Erdoğan Türkiye’sinde Kadın Olmak

Erdoğan Türkiye’sinde Kadın Olmak

0
PAYLAŞ

Bir kez daha bir taşla iki kuş vurdu. Kadınların erkeklerle eşit olmasının fıtrata aykırı olduğunu söyleyip, feministleri de anneliğin ne yüce bir makam olduğunu anlamamakla suçlayarak hem bütün ülkeyi hem de dış dünyayı herşeyi bırakıp kendi dünya görüşünü tartışmaya yöneltti.

Ülkeyi ziyaret eden Amerika Birleşik Devletleri Başkan yardımcısı Joe Biden’ın hiç de sıcak olmadığı anlaşılan temasları, mahkeme kararları gözardı edilerek dağıtılan yeni ihaleler, milyonlarca ağacın kesileceği, çevrenin mahvedileceği yeni rant kapılarının açılması gibi güncel konular bir anda ikinci plana düşüverdi.

Yabancı basın, Türkiye cumhurbaşkanını ‘Şükran Gününe davetsiz gelip herkesi huzursuz eden sarhoş amca’ya benzetip alay konusu ededursun, Erdoğan’ın taraftarlarının yabancılara alerjisi de her geçen gün pekişmekte. Parmaklar hemen ‘Ülkemiz hakkındaki algıları değiştirmek için her fırsata başvuran şeytani çevreler’e çevrilmekte.

Eminim, cumhurbaşkanının Anadolu’da sırtında küfe taşıyan, tarlalarda çapa yapan kadınların kahvede pişpirik oynayan kocaları hakkında söyledikleri olumlu yankı bulmuştur. Sözümona feminist toplantıda Cumhurbaşkanının sözlerini alkışlarla kesen kadınların sergilediği görüntü de, rahmetli annesinin cennetlik ayaklarını koklayıp öpme anılarının zannedildiği kadar herkese itici gelmediğinin bir başka kanıtı.

Şu bir gerçek. Hem Recep Tayyip Erdoğan hem de önderi olduğu parti, zaten epey bir zamandır siyasi referanslarını İslam dininin ataerkil geleneklerinden alıyor. Üstelik artık bunu gizlemeye de gerek duymuyor. Hükümetin iç ve dış politikasının temel taşları, İslamcı ideolojileri üzerinde oturuyor. Cumhurbaşkanının ve başbakanın yaptığı her önemli konuşma, kıuşkuya yer bırakmayan dini referanslar içeriyor. Bürokrasinin yeni dili de onları örnek alarak oluşuyor. Hatta muhalefet bile giderek daha fazla dini öğeler taşıyan bir dili benimsiyor.

Türkiye’nin kadın olmanın en zor olduğu ülkelerden biri haline geldiğini anlamak için Cumhurbaşkanının son konuşmasını duymamız gerekmiyordu.

Dünya Ekonomik Forumunun 2013 yılı verilerine göre Türkiye, kadın-erkek eşitsizliği açısından 136 ülke arasında 127’ci sıraya düşmüştü. Kadınların sadece yüzde 31’inin ekonomiye faal olarak katıldığını gösteren bu oran, Avrupa Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü OECD ortalamasının yarısı. Türkiye’nin 2006 yılında 105ci sırada olduğu hatırlanırsa, AKP döneminde geriye gidildiği açık.

Son yıllarda Türkiye’de kadınlara uygulanan şiddet inanılmaz boyutlara ulaştı. 2002 ila 2009 yılları arasında kadın cinayetleri yüzde binden fazla arttı. Geçen yıl 28 binin üstünde kadın şiddete hedef oldu, 200’den fazlası öldürüldü.

Kırıkkale Barosu Kadın Hakları Komisyonu Başkanı Aylin Yurdakul’un Taraf gazetesinde yayınlanan açıklamasına göre , Türkiye ‘de 2014 yılının başından bugüne kadar 240 kadın erkek şiddeti nedeniyle can verdi. Çocuk istismarı da korkunç boyutlara ulaştı.

Mahkemelerin, kadına şiddet uygulayan erkeklere suçlarıyla orantılı cezalar vermediğinin sayısız örnekleri var.

Çoçuk yaşta evlilikler, giderek yaygınlaşıyor. UNICEF, Türkiye’nin çoçuk evlilikleri bakımından Avrupa’da en kötü örneklerden birini oluşturduğunu bildirmekte. Gaziantep Üniversitesinin bir araştırması, Türkiye’deki evlliklerin yüzde kırkına yakınında çoçuk yaştaki bir bireyin bulunduğunu gösteriyor.

12 yıllık AKP hükümeti döneminde kadının hem aile içinde hem de kamusal alanda statüsü zarar gördü.

Ne acı bir gerçek ki, bugün 80 yaşına yaklaşan, modern, laik Cumhuriyet kadını olan annem, ‘adil sultan’ döneminde doğma talihsizliğine uğrayan genç ve parlak yeğenime kıyasla daha serbest, daha eşit ve gelecekten daha umutlu bir hayat sürdü.

_______________________________

* Yazarın diğer yazıları için lütfen tıklayınız:
http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

BİR CEVAP BIRAK