ENDONEZYA… Cakarta’da hiç köpek yoktu! Ankara’ya döndük çoktu!

Endonezya’nın başkenti Cakarta’da altı yıl yaşadık da bir gün olsun sokaklarda başıboş gezen bir köpeğe rastlamadık!

Halbuki Ankara’ya geldiğimizden beri sokak köpekleri hakkında duyduğumuz olaylar kabus gibi! Neredeyse sokağa cıkamayacak hale geldik! Basından duyduklarımız bir yana konuştuğumuz herkesin bir köpek saldırısı hikayesi var. Baştan soylemeliyim ki köpek düşmanı filan değilim, aksine evcil olanları ben de sever, okşar, haklarını savunurum. Neyseki bizim sokaktakiler zararsız görünüyor. Ancak karşı karsıya olduğumuz saldırı hikayeleri de Ankara’nın gerçekleri!

Gecen yıl bir arkadasıma Dikmen Vadisi’nde yürürken birkaç köpek saldırdı ve kaçarken düşüp dizi parcalandı, iyileşmesi bir hayli zaman aldı. Yine tanıdık birisinin aynı civarda yürürken saldırıya uğraması sonucu ısırıldığı yer o kadar büyükmüş ki vücudunun başka bir bölgesinden kas nakli yapılmış.

Bir arkadasımın arkadası Batıkent’de iş sonrası evine yürürken köpeklerin toplu saldırısı sonucu üç ay hastanede yatmış. Neyseki elleriyle yüzünü korumayı aklı ettiği için yara almayan tek bölge yüzü olmuş, vücudu ısırıklar içinde kalmış. Eziyete bakın. Birkaç ay önce Botanik parktan geçen bir İngiliz kadın benzer şekilde saldırıya uğrayıp uzun uzun tedavi görmüş. Arkadasımın kızı okul sonrası eve dönerken 2 kez saldırıya uğrayıp kuduz aşısı yaptırmak zorunda kalmış. Babamı ise İzmir de gezdiği bir müzenin kapısındaki köpek ısırmış. Bu hikayelerin ardı arkası gelmiyor! Herkes belediyenin aldığı önlemlerin yetersizliğinden şikayetçi!

Ankara Çankaya Belediyesi ise yeterince önlem alındığını ancak 5199 sayılı yasa dolayısıyla yapacaklarının sınırlı olduğunu söylüyor. Zira yasaya göre belediyenin görevi başıboş köpekleri alıp kısırlaştırmak, aşılarını yapmak, küpelerini takıp tekrar alındıkları yere bırakmakla sınırlıymış.

Çankaya Beldiyesi 10 yılda 25 bin köpek kısırlaştırmış, sınırlı sayıda olan barınaklarındaki köpekleri sahiplendirmeye çalışsa da fazla talep yokmuş. Yurtdışında bu durumda olan köpekler belli bir süre sonra uyutulmaktaymış.

Aslında köpekler saldırmasa beraber yaşar gideriz Ankara sokalarında ne olacak! Herkese yetecek yer yok mu! Zaten insan da insana saldırmıyor mu, çok daha kötü şeyler yapmıyor mu diye düşünmüyor da değiliz ayrıca!

Endonezya’da köpek eti

Ben asıl Cakarta’da onca yıl neden sokaklarda köpek görmedik sözü oraya getirmek istiyorum!

Çünkü Çin de ve bazı Güneydoğu Asya ülkelerinde olduğu gibi orada da köpek eti yeniliyor!

Çin’in Güneyindeki Yulin kentinde iki bin yıldır süregelen geleneğe göre her yıl 21 Haziran’da gündönümünü kutlamak için dünyanın en vahşi festivali gerçekleştirilir. Sokaklardan toplanan köpekler binbir eziyet yapılarak, dövülerek öldürülür, canlı olarak derileri yüzülüp öyle pişirilirmiş. Bu eziyet eti daha lezzetli yaparmış! O festivalde 2009 dan bu yana 40 binden fazla köpek kesilmiş.Huylu huyundan vazgeçer mi! Yapılan onca prosteya karşın vahşi festival devam ediyor.

Endonezya ise çoğunluğu müslüman olan bir ülke olduğu için köpek eti yenildiği fazla bilinmiyor !Oysaki köpek eti orada da karaborsa gidiyor. Bahtsız köpekler sokağa düşmeden kasaba düşüyor.

Yulin gibi bir festivale rastlamadık ancak çoğunluğu Hıristiyan olan Sulawasi Adasında kasap vitrinlerinde fare, yarasa, domuz, maymun eti yanısıra köpek görmek de sıradanmış! Köpekler genellikle kesilip bekletilmez, kafesde canlı sergilenir, seçer kesilmesi sipariş edilirmiş!

Çin de olduğu gibi Endonezya’da da aynı inanç hakim. Dövülünce adrenalin hormonu yükselerek etin lezzetini artıyor. Bu nedenle işkence yöntemi aynı sadık dostlarımız köpeklere…

JAAN
Jakarta ‘da köpek eti yenilmesi konusundaki gerçekleri uzun yıllardır Cakarta’da yaşayan Kanadalı komşum Natalie Steward anlattı; kendisi iki arkadaşı ile beraber 2008 yılında JAAN-Jakarta Animal Aid Network’u kurmuş. Tamamen gönüllü olan ve bireylerin bağışlarıyla çalışan bu sivil toplum örgütü evcil ve vahşi hayvanlara yogunlaşarak, Endonezya’da hayvan refahını sağlamak ve geliştirmeye, aynı zamanda nesli tükenmekte olan hayvanları korumaya çalışıyor.

Yaptıkları en büyük kampanyalardan birisi Köpeklerin kesilmesine engel olmak. “Köpekler yiyecek değildir” sloganı ile çıktıkları yolda halkı bilinçlendirmeye ve bu konuya yasal bir dayanak sağlamaya çalışıyorlar.

Natalie’nin dediğine göre sokaklardan toplanan köpekler üst üste çuvallara tıkıştırılıp, kamyonların arkasına atılıp kesilecekleri yere götürülür, iyice dövüldükten sonra kaynatılıp kesilirmiş. Çiğ süt emmiş insanoğlunun lezzet ve boğazı uğruna yapmayacağı şey yok gibi görünüyor!

Yapılan işlemin insanlık dışı olmasıyla birlikte başka bir tehlike de yatmakta köpek etinde!

Yakalanan çoğu köpek aşısız ve kuduz virüsü taşımakta. Hijyen gözetilmeden işlem gören etin yenmesiyle beraber kuduz insanlara da bulaşmakta.
Natalie köpek etinin Manado-Solo ve Sumatra’da özel bir tad olduğunu, Endonezya genelinde ise haftada dört bin üzerinde köpeğin katledildiğini belirtiyor. Bunlardan 360’ı sırf Yogjakarta Sultanlar kentinde kesiliyormuş.

Hayvanseverler hem Yogyakarta hem de Cakarta sokaklarında zaman zaman toplanarak kedi ve köpek eti ticaretinin yasaklanmasını, hükümetin yasal tedbirler almasını istese, halkı da bu tüketimden vazgeçmeye çağırsa da henüz değişen bir şey olmadı!

Alışmış kudurmuşdan beterdir diye boşuna söylenmemiş! Kudurma riskine rağmen bu alışkanlık bazı yerlerinde,bazı etnik gruplar arasında devam etmekte!

Kimi ucuz, kimi lezzetli kimisi de vücut direncini artırdığı inancıyla ilaç niyetine köpek eti yemeye devam ediyor. Hindu inancında olduğu için en azından eskiden Bali Adasında güvendeymiş köpekler.. Ancak köpek eti ticareti yapanlar farketmiş durumu ve oraya da dadanıp sokak köpeklerini toplar-satar olmuşlar.

Köpekleri yazıp da Erdinç Utku’nun “Türkçe Ağlayan Köpek” öyküsünden bahsetmemek olmaz! Aynı adlı kitapdaki öyküde Türkiye’den Belçika’ ya götürülmüş bir Kangal Köpeğinin, sokakta çalışan işcilerin Türkçe konuştuğunu duyunca vatan özlemiyle nasıl havlamaya, bir tür ağlamaya başladığı ve sahibinin işcilerin yanına getirmesiyle susup, şiir dinler gibi konuşmalarını dinleyerek bütün gün hasret giderdiği anlatılır.

İnsana bu kadar yakın ve vefalı köpeklerin böyle eziyetlere mağdur kalması çok üzücü!

Hem Ankara sokaklarında aç susuz dolaşıp mağdur olmaları ve mağdur etmeleri, hem de yendikleri ülkelerde işkence edilerek tüketilmeleri!.

Komşum Natalie ve arkadaşları yaptıkları kampanya ile yıllarca Cakarta sokaklarında oynatılan makak maymunlarının çileli hayatına son verdi ve doğaya gönderilmelerini sağladılar. O gelenekten eser kalmadı Cakarta’da. Dünyada bu tür hayvansever ve gönüllü çalışan insanlar olduğu sürece köpekler için de umutluyum ancak yine de Ankara’da Dikmen vadisine ve Botanik parkına yürüyüş için gitmeye korkuyorum! Aslında Ankara trafiğinde karşıdan karşıya geçmeye bile korkuyorum!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ten − three =