Enflasyon ve demokrasi

 Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) Şubat ayı enflâsyon rakamlarını açıkladı. Merkez Bankası’nda başkanlık değişimi döneminde enflâsyon, faiz haddi ve carî açık gibi konular çok önemlidir.. Ekonomi güçler çatışması alanıdır; farklı güç ve çıkar çevreleri üretimin paylaşımı üzerinde devamlı çatışma halindedir. Üretimi yapan ile üretim üzerinde mülkiyet hakkı oluşturan kesimler birbirinden farklıdır. Bu farkı yaratan da sistemdir. Ilımlı İslâm söylemleri ile kafaların yıkanması veya şimdilerde AKP’nin olduğu kadar hemen tüm siyasal partilerin dinsel sömürüye yönelmesi ne onların dindarlığının, ne de samimi olarak halk ya da din kurumuna olan saygılarının bir sonucudur. Zaten siyasîler gerçek anlamda dine karşı saygılı olsalar kendi dindarlıklarını öne çıkarmazlar ve halkın dini inancını sömürmezler. Günümüz siyasilerinde görülen davranış dine saygı değil, dine saldırıdır. Amaç, dincilik gösterileri altında dini ve halkın vicdanını sömürerek, yaygınlaşan ve derinleşen sömürü ve yoksulluk karşısında halkı sindirmektir!

Enflâsyon olayı da bu kavganın bir parçasıdır. Uzun süre devam eden enflâsyon toplumun ufak bir kesimine inanılmaz avantajlar sağlarken halkın bir bölümünü ezdi, şimdilerde enflâsyon baskılanırken de yine halkın aynı kesimi enflâsyonun altında eziliyor. Enflâsyon yükselirken paranın satın alma değeri düşürülerek ezilen büyük halk kesimleri, enflâsyon baskılanırken de düşük ücret artışları ya da işsizlik ve yoksullukla yine  ezilmektedir. Enflâsyon düşerken de sömürücüler sahnede boy gösterir ve inanılmaz yeni numaraları ile halkın üzerine binmekten geri durmazlar. Enflâsyon baskılanır ve piyasalar daralırken hemen finans parazitleri devreye girer. Hükümetleri de kendi yanlarına alan finans parazitleri halka sokakta kredi kartı vererek, yüksek faizlerle halkı sömürmeye devam ederler. Bu sömürü sofrasından reel üreticiler de yararlanır. Genişleyen kredi piyasasından, onlar da satışlarını olabildiğince artırarak yararlanırlar. Bu karmaşada herkes kendi işini yürütmeye bakar: Üretici malını satar, finanscı faizini alır, kurnaz geçinen tüketici borcunu ödemez, borcuna sadık kapitalist kul ise aşırı ödemelerde bulunarak finans kesiminin riskini hafifletir. Bu sistemsiz gidişata işbaşındaki hükümetler de seyirci kalır, çünkü onlar  da böylece kendi parsasını toplamaktadır. Zira, anti-enflâsyonist politikalarla piyasalar daraltılırken yıpranan oy tabanı, kredi genişlemesi ile bir miktar telâfi edilmiş olur. 

Bu çılgınlık sadece yoksulluğu perçinlemekle kalmayıp, aynı zamanda feodal yapıları da güçlendirerek, cemaat-tarikat saltanatına da yol açmaktadır. Feodal yapılar ve tarikat ilişkileri de dünya kapitalizminin işine yaramaktadır. Bu yolla ekonomiden ufak bir pay vererek çok ufak çevrenin çıkarına hizmet sunan sistem, büyük kitlelere yük yıkmaya devam etmektedir.Bu gidişle sadece bir geri ülkenin sistemi bir avuç çıkarcının yararı pahasına korunmuş olmamakta, aynı zamanda, sömürücü saldırganlığını en üst düzeye çıkarmış olan dünya kapitalizmi de yaşatılmış ve ülke halkları dünya kapitalizminin emrine verilmiş olmaktadır. 

IMF disiplinine uyarak ekonomimize çeki-düzen verip, Avrupa’ya girmeye can atıyoruz. Avrupa’nın demokrasi kurallarına ve insan haklarına saygılı olduğu ve bu konuda bize destek vereceği ileri sürülüyor. Bu nasıl bir demokrasi ki, giderek yoksullaşan halkımızın derdine çare bulmak için hükümeti göreve çağırmayan Avrupa, yarım yüzyıl önce olmuş olayları, tarihi belgeleri de bir tarafa atarak Türkiye’ye dayatmaya kalkmaktadır! Bu nasıl bir Avrupa demokrasisi ki, derin bir tarihçi gibi konuşmayı kendisine hak gören Nobel meraklısı yarı-aydınlara sahip çıkarken, parlamentonun oluşumunu gerçekleştiren seçim yasasına karşı çıkmamaktadır! Bize demokrasi konusunu aşılayacağı ileri sürülen Avrupa, her geçen gün emekçi haklarını kısmakta, sosyal devleti çökertmektedir. Fransa’da girişilen emek karşıtı yasal düzenlemelere karşı toplumsal ayaklanma bunun tipik örneğidir. İşte, “Emeğin Avrupası”nın demokrasi ve insan hakları anlayışı!

Enflâsyonun demokrasi ile bir ilgisinin olmadığı, demokrasiye ters olduğu açıktır. Ama, aynı şekilde, ücretleri baskılayarak, milyonlarca insanı işsiz bırakarak ve ekonominin bazı alanlarını çökerterek enflâsyonu baskılamanın da demokrasi ile bir ilgisi yoktur, hatta böylesi politikalar demokrasiye ve insan hakkına aykırıdır.

Not: Bu yazı, ufak değişikliklerle“Evrensel”de de yayınlanmıştır.

*Prof. Dr

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.