Erzincan’da neler oluyor?

Erzincan’da neler oluyor?

0
PAYLAŞ

Kendisini Viyana’da yaklaşık yarım asırdır tanıdığım dostum Kazım Balaban’ın göndermıs olduğu açıklmayı, açıklamanın öneminden ve konunun hala aktualitesinden dolayı köşeme koymayı gerekli gördüm. Kazım Balaban Viyana’da Viyana Alevi Kültür Birliği Yönetim Kurulu üyesi olup, Alevilik konusunda yayımlanmış dört kitabı bulunmaktadır.

Demokratik Kamuoyuna !

Erzincan’da Ergenokon Davası ile ilgili hazırlanan iddianamede dikkat çekici bazı bölümler bulunmaktadır. Erzurum, Özel yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2010/66 nolu İddianamesi, son dönemin en ilginç iddalarından biri olarak kamuoyu’nun bilgisine açıldı. İddianame’den alınan bir bölümde şöyle denmektedir.

“Şüphelilerden Orhan Esirger ‘de ele geçen ve 183 no ile numaralandırılan CD içerisindeki, “3. Ordu Komutanı Org. Saldıray Berk ile ilgili değerlendirme, doç x” isimli dosyada aynen; “Erzincan ve civarındaki alevi köyleri özel olarak ilgilenmekte, bu köylerin ihtiyaçlarının giderilmesi için Ordunun imkanlarını kullanmaktadır. Yaptığı yardımlar nedeniyle alevi köyleri ve dedeler tarafından sevilmekte, dedeler tarafından kendisine takdir beratları verilmektedir” şeklinde yer alan bilgiler Ergenekon Silahlı Terör Örgütünün Erzincan yapılanmasının lideri durumundaki şüpheli Saldıray Berk’in amacını ortaya koymaktadır. Bir ordu komutanının jandarmanın istihbarat raporuna girecek şekilde mezhep ayırımcılığı yapması Ergenekon Silahlı Terör Örgütünün’ ülkemizde yaşayan kişiler arasında çatışma çıkararak toplumsal barışın bozulması, buna bağlı olarak yürütme organının zafiyete düşürülerek ülkede kaos ortamı yaratılması ve sonucunda askeri darbeye zemin hazırlanması amacıyla örtülmektedir. Şüpheli Saldıray Berk’in bu tavrıyla üzerine-atılı Ergenekon terör Örgütünün gerçekleştirmeye teşebbüs ettiği, T.C. Hükümetini ortadan kaldırmaya çalışması ile ortaya çıkan amaç ile uyumlu çalıştığı ortaya çıkmıştır.”

Yurtdışında yaşamasına rağmen yakınları Erzincan’da yaşadığı için bu bölge ile ilgisini devam ettirmekte olan bir vatandaş olarak iddianemede yer verilen bu gerekçelendirmeyi yargının bağımsızlığına ve güvenirliliğine gölde düşürdüğünü görmekteyim.

Ergenekon davalarında gizli tanık ya da ihbar mektuplarına dayanılarak anlaşılması zor bir takım yorum ve iddialara yer verilmektedir.

Keza 1. Ergenokon iddianamesinde de Erzincan’lı Alevi Balaban aşireti ileri gelenleri ile bazı subayların İstanbul’da bir Cemevi’nde zaman zaman gizli toplantılar yaptıklarına dair doğru olmayan görüşlere yer verilmişti.

Gerek 1. Ergenekon iddianamesinde ve gerekse Erzurum özel yetkili savcının Ergenekon davasının Erzincan boyutu ile ilgili kaleme aldığı açıklamalar ülke barışını tehdit eden ve Alevileri, Aleviliği sorgulayan, hedef alan açıklamalardır. Savcıların iddianameyi kaleme alış biçiminin neye hizmet ettiğini anlamakta zorlandığımı özellikle belirtmek istiyorum. Ancak bu şekil iddianame hazırlamanın Alevileri rahatsız ettiğini, hedef gösterildiklerini, kimi kamu görevlileri ile halk arasında gerçekleşen olağan ilişkileri sorguladığını, halkın neye ve kime, nasıl güveneceği konusunda tedirgin edildiklerini belirtmekte yarar var.

Alevi insanların kendileri ile dostane ilişkiler içinde bulunan görevliler hakkında ‘’Sevilmek, takdir edilmek, ilgi gösterilmek… ’’ gibi yapıcı ilişkiler içinde bulunmalarının adeta suç olarak gösterilmesi kendileri tarafından anlaşılır bir durum değildir.

Alevi insan yasalar çerçevesinde kendisine dostça yaklaşan her görevliye aynı sıcaklıkla yanıt verir. Buna bu iddianameyi hazırlayan sayın savcılar da dahildir.

Ancak İddianamenin birinde ‘’Erzincan’lı Alevi Balaban Aşireti önde gelenleri ile bazı Subaylar gizlice görüştüler’’ biçiminde tamamen hayal olan bir görüşe yer vermek, diğer iddianamede ‘’Ergenekon zanlıları Alevi liderler hakkında suikast planlıyorlardı’’ görüşüne yer vererek Alevileri Ergenekon zanlıları hakkında kışkırtmaya zemin aralamak, diğer bir iddianamede de ‘’Subaylara değer verdiler, berat takdim ettiler’’ gibi bir birleri ile hiç alakası olmayan aksi görüşlere yer vermek çelişkisi kamuoyunun dikkatinden kaçmamıştır.

Türkiye’de askeri darbe yapmak ne kadar hukuka, demokrasi ve evrensel İnsan Haklarına aykırı ise, ‘’Darbe planlanıyor’’ iddiası ile hayal ürünü görüşlere yer vermek, ciddiyetle hazırlanması gereken İddianamenin ciddiyetini sorgulatır. İddianamenin el altından bazı yayın kuruluşlarına verilerek basında günlerce yankı bulunmasının sağlanması adalet ve adil yargıya vurulacak en büyük darbelerden biridir.

Sayın Savcıya bazı tarihi gerçekleri hatırlatmakda yarar olmalı.

1. Ergenekon iddianamesinde adı geçen Balaban aşireti, Erzincan ve çevresinde Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda aktif rol alan bir Alevi aşiretidir. Aşiret Reisi Gül Ağa, Osmanlı Devletinin en zayıf döneminde Erzincan ve çevresinde bulunan 18 aşireti örgütleyip masrafarını da kendisi üstlenerek 1915–1916 arası 500 kişiden oluşan Milis örgütlenmesi direnişi göstermiştir. Bu dönemde 3. Ordu komutanı Mirliva Mehmet Vehip Paşa’ya destek olan Gülağa, Milisleri ile Erzincan/Dersim bölgesinin savunmasını üstlenmiş, Erzincan’ın Ruslar tarafından işgal edildiği Eylül 1916 tarihine kadar Milis savunmasını sürdürmüştür.

Erzurum özel yetkili Savcı tarafından hazırlanan iddianamede adeta hoyrat görülerek dolaylı olarak aşağılanan Aleviler bu savaşa topyekün olarak katılmışlardır. 1. Dünya Savaşı’nda Hacı Bektaş Veli Dergâhı Dedegân kolu postnişini Cemalettin Çelebi Efendi, Alevi aşiretlere çağrıda bulunarak Osmanlı’ya destek sunmuş, hem de oluşturduğu 1000 kişilik Bektaşi Mücahit Alayının başında Milis kuvvetleri ile 1915’te doğuda savaşlara katılmıştır. Osmanlı Donanmasına sunduğu destekten dolayı 14 Haziran 1914’te kendisine bir madalya verilerek ödüllendirilen Cemalettin Çelebi, Erzincan’da Alevi aşiretleri toplayarak onların da Milis direnişine katılması çağrısında bulunduktan sonra savaşmak üzere Erzurum cephesine giderek Aşkale ve çevresini aylarca savunmuştur.

Gönüllü Mücahit Alayının oluşumu sürecinde başından sonuna kadar Cemalettin Çelebinin yardımcısı olarak Erzincan da bulunan Alevi /Bektaþi Ozanlarýndan Sıdkı Baba, yüzbaşı rütbesiyle savaşmış ve okuduğu deyişlerle gönüllülerin moralini yüksek tutmaya çalışan bir ozandır.

Cemalettin Çelebi’nin çağrısı ile Gülağa’nın başında bulunduğu Balabanlılar tüm imkânları ile cepheye katılmıştır. Balabanlıların bu savaşta gösterdikleri yarardan dolayı kendilerine çok sayıda takdir ve taltifnameler verilmiştir. Bu begelerden 57 tanesi Mehmet Ali Balaban’ın çıkardığı “Balaban Aşireti Soy Seceresi” kitabında ve bir kısmı da Vatan Özgül’ün çıkardığı “Dimetoka’dan Erzincan’a bir Alevi Aşiret. Balabanlılar” adlı kitaplarda çevrilerek yayınlanmıştır. Ayrıca Balabanlıların yaşlıları tarafından Gülağa’ya Alay Komutanlığı rütbesi verildiği söylenmektedir. Bunun dışında Gülağa’ya 5. Rütbeden Mecidi Nişanı ve kardeşi Mehmet Ağa’ya da Osmanlı Padişahı Sultan Reşat tarafından Tuğralı Savaş Madalyası verilmiştir. Balabanlılar 1. Dünya savaşında bir kısmı yakın akrabamız olan şehitler verdiler.

Amcam Mehmet Ali Balaban ve babam Haşim Balaban’ın da kurucu üye oldukları Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Erzincan Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Binali Bircan’ın, 9 Mart 2010’da işyeri basılmış, adeta bir terörist gibi yakapaça göz altına alınarak Erzurum’a götürülmüş ve nöbetçi Hakimlik tarafından ertesi gün serbest bırakılmıştır.

Serhat şehrimiz Erzurum 1877 / 78 Osmanlı – Rus savaşı sonrasında işgal altına alınmış ve 40 yıl Rus işgalinde kalmış bir şehirdir. Tekrar kurtarılmasında Alevilerin canla başla bedel ödediği bu şehire sonradan görev icabı gelen Bay Savcımız ise hazırladığı iddianame ile Alevileri aşağılamakta, bir köyde 3. Ordu komutanı tarafından okul yapılmasını bir suç unsuru olarak göstermek istemektedir.

Sadece Erzurum değil, Erzincan’ın kurtuluşunda da Aleviler aynı duyarlığı göstermişlerdir. Dersimli Seyyit Rıza komutasında ki gönüllü süvari alayı ile 13 Şubat 1918’de Erzincan’ı kurtarmış ve Batı Dersim Komutanı Kaymakam Binbaşı Halit Bey komutasındaki milis kuvvetlerine devretmiştir.

Başta Balabanlılar olmak üzere Aleviler, Mustafa Kemal Paşa’yı Erzincan’da karşılamış, Erzurum ve Sivas Kongrelerini yapmasında yol güvenliğini sağlamış, Damat Ferit Paşa denilen teslimiyetçi İstanbul Hükümeti’ne bağlı Elazığ Valisi Ali Galip Paşa’nın kiralık çetelerinden korumuşlardır.

Bununla da kalmayarak Cumhuriyet Devrimlerine bağlı kalmış, kendilerine hiç bir hak verilmediği halde devrimlerin savunucusu olmaya devam etmişlerdir.

Başta Cemalettin Efendi, Gül Ağa olmak üzere Ulusal Kurtuluş Savaşında gösterdikleri bunca özveriye rağmen Alevilerden tek bir kişinin ismi bir caddeye verilmemiş, bir büstü dikilmemiş, tarih kitaplarına bile girmemişlerdir.

Şimdi Savcı Beye sormak gerekir ;

Darbe ve benzeri çalışmaların hiç bir yerinde bulunmamalarına rağmen yurtsever Balabanlıların adı neden 1. Ergenekon davasına dahil edilmiştir ?
Ulusal Kurtuluş Savaşında yararlılıklar gösteren kesimlere Erzincan’da yapılan operasyonlar ile neyin gözdağı verilmek stenmektedir?
3. Ordu Komutanı tarafından Erzincan’da Okul yapılması veya eğitime katkı sunması neden Darbe planı ile özdeşleştirilmek istenmektedir? Afganistan’da, Lübnan’da, Kosova’da okul açan TSK orada da mı darbe planları yapmaktadır?
Normal bir davetiye gönderilse gidip ifade verecek olan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Erzincan Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Binali Bircan neden bir terörist gibi yaka paça gözaltına alınarak aşağılanmak istenmiştir? Bu gözdağı kime ve sebebi nedir?
Diyanet İşleri Başkanlığı ve Milli Eğitim dahil olmak üzere Aleviler halen Devletin hiç bir biriminde tanınmamasına rağmen bu iddianame ile Aleviler neden tahrik edilmek istenmektedir?
Suç unsuru olarak gösterilmek istenen ilkokullarda eğitimi Milli Eğitim Bakanlığı mı vermektedir yoksa Türk Silahlı Kuvvetleri mi?
Savcı Bey hazırladığı iddianame de Mahkeme tarafından henüz bir karar dahi vermeden ‘’Ergenekon Terör Örgütü’’ deyimini kullanmaktadır. Aynı mantıkla biri de çıkıp ‘’Özel yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı terör örgütü’’ deyimini kullanmak isterse bu hukuk karmaşasının içinden nasıl çıkılacaktır?
Bu yapılanlar ile AKP Hükümetinin başlattığı ‘’Alevi Açılımı’’ nasıl açıklanacaktır?
Savcı Beyin Eğitim ve öğretime karşı bir önyargısı mı vardır?

Bu soruları çoğaltmak mümkün. Ancak olaya siyasal açıdan bakılacak olunursa Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘’Hayatta En Hakiki Mürşit İlimdir’’ sözü nereye oturtulacaktır.

İlim, Bilgi Okul dışında başka yerlerde mi verilmeli?

Ya da Milli Eğitim Bakanlığını nereye oturtacağız?

Üniversiteleri nereye oturtacağız?

Olaya dini açıdan bakacak olursak ilk inen Kuran ayeti ‘’Alak’’ suresidir ve ‘’Oku’’ diye başlamaktadır. Kuran-ı Kerim insanoğluna okumayı ve öğrenmeyi emretmektedir.

Peygamberimiz Hz. Muhammed,

‘’ İlim Çin’de de olsa gidip öğreniniz’’

‘’Beşikten mezara kadar İlim öğreniniz’’ diyerek ilim ve irfanı önermektedir.

‘’Ben İlim şehriyim, Ali onun kapısıdır’’ diyerek kendisinin de İlim sahibi olduğunu vurgulamaktadır.

Peygamberimiz başka bir Hadisinde de ‘’İnsanlar eşittirler. Birbirlerine ancak İlim ve Takva ile üstünlük sağlarlar’’ diyerek hem bilgili olmayı, hem de bilgiyi insanlık yararına kullanmayı önermektedir. Günümüzde çağdaş bilgilerin yasalarda da belirtildiği gibi en az 8 yıl zorunlu olmak kaydı ile Okullarda alınabilinceğini hatırlatmak zorunda kaldığımız için üzgünüz.

Alevileri hedef gösteren, Aleviliği sorgulayarak ülkemizin iç barışını bozmaya zemin sağlayan bu iddianameyi kamuoyunun vicdanına bırakıyorum.

Kazım Balaban

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Erzincan Şubesi Yetkili Yurtdışı Fahri Üyesi,

Erzincan Başköylü Hasan Efendi Kültür ve İnancını Yaşatma Derneği Yetkili Yurtdışı Fahri Üyesi,

14 Mart 2010 Viyana

BİR CEVAP BIRAK