Erenköy’ü unutanlara…

Bundan birkaç yıl önce kaleme aldığım yazıda, en önemli hazinelerimden olan Hayat Mecmuasından birkaç haberi paylaşmıştım.

Bugün yinelemek istedim.

Bendeki Mecmualar 1958-1965 yılları arasından.

10 cilt kadar var…

Her bir satırı hiç okunmadıysam 100’er kez okudum. Öyle ki, sayfalar inceldi açıp kapamaktan.

Dünü bugüne bağlıyorum o mecmualarla. Olayların 45-50 yıl öncesine gidiyor, dünyanın geçirdiği evrimi gözlemliyorum naçizane…

***

Erenköy Şehidi Cengiz Topel’in cenaze haberi var. Mahşeri bir kalabalığın fotoğrafı, altında şu yazı: “Kıbrıs’ta şehit olan genç havacımız Yüzbaşı Cengiz Topel’in naşı, yurdumuza getirildikten sonra Adana, Ankara ve İstanbul’da olmak üzere üç büyük törenle ebedi istirahatgahına uğurlandı. Şehrimizdeki törende onbinlerce gözü yaşlı İstanbullu hazır bulundu. 14 Ağustos Cuma günü Topel’in aziz naşı Topkapı’daki Şehitliğe defnedildi… Şehidimizin muhterem annesi törenden sonra verdiği demeçte “Vatan sağ olsun” diyerek olgunluk örneği verdi. Genç havacımızın şahadeti hala söz konusu.(Nasıl şehit olduğu hala tartışılıyor)”
Bir başka haber: “Türkler hala bekliyor” başlıklı. Fotoğrafta, elinde tüfek olan 15-16 yaşlarında bir çocuk var. Yüksekçe bir yerde… Resim altını okuyunca anlıyorum çocuğun bulunduğu yeri.
“Kıbrıs’ın Kokkina bölgesinde, muhtemel bir Rum saldırısına karşı Türk mücahitleri dikkati bir an bile elden bırakmamaktadırlar. İşte, hafif makineli tüfeği başında bir mücahit, Kıbrıs tepelerinde, nöbette…” diyor foto altında.
Haber devam ediyor: “Kıbrıs konusunda hiçbir müspet gelişmenin vuku bulmadığı son haftalar içinde, yeşil adada nispi bir sükunet vardı. Fakat gene de Rumların, gayelerine vasıl olmak için bütün şiddetiyle masum ada Türkleri üzerinde tatbik ettikleri iktisadi abluka devam etti.
En basit ihtiyaçlarını dahi karşılamalarına Rumlar tarafından engel olunduğu için Türkler, gelecek günlerin kendileri için belki de daha acı ve mahrumiyetle dolu olacağını sezmektedirler. Buna rağmen inanç ve imanlarından vazgeçmeyen Kıbrıslı soydaşlarımız mevcut olan Rum saldırısına karşı ellerini silahlarının tetiklerinden ayırmadan beklemektedirler.
Özellikle Lefkoşa dışındaki Türklerin çok güç durumda oldukları ve adada görevli Birleşmiş Milletler Barış Gücü Kuvvetinin de perişan durumdaki Türklere ihtiyaç malzemesi yardımının ulaştırılmasında kesin bir rol oynayamadığı gelen haberlerden anlaşılmaktadır.”
***
O günden bugüne çok şey değişti. Kıbrıs Türkü o meşum günleri atlattı, egemenliğine kavuştu, bir bayrak altında, anavatanının garantisiyle varlığını sürdürmekte…
Realitedir; Beyin, ruh sağlığını korumak adına kötü anıları bir kenarlara itiyor, Kıbrıs Türkü de itti.
1974 öncesinde çektiklerini unutmak istedi, çocuklarına anlatmadı.
Rumlar ise tam tersini yaptı. 1963-74 arasını gizledi, 1974 Mutlu Barış Harekatını tüm dünyaya “işgal” olarak ilan etti.
Ders kitaplarına Türk düşmanlığını koydu, savaşta ölenlerin ve EOKA’cıların mezarlarını ziyaret etmeyi müfredata dahil etti.
Sonuç; Hala daha Türk görmeye dayanamayan Rum, Rum’la bir arada yaşanacağına inanan barış güvercini Türkler!
***
Bugün anma günü….
Bugün Erenköy şehitlerini anacağız…
Cengiz Topel’i anacağız mesela. O gepegenç, pırıl pırıl, kahraman teğmeni.
Süleyman Uluçamgil’i de anacağız… Hani şu Tıp Fakültesi öğrencisiyken Erenköy’e çıkan şairimizi. Henüz ikinci sınıf öğrencisiyken 1963 olayları çıkınca yol parası için kitaplarını, birkaç elbisesini satıp yollara düşen…
“Durup dururken simitçi çığlığı gibi
Aklıma geldi ölüm
Oysa ki benim Üniversite kapısında
Dökülen yapraklara şiir yazmaktı
Düşündüğüm…” diyen…
Şehit olmak için gelmiş belli…
Dile kolay… 600 genç, çoğu üniversite öğrencisi…
Silah satan dükkanların camlarını kırarak silah alanları, Rum süngüsü altında ameliyat yapanları, çoluk çocuk mevzi kazanları, kaybolan otomobiller, sabırsızlanarak “paşam çizmelerini giy artık” sözleriyle İnönü’ye seslenenleri, hiç öykünmeden, vatan için, bayrak için, Türk kimliğini korumak için savaşan ve bunu da başaranları anacağız rahmetle, minnetle…
Geçmişin acı tecrübelerini unutmadan bakacağız önümüze.
Tarihin, tedbirsizlerden ötürü tekekkür ettiğini bileceğiz.
***
Röportajlarımızdan birkaç cümleyi paylaşalım;
Dr. Ayten Berkalp’ten… “Oradaki İrlandalı, Türk askerinin disiplinine hayran olduğunu söyledi. “Bir dakikada herkes mevziiye gitti” diyordu. Ben ‘bunlar Türk askeri değil’ dedim. ‘Peki kim…’ Bunlar vatanını korumaya gelmiş cesur üniversiteli gençler. Acaba Mehmetçiği görseniz ne diyeceksiniz…”

(Maliye eski Bakanı) Onur Borman’dan… “Bizim ev TMT’nin silah sakladığı yerlerden biriydi. Ancak annemin bundan haberi olmadığından babamın eski şiltelerin durduğu garajı kilitli tutmasına anlam veremezdi. Radyoda, televizyonda ‘isyancı Türkler’ olarak lanse ediliyorduk. ‘İsyan bastırılıyor’ diyorlardı Rumlar. Oysa bu Türkleri imha planıydı. Rumlar Türkleri çepeçevre sarmış, çemberi de gittikçe daraltmışlardı.”

(Dışişleri eski Bakanı) Tahsin Ertuğruloğlu’ndan… “Makarios yanlısı Rum arkadaşlar her gün yanımıza gelip, ‘Ecevit daha niye bekliyor? Gelsin artık!’ diyorlardı. Şaşırtıcıdır ki, harekat gerçekleşsin diyenler harekattan sonra bize karşı oldu.”

(UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün’ün annesi) Tangör Özgürgün’den… “Damlara bombalar atılır, eteklerimize havan parçaları düşerdi. Perişan oldu millet. Nihayet üç gün sonra, yani 23 Temmuz’da Lefke düştü. Lefke düştüğünde teslim olduk. Erkekleri Limasol’a götürüyorlardı, ben eşimi bahçede sakladım. Bu esnada Rum askerleri evi bastı.”

(Başbakan) Özkan Yorgancıoğlu’ndan… “1964 yılında Türkler ve Rumlar arasında yaşanan olaylar neden oldu köyden ayrılıp Baf’a gitmemize. Ayrılmamızın nedeni köyden bir gencin Rumlar tarafından vurulması sonucunda köyümüzün bir günlük bir çatışma yaşamış olmasıydı. Ben 10 yaşındaydım. Vurulan genç ağabeyimdi. 17 yaşındaydı…”

(İkinci Cumhurbaşkanı) Mehmet Ali Talat’tan… “Kıbrıslı Türklerin asimile olması kolay değildi. Çünkü dilleri farklı, dinleri farklı, gelenekleri farklı, o pek olmazdı ama erimeleri de diyebilirsiniz ama. Eriyip yok olmaları, göç etmeleri gibi çeşitli hedefleri vardı. Nitekim o Makaios’un görüşmecisi olan Klerides, ‘Daha ne istiyorsunuz? İşte Kıbrıslı Türkler bu ülkede var ama Mecliste yok, hükümette yok. Şu anda fiilen Kıbrıs Rum Yönetimi altında tüm ülke’ gibi ifadeler ortaya koyabiliyordu. O günün politikası buydu.”

(TDP milletvekili) Hüseyin Angolemli’den… “İsmet İnönü’nün çıkarma yapması için açlık grevi yaptık. Antalya’daki silah satan dükkanların camlarını kırarak silah aldık. Limandaki bir gemiyi işgal ettik fakat kaptanımız olmadığı için Kıbrıs’a gelemedik.”

(Sağlık eski Bakanı) Ertuğrul Hasipoğlu’ndan… “Bir gün hastaneye bir havan düştü, tüm hastaneyi yaktı. Eğer hastanede ameliyat yapmış olsaydık (Derviş) Eroğlu da, ben de ölmüştük. Altuntabya oteli vardı. Onu hastaneye çevirdik. Aletler de yandığı için Barış Gücü’nden rica ettik, kliniğimdeki aletleri getirdi. Ameliyathaneyi kurduk.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.