Eski dostlar…

Eski dostlar…

0
PAYLAŞ

Eski dostlar bir araya gelirse ne olur?
Bol bol geyik…
Bol bol mavra…
Ama bizimki nedense öyle olmaz.
Ciddi şeylerden başlarız sohbete ve tartışmaya..
Tabii muhabbet eğer Emin Çölaşan’la yapılacaksa…
Hep ciddi duruşu vardır Emin’in.
Sonra açılır ya, neyse.

Biliyor olmalısınız, Emin Çölaşan Hürriyet’ten ayrılmak zorunda bırakılınca hiç boş durmadı.
İki kitap yazdı.
Mesleğin içinde bulunduğu durum-vaziyet ve yönetici takımı ile eski patronu Aydın Doğan’ın davranış ve politikalarına yönelik ibretlik diyalogları kapsıyor iki eser de.
İletişim fakültelerinde okutulacak kitaplar bunlar..
Birincisi malum: Kovulduk Ey Halkım Unutma Bizi.
İkinci kitabı ise: Her Kuşun Eti Yenmez adını taşıyor

Kitabın gerçeği de var piyasada, korsanı da.
Kapış kapış satılıyor.
Üstelik Aydın Doğan’ın birçok gazete yöneticisi üzerinde kitapla ilgili “sakın lehinde yazı yazılmasın” ricasına (!) rağmen.
Baskı yaptığına dair duyumlar var, inandırıcı duyumlar bunlar üstelik..
Neyse üstünde fazla durmaya gerek yok.
Aydın bey iş adamı.
Eskiden araba satarmış, şimdi gazete satıyor.
Gazete patronu olunca gazeteci olunmuyor nasılsa.
Bize ne Aydın beyden.
Zaten Emin de tek kelime söylemedi bu konuda.

Neyse Emin Çölaşan, ikinci kitabın piyasaya çıkmasından sonra bir fırsatını buldu geçen hafta  “Buluşalım hadi, çay-kahve içeriz diye teklif getirdi.
Birlikte çalıştığımız dönemlerde sık sık olmasa da Orman Çiftliğindeki Merkez Lokantasına giderdik hep.
Öğlen satlerine denk geldiğinde, yemek yer ve bira içerdik, bol bol geyik yapardık.
Kuru fasulye.
Kuru soğan.
Ardından su böreği.
Gelsin buz gibi Tekel Biraları.

Hürriyet’te çalışırken hiç ayrılmadığımız ve sık sık birlikte olduğumuz Levent Demirsoy,  Emin’den görüşme teklifi gelince bana telefonda “ Çay-kahve kesmez, daha sonra içki içer miyiz?” diye karşı teklifte bulundu..
Susma hakkımı kullandım.
Zaten Emin, içkili-miçkili muhabbetlere pek takılmaz.
Çok az içer çünkü.
Merkez Lokantasında içtiği biralar bile sınırlıdır.
Biz filler gibi içeriz, mahzuru yok.

Emin Çölaşan ikinci kez teyinden arayıp “ Üçümüzün dışında kimse olmayacak” deyince Arjantin Caddesi üzerindeki Kafemiz’de buluştuk.
Emin’in evine yüz metrelik mesafedeki bu mekanda, daha önce Emin bize öğle yemeği ikram etmişti.
Onu hatırladık hemen.

Öğleden sonra gerçekleşen buluşmamızda basın dünyasındaki gelişmelerden, işten çıkarmalardan, yeni çıkacak gazeteden bahsettik.
Sonra eski günlerden…

Önce kahveler geldi.
Levent ve Emin sigara içtikleri için keyifleri iyi.
Ben sigarayı bırakalı dört yıl olduğu için, “duman altı” kalmamaya çalışıyorum ama zor.
İçmeyeceğim kesin ama “duman altı” kalmaya teşneyim galiba.
Deve gibi burnumu uzattığım oluyor duman kokusuna.
Belli ki hala hoşuma gidiyor kokusu.

Saatler ilerleyip muhabbet koyulaşınca Levent Demirsoy’da her zamanki “ kaşıntı” başladı.
“Rakı zamanı kaşıntısı” besbelli.
Aslında o belirtiler ben de olur ama çoğu kişi bilmez.
Emin “hadi birşeyler daha içelim” deyince Levent’le gözgöze geldik.
Gülüştük.
Ev sahibi Emin.
Garson tepemizde.

“Rakı yoktur ki burada” demiş oldum.
Garson “Şarap var, üstelik enfes” dedi.
Emin, “ İyi ya, siz de şarap için” tavsiyesinde bulununca kıramadık (!) patronumuzu.
“Güneş nasılsa şarap burcuna girdi” diyerek beyaz şaraba başladık.
Çölaşan ise ikinci kahvesine.
Ufak-tefek mezeler eşliğinde sohbetimiz sürdü.
Tam üç saat geçtiğini sonradan farkettik.

Emin eksik olmasın tertipli ve tedbirli bir arkadaşımızdır, yanında getirdiği ikinci kitabını bize imzaladı.

Sonra Emin’e evinin köşesine kadar eşlik ettik.
Sonradan farkettik. “Ne kadar da çok dedikodu birikmiş yahu” deyip, bir başka kahve davetinde buluşmak üzere ayrıldık.

Bundan sonraki buluşmada Levent’in pamuk elleri cebe gidecek.
Daha sonra bana gelir sıra.
Ama ben ne yapar yapar, belki yine Emin’a yıkarım hesabı.
Emin hocamıza.
Hesap ödemeyi seviyor..
Ne yapabilirim ki (!)

BİR CEVAP BIRAK