Ermeni kıyımı konusunda Türkiye giderek çamura batıyor

Ermeni kıyımı konusunda Türkiye giderek çamura batıyor

0
PAYLAŞ

Bir yandan Osmanlının muhteşem mirası üzerinden siyaset yaparken, öte yandan da tarihi veraseti görmezden gelmek hatta reddetmek mümkün mü?

Geride kalan yüzyıl, iktidar partisi için topu topu bir parantezden ibaret olabilir; bir yeniden inşaa sürecine işaret edebilir. Geçen asır boyunca kendilerinden önceki yönetimlerin Osmanlıyla aralarına mesafe koyma çabalarıyla alay edebilir, hatta o dönemi Osmanlı İmparatorluğunda “reklam arası ” diye niteleyebilirler.

Ama, yüzyıl önce, kitlesel sürgün ve kıyımlarda bir milyonun üstünde kayıp veren Ermeniler çin tarihin bu acı sayfası hiç bir zaman kapanmadı. Ne bir parantez ne de reklam arasıydı.

Türkiye, Birleşmiş Milletler 1948 Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesini parafe eden ülkeler arasında ancak 1915 Ermeni kıyımını soykırım olarak tanımayı reddediyor.

Osmanlının son yıllarında Ermenilerin toplu katliamı için soykırım teriminin uluslararası hukuk açısından uygun olup olmadığı sonsuza kadar tartışılabilir. Türkiye’de sadece şimdiki ve ondan önceki hükümetler değil, kamuoyu da soykırım kavramını yıllardır şiddetle reddetmekte. Gelgelelim, aynı sürec içinde ülke dışında giderek artan sayıda parlamento ya da kuruluş da soykırımı tanımakta.

1915 kıyımının 100.cü yıldönümünde, yakın tarihin bu karanlık sayfasının uluslararası alanda daha yoğun bir şekilde tartışmaya açılacağını biliyorduk. Ancak Türkiye’nin geçmişi ve bugünü konusunda diplomatic açıdan bu kadar hazırlıksız, bu kadar beceriksiz olabileceğini doğrusu tahmin etmemiştik.

İlk olarak, Çanakkale savaşının 100. Yıldönümğ etkinliklerininin alışılmış 25 Nisan tarihinden, Ermenilerin 1915 kurbanlarını andıkları tarih olan 24 Nisan’a kaydırılmasına tanık olduk.

Sonra, Türk dışişleri bakanlığının hararetli çabalarına ragmen Papa’nın , 1915 Ermeni katliamından ‘20ci yüzyılın ilk soykırımı’ diye bahsettiğini duyduk. Bakanlığın deneyimli diplomatları yerine Vatikan’a büyük umutlarla gönderilen din alimi büyükelçinin merkeze çekildiğini görünce, Türkiye’nin böyle bir gelişmeye zannettiğimiz kadar hazır olmadığını anladık. Ardından, Avrupa ile ilişkilerden sorumlu eski büyükelçi- yeni siyasetçi Volkan Bozkır’ın Papa’nın Arjantinli olduğu ve ülkesinin karanlık geçmişini yansıttığı şeklindeki şaşırtıcı yorumuyla karşılaştık. Bozkır’ın ‘Arjantin, Nazi işkencecilerine , Yahudi soykırımının cellatlarına kucak açtı’ diyerek, Papa’yla sınırlı kalmayıp, Arjantin’I de hedef alan sözlerini ağzımız açık dinledik.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, her zamanki üslubuyla Papa’yı azarladı, Katolik dünyasının liderini hatasını tekrarlaması için uyardı.

Başbakan geri kalır mı? Ahmet Davutoğlu da bir adım ileri giderek Papa’yı ‘AK Parti’ye kurulan uluslarası tuzaklara katılmakla suçladı. Başbakan, Katolik kilisesinin ruhani önderine, engizisyondan kaçıp Osmanlıya sığınanları, İstanbul’da, İzmir’de Osmanlının adalet düzeninde huzur bulanları hatırlattı.

Ülke içinde her önüne gelene bağırıp çağrmaya, azarlamaya alışmış Türkiye yetkilileri, son bir kaç gün içinde ülke dışındaki devlet başkanlarına, bakanlara, diplomatlara, dini liderlere de hadlerini bildirdiler.

Ne var ki, 15 Nisan’da, Avrup Parlamentosu, kayda değer bir çoğunlukla Türkiye’ye Ermeni soykırımını tanıma çağrısı yapan bir karar kabul etti.

Gerçi Parlamentodaki oturumdan bir kaç saat önce Cumhurbaşkanı Erdoğan, kararın bir kulaklarından girip diğerinden çıkacağını ilan etmişti, dışişleri bakanlığı da kararı ciddiye almayacağını bildirmişti ama gene de dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun benzer bir ifadenin 24 Nisan’da Vaşington’da tekrarlanmaması için lobi yapmak üzere Amerika’ya gideceğini öğrendik.

Tabii, burada gerçekçi olmamız da lazım. Hükümetin Ermeni sorununa yaklaşımı, kamuoyundaki ağırlıklı görüşten o kadar da uzak değil. Hem AKP tabanının hem de iktidar partisine karşı olan milliyetçi kesimin soykırım konusundaki kararlara öfkeli tepki göstereceği açık. Genel seçime az kala bu kadar çetrefilli ve tartışmalı bir konunun öncelikli gündem maddesi olması, zamanlama açısından talihsiz çünkü bu aşamada ne Ermeniler açısından adaletli bir yaklaşım ne de Türk ve Kürtler açısından objektif ve soğukkanlı bir bakış açısını yakalamak mümkün görünüyor.

_______________________________

* Yazarın diğer yazıları için lütfen tıklayınız:
http://www.firdevstalkturkey.com/tr/

BİR CEVAP BIRAK