Erdoğan-Doğan kavgasında söylenemeyenler

AKP "Grubu" patronu Tayyip Erdoğan ile Doğan Medya Grubu patronu Aydın Doğan'ın ilişkisinde ipler iyice inceldi. Sıradan bir okurun gözlemleyebileceği gibi Doğan Grubu, bir süredir hükümete yönelik destek yayınlarını, köstek yayınlarına dönüştürmüştü.

Medya yasama, yargı ve yürütmeden sonra "dördüncü kuvvet" olması gerekir… Ne yazık ki son çeyrek asırda medyanın holdinglerin çatısına girmesiyle bu işler çıkar ilişkisine dönüştü… Ve böylece basın özgürlüğünü ilk kısıtlayanlar da holding patronları oldu. Patronun iktidarla ilişkisi iyiyse köşe yazarı ve habercilere, "Aman dokunmayın", kötüyse "Sen de boş durma vur abalıya" denildi.

Kapitalizmin doğasına uygun olarak holding medyasındaki cümlesiyle çalışanlar holdingin çıkarlarını (ve çıkar ilişkisindeki iktidarı) gözeterek çemberin içinde kaldılar. Hem şikayet edip hem de "ekmek parası işte" diye yakınan ortayolcular ise "sessiz kalarak" patronlarının ekmeğine yağ sürdüler. Bu kırmızı çizgiyi içine sindiremeyenler de çemberin dışına çıktı ya da çıkarıldı…

Yayın çizgisi de bu doğrultuda oluşturulan holding medyasında manipule ve çıkarcı haberler sayfalarda yer bulurken bazı haber değeri olan haberler bilinçli olarak görmemezlikten gelindi. Örneğin telekom şirketi de olan patronun gazetesinde "Cep telefonu kanser yapıyor" haberi yayınlanma şansını yitirdi.

(Belki inanmayacaksınız ama Hürriyet Genel yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök de medyanın holdinglerin çatısına girmesini basın özgürlüğü açısından olumlu olduğunu savunuyor…)

ARALARI NEDEN AÇILDI?

ABD'li aydın Noam Chomsky "Holdingler iktidar rüzgarını arkalarına almak yerine neden karşılarına alsınlar ki?" diye soruyor. Doğru. Doğan Medya Grubu ve AKP Grubu karşılıklı sinerji yaratarak birbirlerini büyüttüler. (AKP'nin Doğan Grubu’na ait Petrol Ofisi’ndeki vergi kaçakçılığının örtbas edilmesini hatırlayınız. Bu konuda ayrıntı bilgi edinmek isteyenler Emin Çölaşan'ın "Kovulduk Ey Halkım" anı kitabını okuyabilir)

Peki ne oldu da AKP Grubu ile Doğan Medya Grubu birbirlerine düştü?

Bu konuda hemen aklıma geleni yazarsam "Al gülüm ver gülüm' hesabında dengeler değişti" derim.

AKP Grubu'nun Doğan Grubu desteğine muhtaç olmayacak kadar seçmen desteğine ulaşması, AKP Grubu yandaş medyasının Doğan Grubu'nun rakibi konumuna gelmesi ve Doğan Grubu'nun iktidardan eskisi gibi yüz bulamayınca "destek" haberleriyle "köstek" haberlerini yer değiştirmesi ipleri iyice inceltti.

İpler koptu mu? Şimdilik hayır. Başbakan'ın haftasonu yapacağı açıklamayla gelinen son noktayı öğreneceğiz…

DOĞAN GRUBU'NU DESTEKLEYENLERE BAK!

Başbakan Erdoan'ı kızdıran Alman Savcı'nın Deniz Feneri iddianamesinin medyada haber değeri olmasına karşın Doğan Grubu yayınlarında başbakanın nasıra basmak niyetiyle büyütüldüğünü söyleyebilirim. Belki de Başbakan'ın sözünü ettiği Hilton arazisine "rezidans" ve CNN televizyonu için karasal yayın başvurularının onayı için mesaj niteliğindeydi… Görünen o ki AKP Grubu bu blöfe rest çekti…

Ayrıca Cumhuriyet'in ve CHP lideri Deniz Baykal'ın Aydın Doğan yanında topa girmesi "AKP'ye karşı olsun da ne olursa olsun" mantığı yatıyor… Bir hukukcu da olan Baykal'ın Alman savcının Deniz Feneri iddiasındaki suçlamaları "olmuştur… yapmıştır…" diye aktarması ise pek iyinetle bağdaşmadığı kanısındayım. Alman mahkemesinde bu iddialar çürütülürse her zamanki gibi pişkinliğe vurduracağından da eminim?

Öte yandan Hürriyet'in başyazarı Oktay Ekşi'nin Basın Konseyi, Hürriyet ekonomi müdürü Vahap Munyar'ın başkan vekili olduğu Türkiye Gazeteciler Cemiyeti'nin bu çıkar kavgasında "basın özgürlüğü" bahanesiyle Aydın Doğan'ı desteklemelerinin ise hiç önemi harbiyesi yoktur. Basında en tehlikeli sansür, "otosansür"dür. Bu iki dandik kuruluş basın özgürlüğünü önce Aydın Doğan'a karşı savunsunlar sonra AKP Grubu'na doğru bir tanımlama ile "Holding basınına özgürlük" diye çığırtganlık yapsınlar…

Çağdaş Gazeteciler Derneği'nin (ÇGD), Başbakan Erdoğan’ın Doğan Grubu’nu isim vererek suçlamasına acele tepki göstermesine de hiç anlam veremedim. Aslında patronlara karşı gazetecileri korumak ve kollamakla yükümlü ÇGD'nin sigorta primlerini yatırmadığı için Hürriyet gazetesine dava açan bir üyesinin destek istemini yanıtlamaktan aciz konumdayken, bu çıkar çatışmasında dışarıdan ilk topa giren olması da "tuhaf" geldi?

TARAFLARIN UNUTTUKLARI?

Kendi medyasından "Ben bu yaşıma kadar ahlakımla ve şerefimle geldim" diyen Aydın Doğan, Başbakan'a "Bırak bizimle böyle uğraşmayı da Avrupa Birliğine Türkiye'yi götür, biz de sana yardımcı olalım, Benim yakama niye yapışıyorsun…" çağrısında bulunuyor.

Eski bir Hürriyet çalışanı ve 30 yıllık bir gazeteci olarak Aydın Doğan'ın söylediklerine inanmayı çok isterdim. İnanmıyorum, çünkü:

– Hürriyet'te ilk işe girenler aylarca sigortasız çalıştırılır,
– Ücretlerin bir kısmını sosyal kesintilerden muaf "telif" olarak ödenip vergi kaçırılır,
– Gazetecilerin yasal ve sosyal hakları tanınmaz,
– Temel bir insan hakkı olan sendika işyerlerine sokulmaz…

Bu tartışmadaki tarafların ve dışarıdan topa giren "meslek örgütleri", henüz gerçekliği mahkemede kanıtlanmamış bir iddia üzerine fırtınalar koparacaklarına Doğan Grubu'nda çalışanların somut olarak gaspedilen haklarından söz etsinler…

Edemezler! Çünkü hepsi de bu sömürü çarkından beslenirler…

AKP Grubu'nun patronu Tayyip Erdoğan da Aydın Doğan'a herşeyi söyler ama "Gazetecilerin hak ve hukukunu gaspediyorsun!" diyemez. Çünkü demek isteseydi çoktan bakanlık müfettişleri Medya Tower'da göndermiş olmalıydı. (Şimdiye kadar gözyumduğu için de aynı suça ortaktır.)

Ayrıca hükümetin devlet bankalarından verdiği kredilerle alınan Sabah ve ATV'nin başında da damadı oturuyor… Bugünlerde Sabah Gazetesi yönetiminde gece gündüz habire "Sendikayı sokmamak için bütün delikleri nasıl tıkarız?" konuşuluyor…

GAZETECİLER NEREDE DURMALI?

Özetle, AKP Grubu ile Doğan Medya Grubu arasında son günlerde yaşananlar asla ve asla bir basın özgürlüğü kavgası değil, yalnızca çıkar çatışması ve değişen güç dengesinin sancılarıdır.

Bu kavgada biz gazetecilerin durması gereken yer ise kendi sosyal haklarımızı en azından Avrupa standartlarına genişletmek, iktidara ve patronlara karşı gerçek basın özgürlüğünü kazanmaktır.

Ne yazık ki hepsi "paravan" olan basın meslek örgütlerinden bize hayır yok. Kendi göbeğimizi kendimiz kesmek zorundayız…

Önceki haberALMANYA'DAN… SPD'de yumuşak 'darbe'
Sonraki haber'Aydın Doğan'ın isteğini geri çevirdik'
Faruk ESKİOĞLU
1958’de Akşehir’de doğdu. Parkalı dönemin tanıklığını yaptı. 1979’da AİTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu’nu bitirdi. 1984’de Gazi Üniversitesi Ekonomi Fakültesi’nde ‘master’ yaptı. THA’da gazeteciliğe başladı. 1985’de yerleştiği Londra’da da medya okudu ve film yapımcılığı kursları aldı. Nokta İngiltere Temsilciliği yaptı ve Hürriyet Londra bürosunda görev aldı. 1998’de Türkiye’ye döndü. Hürriyet Gazetesi Ekonomi Servisi’nde haberci ve star.com.tr’de ekonomi editörü olarak çalıştı. 2001 ekonomi krizinde Londra’ya döndü ve gazeteciliğini sürdürdü. 2005 Ocak’ında dünya haberleri veren acikgazete.com’u kurdu. 2007'de "Aşkolsun Adı aşk olsun!" başlıklı belgesel romanı Türkiye'de yayınlandı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.