modeli nerelerden insanlarımıza, özellikle de gençlerimize yansıyor, bir türlü çıkaramıyorum! Toplumsal şekillenmede derinden etkili olan tüm rol modeller bugün kendilerini gizleyebilseler de yarın mutlaka tarihin yargı sahnesinde yerlerini alacaklardır. Hiç unutmamamız gereken çok önemli bir arşiv, bir zamanlar Hitler ve Mussolini halka hitap ederken, dönemin en demokratik iki anayasasından birinin Almanya diğeri ise İtalya anayasası olduğunu, belki de yürekten inanarak söylemiş oldukları unutulmamalıdır. Tarihin arşivi silinemez ve nesilden nesile taşınır. Ne acıdır ki halk yığınları tarihi değil, anlık görüntüyü değerlendirir ve kanaatini one göre verir. “Yetmez, ama evet” taifesinin cehaleti ve aymazlığı da budur! Ne olurdu insanlar halk nezdinde popüler olma sarhoşluğundan kendilerini arındırıp, tarihi okuyabilme bilgeliğine ulaşmayı becerebilselerdi!

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.