Erdoğan gazete patronu (!) olmalı…

Günü geldiğinde başbakan Erdoğan iktidardan gider ve işsiz kalırsa kendisine değişik teklifler geleceğini şimdiden tahmin eder gibiyi.

Mesela Erdoğan için en ideal teklif  “Gel birlikte gazete çıkaralım” teklifi olabilir.

Yakışır da.

Nasılsa damat bey gazete mürekkebine bulaşmış durumda.

Erdoğan neden gazete patronu olmalı?

Erdoğan’ın gazeteciliği nasıl olur onu bilemeyiz. Peşin hükümlü olmayalım. Ama Başbakan Erdoğan’ın son yıllarda gazetecilik konusunda verdiği dersler (!) dikkate alınmayacak gibi değil.

Erdoğan 2008 yılı çıkmadan bir ay önce hoşuna gitmeyen habere beklenen tepkiyi verdi ve bir haberin doğru çıkmaması halinde bunu yayınlayan gazetenin kapatılması gerektiğini buyurdu. Yani patron “Böyle yalan haber nasıl yayınlanır. Madem ki öyle, işte böyle. Ben de gazeteyi kapatıyorum”demeliymiş.

Yani bir tek “uyduruk” haber yüzünden tüm gazete kapanacak ve yüzlerce insan işsiz kalacak.

Bir tek gözden kaçan “yanlış”, ya da “hayali” bir haber nedeniyle binlerce insan açlığa mahkum edilecek.

Erdoğan bununla da yetinmedi. Bir hafta sonra bu kez kendini patron değil gazete muhabiri yerine koydu. Bir habere verdiği tepkiyi Anadolu Ajansının bülteninden okuyalım:

“Son günlerde bir  moda baş gösterdi. Bazı televizyon kanalları bakıyorsunuz, Doğu’da, Güneydoğu’da bir okul buluyorlar. O okulda, okulun sobası  yanmıyor. Hemen kamera çekimleri,  özel çekimler… Ondan sonra, ‘şok şok’ haberler… Eğer sen de medya olarak dürüstsen, samimiysen, kalkıp da bunu böyle yapacağına, ilgili bakanıma bir telefon açamaz mısın, ‘Sayın Bakan böyle, böyle. Şurada böyle bir sıkıntı var, biz sizi haberdar etmek istedik’ de. Eğer  o sıkıntı giderilemiyorsa, ondan sonra bunu haber yap, ben de senin haberinin  arkasında olayım, gereği neyse bunu ben yapayım. Ama dert, üzümü yemek değil, bağcıyı dövmek. Siz bu dürüst bağcıları dövemeyeceksiniz. Bu fırsatı size vermeyeceğiz.”

Gördünüz mü başımıza gelenleri !!!

Böyle bir gazetecilik anlayışı ve uygulaması dünyanın hiç bir ülkesine geçerli değil.

Haberi yaparken önce kaymakama, olmadı valiye, yine güvenmedin bu sefer ilgili bakana soracaksın “Sayın bakanım Çorum’un İskilip İlçesindeki bir okulda sobalar yanmıyor, nedenini açıklar mısınız?” diye soracaksınız.

Bakan eğer burun kıvırmış, olayın üstüne gitmeyip okulun sobasını yakmamış ise “ Bu durumda haberi yazabilirsiniz” diyor sayın başbakan.

Aslında sayın başbakanın gazetecilikle ilgili görüşleri bununla da sınırlı değil.

Başbakan Erdoğan, geçen nisan ayının sonunda bazı gazetelerin vatandaşların devlet hastanelerinde karşılaştıkları sorunları gündeme getirmeleri üzerine yine kükremiş ve partisinin 29 Nisan 2008 tarihindeki  grup toplantısında şunları söylemişti:


“Ülke genelinde  bir tane olay sanki bütün hastanelerdeki durum gibi anlatılıyor.  Eksikler, hatalar olabilir ama ‘bunun  geneli böyle’ deme hakkına sahip olamazsın. Bu duygu sömürüsüdür.  Bakan da görmemiş olabilir. Medyanın bir görevi denetimdir. Bu görevi  sebebiyle ilgili bakanlığı ararsın, hakikaten ilgilenilmiyorsa gel Başbakanı ara. Başbakan da duyarsızsa, o zaman yaz. Ama halkımızın moral değerlerini gölgelemeyin.”    

Bakın bu görüşlerin hiç biri demokrasi ile yönetilen ülkelerde geçerli olan gazetecilik mesleğinde geçerli şeyler değil.

Sadece antidemokratik, güdümlü, totaliter rejimlerde geçerli bir gazetecilik anlayışıdır bu.

Ya da askeri rejimlerrde uygulanan bir anlayış.

Zaten bu sistemlerde yasakcı zihniyet hemen devreye girer.

Başçavuş emir verir ve haber çıkmaz. Veya kıdemli başçavuş karar verir, “gazeteyi kapattım” der, iş biter.

Ben sayın Erdoğan’ın işsiz kaldığında gazete patronu olmasını şiddetle tavsiye ediyorum.

Kızları, oğulları ve damadıyla bir olup, süratle bir ulusal gazete çıkarmalı.

Bu gazetenin ömrü sanırım bir hafta bile olmaz.

Denemelidir, muhakkak bir defa olsun gazete çıkarmalıdır.

Gazetecilik anlayışı ve fensefesi belli nasılsa…

“Aç, kapa” olur.

Olsun. 
 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

18 + nineteen =