Eski Müdür’den HES isyanı: Derelerini satan ülke belini doğrultamaz!

Eski Müdür’den HES isyanı: Derelerini satan ülke belini doğrultamaz!

0
PAYLAŞ

Özelleştirmelerin kamusal kaynaklar üzerindeki yıkıcı etkisini ele alan çalışmalarıyla bilinen Özkaya, HES’lerle ilgili “bir ülkenin ekonomisi kılcal damarları olan derelerinin satışını gerektirecek kadar dibe batmışsa o ülke ne yaparsa yapsın artık belini doğrultamaz” değerlendirmesinde bulundu.

İşte “dünyayı ve ülkeyi bu hoyrat yok edişe karşı korumak ve kollamak savsaklanamayacak bir görev olarak algılanmalıdır” tespitinde bulunan Özkaya’nın o değerlendirmesi…

ÜLKENİN KILCAL DAMARLARI DERELERE BARİ DOKUNMAYIN!

Rekabet Kurulu, 05. 07.2010 tarihinde; 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun’un 7. maddesi ve yine 1998/4 sayılı Tebliğ’e göre; Elektrik Üretin Anonim Şirketi (EÜAŞ)’e ait 18 Grup olarak özelleştirilmesine karar verilen hidroelektrik santrallerinin devredilmesine karar vermiştir.

İlk etapta Kovada 1 Kovada2, İvriğ ve Kayaköy HES’leri elden çıkarıldı.Sırada: Işıklar, Visera, Dereköy, İznik, İnegöl, Cerrah, Mustafakemalpaşa, Suçtu, Turunçova, Finike, Haraklı, Hendek, Pazarköy, Ak yazı, Bozüyük, Bünyan, Çamarlı, Pınarbaşı, Sızır, Bozkır,Ermenek,Göksu, Anamur, Silifke, Mut, Boz yazı, Derinçay, Zeyne, Değirmendere, Kuzuculu, Karaçay, Bayburt, Çemişgezek, Girlevik, Devre, Ka yadibi, Erkenek, Kernek, Besni, Derme, Malazgirt, Varto, Sönmez, Çağ Çağ, Otluca, Uludere, Engil, Hoşap, Koçköprü,Erciş, Kiti, Telek ve Arpaçay HES’leri yer alıyor.

Özelleştirmeler ve İMF borçlarını ödüyoruz bahanesiyle ülkede satmadık, elden çıkarmadık kamu malı bırakılmadı. Halkın yoksul bütçesinden oluşturulmuş zenginlikler, yeraltı ve yerüstü varlıklar önce özelleştirilerek yandaşların, sonra da hızla yabancı tekellerin eline geçti.

Ülke değerleri bitme noktasına geldi. Ne İMF borçları ödendi ve ne de özelleştirmelerle sağlanacağı söylenen refaha kavuşuldu? Ülke borç batağına saplanmaya devam etti. Aksine ülke ve halk yoksullaştıkça yoksullaştı, bazı bu işlerin taşeronları ise alabildiğine zenginleşerek güçlendi. Yine halkımız hiç değişmeyen yazgısının tutsağı konumunda kaldı. Manavgat’ın İsrail’ e satılmasından sonra, sıra suların satılmasına gelecek endişesi kamuoyunun gündemini sarmıştı; nihayet o tehlike de gerçekleşiyor.

Dereler, akarsular üzerine HES yapımının hızla gerçekleşmesi derelerin de halkın elinden alınmakta olduğunu gösteriyor. Bugüne kadar dereler ve akarsular üzerinde top lam 225’in üzerindeki HES’in önce kullanma hakkının özelleştirildiğini görüyoruz. Daha sonra bunların yabancıların eline geçmeyeceğine kimse garanti veremez. Zaten amaç küreselleşmeye uyum sağlamak değil mi? Bütün bu olumsuz süreç sürüyor, 1-4 Temmuz tarihleri arasında İstanbul’da gerçekleştirilen Avrupa Sosyal Forumu’na ‘Antalya, Burdur, Isparta Dereleri Gönlünce Aksın Çevre Platformu’ gönüllülerinin katılımı bölge halkının özgüvenini arttırmış ve bölge halkı sürece katılarak önce Fırtına Deresi’nde büyük bir direniş sergilemiş, şimdi de Yuvarlak Çay üzerinde yapılmak istenen HES’e karşı direnişini simgeleştirerek ülke genelinde örgütlenmenin öncülüğünü yapmıştır.

Halkımız artık yapılan tahribatların geleceğini tehdit eder boyuta vardığının bilincine ulaştı. Bu yapılanların anayasaya ve yasalara aykırı olduğunu aldığı mahkeme kararlarıyla görüyor. Ancak mahkeme kararlarının uygulanmamasını da izliyor. Çok yakın bir gelecekte kuracağı demokratik halk iktidarında bütün bu elinden giden varlıklarını yeniden geri alacağını ve anayasa suçu işleyenlerden de hesap soracağını biliyor. Artık köylü derelerine sahip çıkmaya başladı ve bütün köy halkı eksiksiz direniyor. Bunun canlı örneği Antalya köylerindeki medya ve muhalefet tarafından TBMM’ne taşınan direnişler.

Kaş’ın Gömbe beldesinde Uçarsu’ya kurulmak istenen HES’e karşı halk, büyük bir karşı duruşla buna izin vermeme ye kararlı. Zira tek su kaynağı olan Uçarsu’yun yazın Gömbe’ye, kışın da Fethiye’nin Eşen Çayı’na ak tığını görüyor.

Yaşamına kan veren suyunu elinden aldırmamak için canını dişine takmış direniyor. Yi ne Altınova’da halk, çiçekçilik, sebze ve meyvecilik yaptığı birinci sınıf tarım alanlarına can veren dereleri korumak için ‘Antalya Altınova Tarım Alanlarını Koruma Derneği’ kurarak örgütlü mücadelesini yükseltmeye çalışıyor. İşte halkımızın en büyük kazanımı direnişini örgütleyebilmesi, buna kitle örgütlerinin hızla katılmaları ve yöresel tabanda bu tür örgütlenmelerin artmış olması. Batı’da doğaya karşı yapılan bu tür yasa dışı tahribatın önüne geçilebilmesi büyük bir örgütlenmenin önünü açmış, giderek partileşmeyi getirmiştir. Yeşiller Partisi bu gerek sinmeden doğmuş ve iktidarların ortağı konumuna dahi gelmişlerdir.

Sonuç: Her türlü karşı çıkmaya karşın iktidar HES’lerle ilgili dayatmalardan vazgeçmiyor. Ülke genelinde ilk etapta 1700 HES’in yapılacak olması ve 5 ile 17 bin HES lisansının verildiğinin çevreciler tarafından açıklanması son derece üzüntü verici. Ormanların yabancı maden şirketlerine 49-99 yıllığına devredilmesi sonucu delik deşik hale getirilmesi ve dünyanın gözdesi konumundaki Çığlıkara sedir ormanlarının, Kaz Dağlarının, Kozak Yaylasının, Çal Dağının, Erzene Yaylası’nın, Bergama Ovacık’taki zeytin alanlarının, Fırtına Vadisi’nin ve ülkenin eşsiz güzelliklerinin tahrip edilmesi, göllerin yok edilmesi insanın içini acıtıyor. İnsan olan herkesin bu küresel felâkete dur demesi ve siyasetin hedefinin yok etmek, satmak olamadığını vurgulamak olmalı. Dünyayı ve ülkeyi bu hoyrat yok edişe karşı korumak ve kollamak savsaklanamayacak bir görev olarak algılanmalıdır. Bir ülkenin ekonomisi kılcal damarları olan derelerinin satışını gerektirecek kadar dibe batmışsa o ülke ne yaparsa yapsın artık belini doğrultamaz. Çıkış ancak ulusça işleri ele almaya bağlıdır.

BİR CEVAP BIRAK