Erdoğan alışkanlığı…

Demokrasilerde iktidarlar gelir, iktidarlar gider.
Bir kısmı uzun sürelidir, bir kısmı kısa bir süre içinde silinir gider.
Uzun süreli iktidarda kalmayı her zaman “başarı”ya bağlamak doğru olmayabilir.
Uzun sürenin nedenleri çok değişik olabilir.
Örneğin 12 yıldır iktidarda olan ve ne zaman gideceği belli olmayan Erdoğan’ın durumu.

Nedenler hem tarihi, hem sosyolojik, hem de duygusal yönleriyle incelemeye değer..
Geçenlerde dikkatimi çekmişti. İlahiyatcı Profesör İlhami Güler’in 2010 yılında basılan “ İlhamiyyat, dini- teolojik aforizmalar” adlı kitabında çok önemli bir vurgu yapılmıştı.
O da şöyleydi:
“ Türkiye’de siyaset millete hizmet adı altında kişisel çıkar, prestij-itibar, makam-ün ve popülerlik için yapılmaktadır. Bundan dolayı da kolayca alışkanlık ve bağımlılık yaratmaktadır. Bırakmak zorunda kalanlar, krize girer”

Çok düşündürücü bir saptama.
Üstelik bazı hususları ile bana çok da yanlış gelmiyor.
Erdoğan örneği de ilk defa yaşandığı için bizler bazı gerçekleri ıskalamak zorunda kalıyoruz.
Belki de gözlemlerimizi tek gözle yapıyoruz.
Ya da soruna işimize gelen yanı ile yaklaşıyor ve teşhis koymaya çalışıyoruz.

Erdoğan dönemi, geçmiş dönemlerin hiç birisne benzemiyor.
Benzemiyor çünkü çok şey de eskiye benzemiyor. Asrımız da yeniliklerle dolu.

Hep şu örneği tekrar tekrar yazarım.
AKP’nin iktidara geldiği ikinci yıl olmalı.
AVM’lerin pıtrak gibi çoğaldığı dönem.
İnsanların biraz olsun ceplerinin para gördüğü, varoşlarda yaşayanların şehre inmeye başladıkları günler.

Özetle, alt sınıfların “güneş yüzü” görmeye başladıkları anlar.

Başında normal çiçekli basma başörtüsü, altında renkli bir etek-şalvar arası bir giysi, belli ki ilk defa bir avm’ye geliyor.
Yanında kocası…Her halinden belli ki o daha önce bir kaç kez gelmiş.
Adam,karısı veya yavuklusunun elinden tutmuş, ama tedirgin. Belki de ilk defa bir topluluk önünde eşinin elini tutarak yürüyen merdivenlere doğru hamle yapıyor.
Kadının, yürüyen merdivenlerle tanştığı ilk anın bu olduğu o kadar açık ve net ki..
İçi titriyor olmalı, gözleri korku-sevinç-şaşkınlıklar arasında gidip geliyor.

Hani Tarzan’ın şehre iniş halini yansıtan Amerikan filmleri vardır ya, biraz ona benzer bir tablo.
Tabii, kadının gözlerindeki hali görmek herşeye değer.

İşte Erdoğan döneminin başlangıcında benim yaşadığım bu tesbit iktidarda uzun kalabilmenin şifrelerini de biraz olsun ifşa ediyor.
Erdoğan alışkanlığı bu.
Akp bağımlılığı da denebilir.
İlahiyatcı İlhami Güler’in siyasetciyi tanımlarken ortaya koyduğu tesbitlere katılmamak mümkün değil.
Hepsine olmasa bile.
Bu iktidar tüm hataları ile hala ayakta kalmayı başarıyor.
Bu iktidar, Başbakan Erdoğan iktidarının, Başbakanın kitaplara sığmayacak gafları, yanlışları, tripleri, argoları ve Kasımpaşalılık hallerinr rağmen oyunun hala yüzde 50’lerde seyretmesi, alt tabadaki insanlara “dokunma”sı yanında, bunda ekonomik gelişmenin etkileri de az değil.

Az gelişmiş veya gelişmekte olan ülkelerde, demokrasi henüz hazmedilme safhasındayken, liderlere karşı devam eden alışkanlık ve bağımlılıkları çözmenin yolu sihirli formüllere dayanmıyor.
Belki iktidarın seçmen tabanıyla kurduğu ilişkinin daha iyisini keşfetmekte yatıyor bu sır.
Bunu da muhalefetin yapması gerekiyor.
Sadece yeni projeler ortaya koyarak değil.
Çok çok önemli olan muhalefetin de bir şekilde halkı keşfetmesive ona dokunması lazım

Eğer muhalefet iseler.
Eğer iktidara gelmek niyetleri varsa.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.