ENDONEZYA… Oğlunun adını Kemal koyan özel kadına veda

ENDONEZYA… Oğlunun adını Kemal koyan özel kadına veda

0
PAYLAŞ

Kilise de tanıştım, kilisede veda ettim

Jakarta’ya beş yıl önce geldiğimizde tanıştığım ve arkadaş olduğum ilk insandı diyebilirim. Aramızda epey yaş farkı vardı, nerdeyse kızı yaşındaydım. Görür görmez ısındık birbirimize. Aslında tayini çıkınca bizden önce gelen eşim tanışmış, bize küçük bir çevre hazırlamıştı. O yüzden bizi tanıyor gibiydi, çok sıcak karşıladı. Yeni yerinizde en cok ihtiyacınız olan şeydir.

Cakarta’daki ilk pazar günümüzde Menteng’deki kilisede ayin sonrası, kahve muhabbeti sırasında “merhaba” dediğim çok özel kadına bir iki hafta önce yine aynı civardaki başka bir kilise, cenaze evinde (Rumah Duka Carolus) bir Cumartesi günü sonsuza kadar veda ettim!

Ankara’ya her yaz iki ay tatile gittiğimizde mutlaka bir cenaze törenine katılıp, bir arkadaş, bir akrabayı sonsuzluğa yolcularken bu şehirde beş yıldır katıldığım ilk cenaze töreni oldu.

Belirtmem gerekirse evde Hristiyan olan ben değilim, eşimdir.

Dinlerimizin ayrı olması evimize her zaman ayrı bir çoşku getirmiştir. Bizim bayramlarımız daha çoktur mesela.. Hem Şeker bayramı hem Kurban bayramımız vardır. Hem Chrismast (Noel) hem Paskalyamız vardır.

Hepsinde aynı bayram sevincini içten duyarak kutlar çocuklarımız, bu ortamı yaratırız onlara.

Cakarta’da yaşarken doğal olarak bu bayramların sayısı iki kat daha arttı. Altı resmi dinin kutsal günlerini tatil eden Endonezya’da Bali Hindularının bayramı Nyepi ( sessizlik günü) Buda’nın doğum günü Wasak, Çin Yeni Yılı da katıldı bayramlarımıza. Onları kutlamasak da tatillerinden faydalanır olduk, tanış olduk, kutlayanları kutlar, sevinçlerini paylaşır olduk. Bir nevi şarkıda özlendiği gibi “ Hayat bayram oldu” birden, insanlar el ele tutuştu..

İşte bu sebeple özel ve de kutsal günlerinde babaya eşlik eder, kiliseye gideriz biz de..

Çok güzel arkadaşlarımız olmuştur orada tanıştığımız, uzun soluklu..

Iris de onlardan birisiydi. Hollanda’da öğrencilik yıllardnda tanıştığı Endonezyalı kocası Jack ile Endonezya’nın en karışık günlerinde 1958’lerde, kacabilen kaçarken o dönmeyi, burada yaşamayı tercih etmişti.

Kocasının müslüman ailesine yabancı gelin olmuş, üç oğlan bir kız torun vermişti ama dinini değiştirmemişti. Birbirimize benziyorduk. Aslen Arjantinliydi, Ailesi Hollanda’ya göçmen olarak gelmişti

“Kapılmış gitmiş bahtının rüzgarına”, yolculuğu Cakarta’da sonlanmıştı.

Beni en çok etkileyen ve kendine bağlayan ise açıkcası küçük oğlunun adını Kemal koymuş olmasıydı! Mustafa Kemal Atatürk’den esinlenerek, lider olarak O’nun yaptıklarından, kadınlara verdiği haklardan etkilenerek! Evet “O” Arjantin asıllı, Hollanda vatandaşı, Endonezya’nın gavur gelini Irıs Ema Djakman bir Atatürk hayranıydı! Bununla gurur duyuyordu.

Atatürk’ün Türkiye için neler yaptığını biliyor, takip ediyor ve hayranlık duyuyordu. Ölümünden yalnızca iki hafta önce telefonla görüştüğümde sesinde eski canlılık, heyecan yoktu. Büyük bir operasyon gecirmişti, iyileşme sürecindeydi ama zihni açık, espri yeteneği her zamanki gibi yerindeydi.

Suçluluk hissediyordum ihmal ettiğimi düşünerek.. İki aydır Cakarta’da olmadığımı o yüzden ziyaretine gidemediğimi söyleyince “ You went to Turkey! You are brave” diye esprisini patlattı. “Kürkçü dükkanı bizim herşeyimiz” dedim, güldü. Ondan iyi bilen mi vardı, anavatan özlemini!

Dünyanın gidişatından endişeliydi. Her gün mutlaka gazete okur, yurt ve dünya haberlerini yakından takip eder, Cakarta’daki film festivallerini hiç kacırmazdı.

Daha ziyaret edecektim, sohbet edecektik, dedikodu edecektik ama kısmet olmadı. Ben hastaneden çıksın, evine gideyim derken sağlıkla çıkamadı hastaneden, ameliyata değil de enfeksiyona yenildi. Onu son ziyaretim ne yazıkki kilise de cenaze töreninde oldu.

Holanda’da yaşayan oğlu Kemal hariç bütün çocukları, kocası oradaydı.

Yine Cakarta’daki ilk aylarımızda bir Kurban Bayramında Irıs ve eşine bayram ziyaretine gittiğimizde tanışmıştık Kemal ile, tatile gelmişti memlekete,ana- babasını görmeye.

İsmini ve aldığı adamı seviyordu biz de onu çok sevdik. Annesinin ameliyatında yanında kalıp, bütün iznini bitirdiği için cenazeye gelemedi dediler.

Kilisedeki sade törende onu anlatan konuşmalar yapıldı, anılar tazelendi. Ne kadar mücadeleci olduğu, güçsüzün her zaman yanında olduğu, adil, ilkeli, öncü olduğu, haksızlıkları engellemeye çalıştığı, idealistliği anlatıldı. Güçlü ve çalışkan örnek bir kadındı Iris.

Mezarlığa kızı Paolina’nın arabasıyla gittim. Kendisi ile geçen yıl tanışmıştık 2016 Agustos.

Annesi için taa Hollanda’dan organize etmiş, 80. yaş günü için büyük bir sürpriz parti hazırlamış ve ulaşabildiği tüm arkadaşlarını çağırmıştı. Kendisi de hazır ve nazırdı partide.

Irıs kendisinden on yaş büyük, biraz zorlukla yürüyen, 61 yıllık kocası Jack’in ittiği tekerli sandalyede salona merakla girdi. Dizindeki bir sorundan dolayı ayakta fazla duramazdı. Salondaki kalabalığı görünce gerçekten şaşırmış, gözlerinin içi gülmüştü, herkese tek tek sarıldı.

O son partisi oldu cenazedeki veda törenini saymazsak, koskoca 80 yılda neler yaşanmıştı neler!

Bizim idil doğum günü partisınde keman çalmıştı da ne kadar mutlu olmuştu.Yol boyunca bunları konuştuk Paoline ile, bir de defin şeklini!

İlk etapta yakılacağını duymuştuk ama şimdi ise mezarlığa gidiyorduk, anlayamamıstım!

Arabaya binmeden önce konvoydaki tüm arabalara sarı, üçgen bir bayrak dağıttılar. Bayraklar arabaların önüne takıldı. Endonezya’da bu cenaze konvoyu olduğunu anlatan bir gelenekmiş, böylece cenaze arabası ve konvoyun yol boyunca önceliği varmış. Şehrin epey dışındaki mezarlığa ulaşmamız uzun sürmedi.

Gecen gün aynı bayraktan bizim arka mahallede de görmüştüm, ağaca asmışlardı. Bizim Diah “madam dedi bu mahallede birisi ölmüş bugün, bakın sarı bayrak var.”Bes yıl sonra yeni bir şey öğrenmiştim ve aynı hafta içinde ikinci kez karşıma çıkmıştı sarı bayrak!

Sarı bayraklı arabada Irıs’ın kızına sordum. Defin plan niye değişti, Irıs’in vasiyeti var mıydı!

“Bu konuda hiç konuşmamıştık ” dedi. Aslında kendisi ve kardeşi Kemal için yakılma olsa daha iyi olacakmış. Küllerinin bir kısmını yanımda Hollanda’ya götürecektim, hep bizimle olacaktı!

Ama Endonezya’da yasayan kardesleri ve babasının arzusu üzerine gömülmesine karar vermişler.

“Ben bakarım mezarına, ugrarım sık sık yalnız bırakmam anneyi” demiş büyük ağabey.

Rahip mezarlıkta da kısa bir konuşma yaptı hayat, ölüm ve Irıs’e ilişkin, defin tamamlandı, kabri çiçeklerle süslendi. Sonra bir yavru kedi ilişti kabrin hemen yanına, hoşgeldin dedi belkide Irıs’e, ben buralardayım merak etme, yalnız değilsin!

Ben dalıp gitmiştim, çok sıcaktı! Cakarta’da 2012 yılında Türk Filmleri Haftasına o’nu da alıp gittiğimizi, ama öncesinde sıcakta, kapıda ne kadar çok taksi beklediğimizi hatırladım. Geç kalmıştık ama Derviş Zaim’in Nokta filmi için değmişti, Irıs de filmi sevmişti. Bir de baklavayı çok severdi ama seker hastasıydı. Büyükelçiyle tanışıp sohbet etmek de bonus olmuştu.

Ben hala onu son bir kez göremediğim için üzülüyorum, her seferinde nasıl engel çıktığını ve bir türlü ziyarete gidemediğimi! Nasıl olsa eve çıkar, iyileşir, giderim, görürüm. Hergün yeni bir şey öğrendiğim hayatta bir kez daha acı bir şekilde öğrendiğim şey er-te-le-me-mek oldu.

Irıs ise yakınlarına şöyle dermiş “Umarım ben Jack’den önce ölmem, o benden yaşlı, ben ölürsem ona kim bakar”. Hayat işte kendi bildiğini okuyor, kimsenin planına bakmıyor !

Jack mezarlıkta yine zorlukla, koluna giren yakınlarının desteği ile adım atarak sevdiceği, ömrünü geçirdiği özel kadının kabrine bir avuç toprak attı. Sonra da üstüne çiçekleri serperek veda etti. Yüzünde hiç eksilmeyen gülümsemesi bu kez hüzünlüydü.

29 Ekim Cumhuriyet Bayramımız ve 94.yaşı kutlu olsun.

 

BİR CEVAP BIRAK