Erdoğan’ın bu hallerini seviyom valla…

Erdoğan’ın bu hallerini seviyom valla…

0
PAYLAŞ

Batı’da sanat dünyasının en saygın isimleri, 25 Temmuz’da The Times gazetesine tam sayfa ilan* vererek, Gezi Parkı’ndaki aşırı polis şiddeti nedeniyle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ı eleştirdi…

Başbakan Erdoğan’a Türkiye ‘nin Avrupa Konseyi üyesi olduğu ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin bir tarafı olduğu hatırlatılan mektupta, “Sonuç olarak, beş masum gencin ölümüne neden olan emirleriniz, Strasbourg’da bir davaya dayanak teşkil edebilir” denildi.

Mektupta imzası olanlar arasında besteci piyanist Fazıl Say ve Londra’da yaşayan yazar Moris Farhi, film yapımcısı Fuat Kavur ile Türkiye sevdalısı Atatürk’ün biyografisinin yazarı Andrew Mango, Islington İşçi Partisi Milletvekili Jeremy Corbyn ile benim çok sevdiğim oyuncu Vanessa Redgrave de yer alıyor… Listede imzası olanların çoğunun Oscar ödüllü olması da dikkat çekiyor…

Başbakan mektuba öyle bir tepki gösterdi ki, “Bu iktidarı direnişçilerden önce Erdoğan’ın kendisi yıkacak” diye düşündüm…

***

Erdoğan öncelikle bu ilana çoook sinirlendi… Sonra tencere tava protestosunda olduğu gibi hukuki girişimde bulunacaklarını söyledi. Bu tepkiyle de yetinmedi açtı ağzını, yumdu gözünü ve mektubu “densizlik” olarak niteledi. Erdoğan şunları söyledi:

“Bunlar düşüncelerini kiraya vermiş tipler, eğer bunlar gerçekten demokrasiye inansa, yüzde elli oyla iktidar olmuş bir partinin liderine diktatör deme ahlaktan yoksunluğunu gösteremezlerdi. Bu dört dörtlük bir densizliktir. Sen beni nerden tanıyorsun? Medya Türkiye’de mahkum diyorlar, gazeteciler içeride diyorlar. Bunlar nasıl içeride ki bu yayınlarını bu kadar rahat yapıyorlar. Şu an medyanın nasıl hakaret ettiği, yalan yanlış haber yaptıkları ortada. Çamur atalım da izi kalsın mantığındalar. Times parayla kendi sayfasını kiraya veriyor. Bu Times’ın da ahlaki zaafıdır. Times ile ilgili olarak da hukiki girişimde bulunacağız…”

Türkiye’de geçen genel seçimlere Hatay’dan AKP adayı olarak katılan ve seçilemeyen Londra’daki toplum üyesi Emre Önal da, Avrupalı Türk Demokratlar Derneği İngiltere Şubesi Başkanı sıfatıyla gazeteye “yanlış yaptınız” mektubu göndermiş…

Bu gereksiz, aşırı, hoşgörüsüz ve tehditvari tepkiler aslında Türkiye’nin açık bir cezaevine dönüştüğü, iktidardan farklı düşünenlerin oksijenlerinin devlet ve yasa gücüyle kısıldığını teyit etti…

***

İlana hükümet cephesinden gelen geleneksel tepkileri tiye alan Hürriyet yazarı Ahmet Hakan da, ilanda imzası olan Oscarlı ABD’li sinama oyuncusu Sean Peen’in kendi hükümetini de çok sert bir dille eleştirdiğini fakat tepki almadığını yazdı. Hakan yazısının sonunda şu öneride bulundu:

“Size bir şey söyleyeyim mi? Şu Sean Peen’in akıllanıp yatışması, uslu bir vatandaş olabilmesi için… Şöyle birkaç seneliğine bizim buranın vatandaşlığına geçmesi, bizim elimize düşmesi şart. Bizim savcılarımızla tanışması, bizim adaletimizi tatması, bizim işverenimizle iş yapması, bizim fezlekelerimize maruz kalması, bizim tutukluluk sürelerimizi yaşaması, bizim Melih Gökçek’in komplo teorileriyle kafa tokuşturması falan gerekir. İşte o zaman görür Hanya’yı Konya’yı… Ve bir anda mum gibi oluverir.”

Bu arada Erdoğan eğer Times’a dava açarsa valla komik duruma düşecek… Birileri başbakana Türkiye’de de gazelerde açık mektup geleneği bulunduğunu hatırlatıp, çoğu yağ çalan “teşekkür” ilanlarını örnek göstermeli… Ayrıca ABD ve İngiltere başta olmak üzere batıda gazete ilanıyla duyurunun gelenek olduğunu da söylemeli…

Hani inanmazsa örnek olarak yazayım… Arjantin Cumhurbaşkanı Cristina Fernández de Kirchner, Britanya Başbakanı David Cameron’a hitaben Guardian’da yer alan açık mektubunda Britanya’nın kolonizme son vererek başta Falkland olmak üzere sömürgelerinden el çekmesini istedi… Cameron ne “densiz” dedi ne de kendi ülkesinin gazetesine dava açtı…

Demokrasi ve demokratlık öyle kolay değil… Hele bir dernek tabelası hiç değil… Başbakan Erdoğan’ın bin direnişçiye bedel olan bu hallerini, bu kızgınlığını seviyom valla…

__________________________________

* Mektup aynen şöyle;

“Sayın Bay Erdoğan,

Aşağıda imzası olanlar, bu mektubu sizin polis güçlerinizin İstanbul’da Taksim Meydanı ve Gezi Parkı ile Türkiye’nin diğer büyük şehirlerindeki barışçı gösterileri, Türk Tabipler Birliği’nin verilerine göre beş kişinin ölmesi 11 kişinin ayrım göstermeksizin biber gazı kullanımı nedeniyle gözünü kaybetmesi ve 8 binden fazla kişinin yaralanmasına neden olacak biçimde, zalimce bastırmasını en güçlü şekilde kınamak amacıyla yazıyoruz. Ancak, Taksim Meydanı ve Gezi Parkı’nın benzersiz bir şiddet kullanımıyla boşaltılmasından sadece günler sonra, tek suçları sizin diktatoryal yönetimine çıkmak olan bu beş ölüye aldırmadan, İstanbul’da Nuremberg Toplanması’nı hatırlatan bir miting düzenlediniz. Sizin hapishanelerinizde Çin ve İran hapishanelerindeki sayının toplamından daha fazla gazeteci var. Buna ek olarak, göstericileri çapulcu, yağmacı, holigan olarak nitelendirdiniz, hatta bu göstericilerin yabancıların yönlendirdiği teröristler olduğunu söylediniz. Oysa gerçekte, bu göstericiler sadece Türkiye’nin kurucusu Kemal Atatürk ’ün öngördüğü şekilde laik bir cumhuriyet olarak kalmasını isteyen gençlerdi. Sonuç olarak, bir yandan ülkenizi AB üyesi yapmaya çalışırken, bir yandan Türkiye’nin bir Egemen Devlet olduğunu söyleyerek, AB liderleri tarafından size yönelik tüm eleştirileri reddediyorsunuz. Size 9 Ağustos 1949’da imzalanmış Konvansiyon uyarınca Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nin bir üyesi olduğunu, 18 Mayıs 1954’te Avrupa İnsan Hakları Konvansiyonu’nu imzaladığını ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin yetkisini tanıdığını saygıyla hatırlatıyoruz. Bunların sonucunda, beş masum gencin ölümüne neden olan emirleriniz, Strasbourg’da bir davaya dayanak teşkil edebilir.

Saygılarımızla…”

BİR CEVAP BIRAK

2 × 3 =