Esen Yel’e şeyh göründü…

Şeyh, ortaçağ/daş donanımlı profesöre der ki: “Tayyip’e söyle, YÖK’ü yok etsin. YÖK’ün adamları bana burada azap çektiriyorlar. Benim huzura kavuşmam için falan falan.. Profesör oturur dilekçeleştirir şeyhin mesajını. Yollar milli eğitim bakanının mübarek katına. Bu mübarek kattaki kamil genel müdürlerden birinin mübarek ellerine ulaşır. Bu mübarek genel müdür, uzunca boyutlu dilekçedeki kara kara yazıların içinden büyük harflerle yazılmış olan YÖK yazısını büyük bir başarıyla söker.. Ve de şeytana uyup dilekçeyi YÖK’e havale etme gafletinde bulunur.


Dilekçe az gider uz gider /Yaz gider güz gider. Bir de göre göre ne görsün.. Magazin basınının ağına düşmemiş mi..


İşte bu güzelim dilekçenin magazin basınının ağına takılarak kötü yola düştüğü günün akşamıydı.. Daha uyku saatim gelmeden bir ağırlık çöktü üzerime.. Öylesine uzanıverdim kanepeye..


Düş bu ya.. Babıali yokuşundan çıkıyorum. Zekeriya Beyaz Hoca trafik noktasında durmuş trafik polisi gibi.. Trafik polisi gibi de.. Araçlara değil insanlara /geç-dur/ işareti veriyor. Kimilerini Nuruosmaniye’ye doğru yönlendiriyor, kimilerini Yerebatan’a doğru. Tam sıra bana gelmişti.. Köpek beslenen ev konusunu soracağım..


“Sen dur,” dedi. “Sen yanlış zamana gelmişsin. Şimdi seni doğru zamana ışınlayacağım.. Gittiğin yerde bir ulu zatla karşılaşacaksın. O ulu zata benden de selam söyle..”


Güzel bir sonbahar günü. Bağbozumu günleri yeni bitmiş. Asma yapraklarındaki renk tonlarının güzellikleri eşliğinde yürüyorum. Bir patikadan anayola çıktığım sırada bir yazı ilişiyor gözüme.. Osmanlı harfleriyle yazılmış olsa da söküyorum yazıyı.. Rumeli Kazaskeri..


Dalıyorum açık dış kapıdan içeri.. Aaa.. Bu bizim Şeyh Bedrettin.. Oturmuş yediveren güllerinin arasındaki masaya kahvesini yudumluyor. Daha önceden tanışıyormuşuz.. Yanına çağırıyor beni. Bir kahve de bana geliyor. Sade sevdiğimi nerden biliyorlarsa..


“Esen Yel,” diyor. “Az sonra düşün sona erecek ve sen yaşadığın yerlere döneceksin.. Tayyip’e de ki.. Kadıları kendi düşüncelerine göre yönlendirmesin. Bıraksın, kadılar doğruları kendileri görsünler. Bütün halka eşit mesafede dursun.. Sermayenin dili dini ırkı vardır. Dil din ırk ayrımı yapmasın.. Ülkeyi yanlış müşteriye pazarlamasın..”


Işığı bile söndürmeden uzandığım kanepede uyanıyorum. Şeyh Bedrettin’in sözleri Ruhi Su’nun sazı eşliğinde çınlıyor kulaklarımda. Zekeriya Beyaz Hoca’nın selamını iletmediğimi anımsıyorum..


Serez’in esnaf çarşısında değilse bile.. dışarıda yağmur çiseliyor..


Ve ben Şeyhimin sözlerini dilekçeye döküp mübarek katlara yollamayacağım.. Sözler magazin basınına malzeme olmadan yerine ulaşsın istiyorum.. Ve epostayla Açık Gazete’ye, Sevgili Faruk Eskioğlu’na postalıyorum..


Humorland’dan Esen Yel


aesenyel@hotmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.