Engelli değil, engellerle yaşamaya zorlananlar

Alışveriş merkezlerinde dolanmaktan hiç hoşlanmam. 

Geçenlerde bizimkiler yaşadığımız bölgeye çok yakın olan Lakeside AVMye gitmek istediler. Onları bırakıp merkezin hemen dışındaki kafe, lokanta bölgesine yürüdüm.

Güneşli, ılık bir öğleden sonra idi. Çocuklu aileler, çiftler, gençler, yaşlılar park alanı çevresindeki banklarda, gölün etrafındaki bar ve lokantalarda oturmuş keyifle etrafı seyrediyor, içkilerini içip yemeklerini yiyorlardı.

Ben de bir kafeye oturdum. Cep telefonunu cebime koyup kahvemi yudumlayarak yüzümde bir gülümseme ile neşeli kalabalığın hallerini seyretmeye koyuldum. 

Karşıdan gelmekte olan çifti görünce dudaklarımdaki gülümseme dondu.

Genç bir adam, tekerlekli sandalyede oturan, eşi veya kız arkadaşı olduğu belli bir kızı itiyor. Kızın sinir sistemini etkileyen bir nevi hastalıktan mustarip olduğu anlaşılıyor. 

Tıp eğitimim yok, ama genç adamın ayaklarını sürümesinden, ellerinin şeklinden ve konuşurken dilinin sürtmesinden kısmi felç geçirdiği anlaşılıyor.

Kalabalığın sesi sedası bıçak gibi kesilmiş durumda. Genç çift kendilerine acıma duygusu ile bakan kalabalığa aldırmadan yollarına neşeli bir şekilde devam ediyorlar. 

Arasıra genç adam eğilip kızı öpüyor, kulağına bir şeyler fısıldıyor, ve ikisi de neşeli kahkahalar atıyorlar.

Onlar neşeli de benim, ve sanırım bu sahneyi seyreden birçoklarının neşesi kaçmış durumda.

Ama niye? Niye bu duygularla çalkalandık? Gördük ki onların keyifleri yerinde. Gayet mutlu bir halleri var. 

Engelli insanlara toplumsal bakış açımız 21’inci yüzyılda hala gerektiği kadar gelişmiş değildir.

Birçoklarımız onlara acıma hisleri ile bakarız. Tıpkı bu gençlere baktığımız gibi.

Kahrolası önyargılarımıza, kişileri belirlenen kalıplara oturtma alışkanlığımıza yenik düşer, ve engellerle yaşayan insanların kendilerini değil, oturdukları tekerlekli sandalyeleri, ellerinin, kollarının halini görürüz önce. Ve onları yardımımıza muhtaç kişiler olarak algılarız.

Kimseye muhtaç olmadan mutlu bir şekilde yaşamlarını sürdüren iki engelli kişiyi birlikte gördüğümüzde ezberimiz sorgulanır. 

Halbuki etrafımızda bağımsız bir şekilde yaşayan, topluma birçoklarımızdan daha fazla katkı sağlayan kişiler tanımaktayız.

Elbette bu tanıdığımız kişilerin ve karşılaştığım çiftin de herkes gibi gereksinimleri vardır. Yaşamlarını kolaylaştıracak araç, gerek gerekir onlar için de.

Ancak bu gereksinmelerini onların, kendilerinin belirlemesi gerekir. Buna olanak sağlanmalıdır.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komisyonu Ofisi (OHCHR) engelliliğe karşı dört yaklaşım belirler:

  • Hayırsever (sadakat) yaklaşımı: Bu yaklaşım engellerle yaşayanları aciz, yardıma muhtaç kişiler olarak algılar.
  • Tıbbi yaklaşım: Bu yaklaşım engellerle yaşayan kişileri bağımsız yaşama yeteneğinden yoksun, “anormal” olarak niteler ve tedavi edilmeleri gerektiğini vurgular
  • Sosyal yaklaşım: Bu yaklaşıma göre engelli kişilerin toplumda yerlerini almaları önünde engeller yaratanlar toplumların kendileridir. Engellilik kişisel bir sorun olmayıp, sosyal çevrenin yetersizliğinden doğar.
  • İnsan hakları yaklaşımı: Bu yaklaşım engelli, ve engelli olmayanların aynı toplumların elemanları olduklarını ve aynı hak ve sorumluluklara sahip olduklarını vurgular.

Engelliliğe insan hakları yaklaşımının karakteristik özellikleri arasında dahil etme, katılım, ulaşılabilirlik, ayrımcılığın önlenmesi, fırsat eşitliği, değişiklik ve çeşitliliğe saygı gibi unsurlar bulunur.

www.ohchr.org.uk>Disability>CRPDTool>Module1_whatDisability

Sosyal ve tıbbi yaklaşımların tamamen kötü yaklaşımlar olduğunu iddia etmek yanlış olur. Engellerle yaşayanların haklarını savunan hayır kurumlarına maddi, manevi destek sağlamak, engellerle yaşayanların sağlık sorunlarını gidermek tabii ki önemlidir.

Ancak bunlar sosyal ve insan hakları yaklaşımları ile iç içe uygulandıkları takdirde anlam kazanır, olumlu sonuçlar yaratır.

Engelliliğe karşı mücadele sadece hükümetlerin, belediyelerin, sağlık hizmetlerinin, iş sahiplerinin görevi değil, hepimizin görevidir. 

Engellerden bahsederken sadece fiziki engeller kastedilmemeli. Daha fazla önemli olan beynimize inşa edilen duvarların yıkılmasıdır.

Kendi adıma karşılaştığım çifte karşı gösterdiğim refleksif duygudan utanç duydum. Bunun tekrarlanmaması için elimden geleni yapacağım. 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.