En zenginler ve en fakirler

PAYLAŞ

TÜRKİYE’DE SOSYO-POLİTİK FARKLILAŞMA: EN ZENGİNLER VE EN FAKİRLER

Uluslar arası kuruluşların her yıl yayınladığı listelerde farklı ülkelerdeki milyarderleri tespit edeler. Bu aşamalı olarak ilk 100’ü, 500’ü ve 1000’i belirlenir. İki tür değerlendirme yapılıyor. Birincisi şirketlerin büyüklüğü, yatırımları, kar oranları vb bazı alınarak yapılan hesaplar, ikincisi ise kişisel servetleri temel alınarak yapılıyor. Böylelikle dünyayı aslında kimin yönettiği ve zenginliklerin kimlerin elinde toplandığını, uluslar arası kuruluşların kimler tarafından yönetildiğine dair önemli veriler sunarlar. Bu veriler aslında 6 milyar insan içerisinde belki de en fazla 50 bin kişinin bir elit tabaka olarak dünyayı nasıl yönettiğini ortaya koymaktadır.
Yayınlanan raporlarda Türkiye’de çok sayıda kişi yer alır. Genellikle alışık olduğumuz aileleri veya bu ailelere yakın isimleri buluruz. Bu elit tabaka, ekonomik ve politik ilişkiler üzerinde hemen her zaman söz sahibidir.
Sorunu daha iyi kavramak için somut veriler aktarmakta yarar var. DİE’nin, “Gelir Dağılımının Paylaşımı” adı altında hazırladığı istatistikî veri: ‘GSMH’dan kimler hangi düzeyde yararlanıyor’ sorusuna en iyi yanıtı vermektedir. Ülke nüfusu ekonomik gelişmişlik düzeyine göre 5 bölüme ayrılmış ve yıllara göre GSMH’daki payları ortaya konarak şu sonuçlar çıkartılmış:
Tablo-1: Gelir Dağılımının Toplumsal Kategorilere Göre Yüzde Oranları
Hane Halkı 2002 2003 2004 2005 2006 2007
En düşük%20 5,3 6,0 6,0 6,1 5,1 5,8
İkinci%20 9,8 10,3 10,7 11,1 9,9 10.6
Üçüncü%20 14,0 14,5 15.2 15.8 14,8 15,2
Dördüncü%20 20,8 20,9 21,9 21,5 21,5 21,8
En yüksek %20 50,1 48,3 46,2 44,1 48,4 46,9

Türkiye’de gelir dağılımındaki adaletsizliğin paronomasını çizen bu tablo bize neyi anlatıyor. 2002 yılından 2007 yılına kadar sunulan veriler, 5 gruba ayrılmış sosyal katmanların alım gücünü ortaya koymaktadır. Birinci grup, yani toplum nüfusun %20’sini oluşturan 14 milyon insan fakirlik sınırının altında bir yaşama sahip. Bu kesimin GSMH’dan aldığı payın, yıllara göre dağılım ortalaması %5,3 ile %6,1 arasındadır.
Fakirlik sınırında olan ikinci grup yine 14 milyonluk bir kesimin yıllara göre GSMH’dan alacağı ortalama pay % 9,8 ile % 11,1 arasında değişmektedir, Diğer bir ifade ile Türkiye nüfusunun % 40’ı yani 28 milyonu fakir veya fakirlik sınırın altındadır.
Nüfusun beşte biri yani üçüncü grubu oluşturanlar ya da halk deyimiyle ‘orta direk’ olarak adlandırılan kesim fakir kesimlere yakın olan kısmı oluşturuyor. Bunların da GSMH’dan aldıkları payın yıllara göre ortalaması % 14,0 ile 15,8 arasında değişmektedir.
Yaşam standartları bakımından orta düzeyin üzerinde olan ve ekonomik olarak nispeten iyi sayılabilecek durumda olan 4.grubun gelir dağılımındaki payı %20,8 ile % 21,8 arasında olduğu anlaşılıyor.
5 grup olarak belirlenen ve diğerleri gibi nüfusun beşte birini ( %20’si) oluşturan kesim gelir dağılımında en yüksek payı almaktadır. Yıllara göre aldığı pay oranı %46,2 ile %50,1 arasında değişmektedir. Son en zengin grubun kendi içerisinde ayrıca sınıflandırmalara almak mümkündür, Ancak verilen kategorik gruplara göre değerlendirmek somut bir fikir edinmemiz bakımından yayarlı olacaktır.
Ekonomik olarak toplumun bu kesimi oluşturan grup aynı zamanda ülke ekonomisi üzerinde söz sahibi olan tekelleşmiş ya da tekelleşmeye çalışan kesimleri temsil etmektedir. Bu istatistikî verinin ortaya koyduğu diğer bir gerçek, üretim araçlarına sahip olan ve nüfusun sadece %20’sini oluşturan kesim, gelir dağılımında elde ettiği pay %50,1’ken, geriye kalan ve nüfusun % 80’ini oluşturan kesimin gelir dağılımındaki payı % 49,9’dur. Toplumun yüzde 20’nin payı geriye kalan %80’nin payına eşit olduğu görülüyor. Öyle ki en zengin grup, en fakir gruptan tam 8 kat, ikinci gruptan 5 kat, üçüncü gruptan 3 kat daha fazla gelir dağılımında pay almaktadır. Yani eşdeğer hanehalkı kullanılabilir gelirine göre oluşturulan yüzde 20’lik hanehalkı gruplarından en yüksek gelire sahip gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay % 46,9 iken, en düşük gelire sahip gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay % 5,8 olarak gerçekleşmiştir. Özellikle son 2006-2007 verileri dikkate alındığında, son yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay, ilk yüzde 20’lik gruba göre 8,1 kat daha fazladır. Aynı gösterge 2006 yılı sonuçlarına göre 9,5 kat olarak hesaplanmıştır. 2007 yılı sonuçlarına göre ise 7,2 kat daha fazladır.
Forbes dergisinin verilerine göre, Türkiye’nin zenginliklerine el koyan ve ‘milyardeeler’ lisetesinde yer alan 100 kişiden bir kaçının ismi şöyle: Koç ailesinden Semahat Arsel, Rahmi Koç ve Suna Kıraç, Sabancı ailesinden Suzan Sabancı Dinçer, Şevket Sabancı, Ahsen Özokur, Aydın Doğan, Deniz Şahenk, Erman Ilıcak, Faruk Eczacıbaşı ve Turgay Cine, Tuba Yazıcı, Kazım Türker, Mehmet Avni Kiğılı ve ayrıca Habaş Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Rüştü Başaran ve BİM Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Latif Topbaş. Bunların kişisel serveti ise 111 milyar dolarak civarında olduğu belirtilmiş.
Forbes’e göre 25 aile toplamda 60 milyar dolarlık bir serveti yönetirken, listede toplam serveti milyar dolar sınırını aşan 17 aile bulunuyor. Ayrıca servetlerini vakıflar altında koruma altına alan bu tekeller içerisinde vakıfların en varlıklısı Vehbi Koç Vakfı iken, Koç Holding ve şirketlerindeki hisselerinin toplam değeri 657 milyon dolar düzeyinde bulunuyor. 2009 yılında kurulan Ahmet Nezahat Keleşoğlu Vakfının, Selçuk Ecza Holding ve Selçuk Ecza’daki hisselerinin değeri 500 milyon dolar. Hacı Ömer Sabancı Vakfının, Akbank ve Sabancı Holding’deki hisselerinin toplam değeri ise 436 milyon dolar.
Tablo-2: GSMH Kişi Başına Düşen Gelir
Hane Halkı GSMH’daki Pay GSMH’daki Pay
(Yüzde) (Yüzde) (Cari Dolar)
En Fakir%20 4.9 714.8
Fakir % 20 8.6 1254.5
Orta Direk % 20 12.6 1837.9
Zengin % 20 19.0 2771.5
Çok Zengin % 20 54.9 8008.2

Toplumun en zengin kesimi olarak ifade edilen ve GSMH’nın % 54’üne sahip olanların kişi başına milli gelirden alacakları pay 8008,2 dolardır. Bu, en fakir kesimi oluşturanlardan on bir katı, fakir olanlardan 6 kat, orta direk olanlardan 4,5 kat, zengin olanlardan 3 kat fazladır. Nüfusun %20’ni oluşturan bu sermaye gruplarının milli gelirden aldıkları pay, nüfusun %80’ni oluşturandan 1,4 kat daha fazladır. Aradan yaklaşık 7-8 yıl geçmesine rağmen yukarıdaki grupların GSMH’da aldıkları pay hemen hiç değişmemiştir. BU verilerde dikkat çekilmesi gereken birkaç nokta söz konusudur. Örneğin Hakkâri ilinin GSMH’daki payı kişi başına 172 dolarken, bu oran Şişli’de 70 bin dolar civarındadır. Hakkari’de en fakir kişinin GSMH’daki payı 60 dolarken, Şişli’de en fakir görünen payı 800 dolar civarındadır. Zenginlik bakımından da aynı durum geçerli olup, 5 gruba alınanların yüzde birimlerin genel ortalaması alınmaktadır. Özellikle ’Zengin ve Çok Zengin’ler grubunu oluşturanlar içerisinde de önemli bir farklılık olup genel otalaması alınmıştır.

Tablo-3: Dört Kişinin Aylık Ortalama Gıda Harcaması-TL/2005-2009

Yıl Açlık Sınırı Yoksulluk Sınırı
2005 527,20 1.717,2
2006 575,79 1.875,54
2007 642,10 2.091,52
2008 720,66 2.347,39
2009 749,49 2.441,33

Türk-İş tarafından hazırlanan 4 kişilik bir ailenin açılık ve yoksulluk sınırı, ekonomik göstergelere göre belirlenmiş. 2005 yılında ortalama aylık açlık sınırı 527 TL, 2009 yılında ise bu oran 749 TL olarak tespit edilmiş. Yani 2005 yılında kişilik ailede bir kişinin açlık sınırı131 TL, 2009 yılında 187 TL olarak tespit edilmiş. 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırında yaşamını sürdürebilmesi için aylık ortalama gelirinin 2005 yılında 1.717 TL, 2009 yılında ise 2.441 TL olarak belirlenmiş. Söz konusu bu veriler açlık ve yoksulluk sınırlarının birbirinden farklılığını ortaya koymak bakımından da önemlidir. Çünkü bu iki kavram günlük yaşamda aynı düzeyde kullanılmaktadır.
Dünya Bankası’nın ‘Dünya Gelişim Raporu 2006’ verileri de Türk-İş’in yapmış olduğu araştırmayı doğrulamaktadır: “Türkiye’de 71 milyonluk nüfusun yaklaşık 3,5 milyonunun günlük geliri 1 doların altında kalıyor…” tespitini yapıyor. Ülkelerin aşırı yoksulluk ve açlık sınırında yaşayan nüfus düzeylerini gösteren tabloya yer verilen raporda, “…Türkiye nüfusunun yüzde 4,8’i, satın alma gücü paritesine göre günlük bir doların altında gelirle yaşamını sürdürüyor. Türkiye, 90 ülke arasında günlük 1 doların altında yaşamını sürdürmeye çalışan nüfus yoğunluyla 54’üncü sırada yer alıyor. Buna göre, Türkiye, Azerbaycan, Arjantin, Mısır, Ukrayna, Gürcistan, Kosta Rika, Arnavutluk, Cezayir, Ermenistan, Bulgaristan, Şili, Hırvatistan, Dominik Cumhuriyeti, İran, Jamaika, Kazakistan, Kırgızistan, Kore, Malezya, Romanya, Polonya, Slovakya, Slovenya, Tayland, Tunus ve Uruguay’ın da içinde yer aldığı 36 ülkenin gerisinde kalıyor… 132 ülke arasında Türkiye, Dünya Bankası’nın Atlas Metoduyla yaptığı hesaplamaya göre 268,7 milyar dolarlık ulusal geliriyle 20’inci sırada yer alıyor. Türkiye, yine aynı yöntemle hesaplanan kişi başına düşen 3 bin 750 dolarlık ulusal gelir düzeyiyle ise 45’inci sıraya düşüyor. Türkiye, satın alma gücü paritesine göre hesaplanan 551 milyar dolarlık ulusal gelir düzeyiyle de 131 ülke arasında 17’inci sıraya yerleşti. Satın alma gücüne göre hesaplanan kişi başına düşen ulusal gelir açısından 7 bin 680 dolarla 49’uncu sırada bulunuyor. Kişi başına büyüme açısından yapılan sıralamada ise, Türkiye yüzde 7,4 büyüme oranıyla 22’inci sırada” yer alıyor.
Nüfusun esasen beşti birinin çok altında olan bu grup bütün zenginliklere sahipken, yoksullar kategorisinde olanların durumu ise tahmin edilenden kötü olduğunu somut verilerle ortaya koyabiliriz. Örneğin, DİE’nin Şubat 2005’te yapmış olduğu bir başka araştıramaya göre ise “ 926 bin kişi gıda yoksulu, yani aç. Uluslararası ölçütlere göre ise 1 milyon 36 bin kişi 1 dolar, 2 milyon 82 bin kişi 2.15 dolar, 20 milyon 721 bin kişiyse 4,3 dolardan düşük günlük gelir sahibidir.” Ayrıca eski Devlet Bakanı Abdüllatif Şener’in Devlet İstatistik Enstitüsü’nün (DİE) araştırmasına dayanarak verdiği bilgiye göre “2002 yılı itibarıyla tam 20 milyon 721 bin kişinin ortalama günlük gelirleri 4,3 dolar (5,7 YTL), aylık gelirleri ise 129 dolar (167,7 YTL). Yoksulluk sınırının da, açlık sınırın da altındakiler onlar, bir başka deyişle en aşağıdakiler“ grubunu oluşturmaktadır. Türk-İş’in saptamalarını doğrulayan bu veriler, gelişmekte olarak gösterilen ve hatta dünyanın 20. Büyük ekonomisinden biri olarak gösterilen Türkiye’de toplumun açlık ve yoksullaşmasında ciddi bir artışın olduğu otaya çıkıyor. Bu aynı zamanda, ülkenin zenginliklerinin toplumun çok küçük bir azınlığını temsil eden bir grup tarafından ele geçirildiğini ortaya koymaktadır.
Ayrıca, ortaya konulan bu veriler, Türkiye toplumunun önemli bir ekonomik ve sosyal adaletsizlikle karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Bir yandan hızla zenginleşen küçük bir azınlık, diğer yandan hızla fakirleşen ve fakirlik sınırının altıda kalan büyük bir çoğunluk. Bu gerçeklik aynı zamanda toplumsal çelişkilerin hızla derinleştirilmesinin nesnel koşullarını hazırlamaktadır. Toplumun ekonomik koşullarının bozulması sosyal ve psikolojik yapısını da ciddi oranda etkilemektedir. Farklı ekonomik göstergelere sahip gruplar arasındaki ekonomik farklılaşmanın çok büyük aranda açılması, toplumsal çelişkilerin derinleşmesi için nesnel koşullar oluşturuyor. Ekonomik farklılaşmanın ve toplumun çok önemli bir kesiminde oluşan yoksullaşmaya karşı toplumsal refleksin en canlı somut örneği TEKEL İŞÇİLERİ’NİN DİRENİŞİNDE görmek mümkündür.
Toplumu yönetenlerle yönetilenler arasındaki ekonomik ve sosyal yaşantı-çelişki derinleştikçe, sistemle mücadele eden kuvvetler bakımından önemli avantajlar oluşmaktadır. Zenginler ve Fakirler arasındaki ekonomik ayrışma, politik, sosyal ve kültürel kategorik farklılaşmayı doğrudan etkilemektedir. Bu çelişkinin doğru değerlendirmesi de toplumsal hareketi örgütleme iddiasında olanların işidir. Söz konusu farklılaşmanın ‘kendiliğinden’ sonuçlar alması pek mümkün olmadığı da bilinen bir gerçeği oluşturuyor. Sistem, söz konusu çelişkilerin örgütlendirilmesinin tehlikesinin farkında olduğundan, toplumsal çelişkiyi özellikle İslamcı kurumların etkisiyle yeniden sistem içine çekmeye çalışmaktadır. Ortaya çıkan reel durumun sosyolojik-politik durumunun çok iyi analiz edilmesi, gerekli sonuçların çıkartılması ve buna uygun örgütlenme modellerinin de oluşturulması zorunlu ve kaçınılmazdır. Aksi takdirde boşluk, bugüne kadar olduğu gibi bundan sonrada çok farklı güçler tarafından doldurulacaktır.

CEVAP VER