Eskioğlu’nun çağrısına kulak verelim…

Sevgili Arkadaşımız Faruk Eskioğlu’nun bireysel olarak dile getirdiği ve mücadele ettiği aşağıdaki konu aslında bütün basın emekçilerinin, hatta sigortasız, ve iş güvencesi olmadan çalıştırılan bütün emekçilerin sorunudur Türkiye’de… Bu yüzden bu konuya ne kadar çok sahip çıkılırsa o kadar çok haklarına tecavüz edilen diğer insanların da arkasında bir güç oluşabilir ve yarın sıra bize geldiğinde hepimiz bu gücü arkamızda hissederek daha güvenli bir şekilde hak mücadelemizi verebiliriz…

Hürriyet Gazetesi’nde “22 ay çalışmasına karşın sigortasının yatırılmadığı” gerekçesiyle mahkemeye başvuran Faruk Eskioğlu’na karşı işveren “O telifliydi” gerekçesini ileri sürerek 4 servis çalışanını da buna şahit göstererek savunma yapmaktadır. Ne ironidir ki, aynı zamanda telifli çalışma hakkının kötüye kullanmasından şikayet edenleri korumakla yükümlü bir kurum olan Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin başkan vekilliğini de yapan Hürriyet Gazetesi Ekonomi Müdürü Vahap Munyar’ın adı da Faruk Eskioğlu aleyhine şahitlik yapacaklar listesinde yer almaktadır.

Bunun  üzerine Sevgili Faruk www.acikgazete.com’daki köşesinde, Vahap Munyar’a hitaben “Kulaklarınız Çınladı mı” diye tüm basın emekçilerinin  Türkiye’de çok karşılaştıkları “sigortasız çalıştırılma” sorununu duyarlı bir şekilde dile getiren duygusal bir “mektup” yayınlamıştır. Bu “Mektup” bu tür haksızlıkların herkesin sık sık  başına gelebildiği ülkemizde hepimizin kanına dokunabilecek niteliktedir. Hele işin içine bir de “arkadaşlık” ve “bir zamanlar aynı sayfalar için ter akıtmak” gibi özel bir durum giriyorsa, uğranılan hayal kırıklığı ve yürek acısı daha  büyüktür şüphesiz ki… 

Sevgili Faruk her zaman dürüstlüğü, olaylar karşısında net ve doğru tavrı ile tanıdığımız bir arkadaşımızdır; o yüzden hak ve adaletten yana mücadele ettiğini savunan biz dostlarının onu bu davasında yalnız bırakmamız düşünülemezdi. Bunu gerçek dostları için söylüyorum tabii ki… Kaldı ki böyle bir haksızlık karşısında bir şeyler yapmak sadece biz dostlarının değil aynı şey başına gelmiş veya gelebilecek bütün basın emekçilerinin ve diğer emekçilerin  boynunun borcudur… 

Gelin çığlığımızı onları şaşırtacak kadar büyük, kocaman yapalım ki, bir daha bizi kolayca ezip geçemesinler; Gözlerimizin içine baka baka, onursuz ve saygısızca haklarımızı çiğneyemesinler…

İşte bir basın emekçisi olan Faruk Eskioğlu’nun hak arama mücadelesinde sayın Vahap Munyar’a feryadını dile getirdiği mektup aşağıda… Siz neler hissedersiniz bilmiyorum ama  ben tepkisiz kalamadım…

“Vahap Bey iyi çalışmalar,

Nasılsınız? Umarım herşey yolundadır… Hani siz şimdi “düğün değil bayram değil nereden çıktı bu mübarek günde bu mektup” diyebilirsiniz. Haklısınız. Bugünlerde hep sizin kulağınızı çınlatıyorum. Hem “çınladı mı?” diye sorayım hem de iki eski iş arkadaşı olarak biraz dertleşeyim dedim… 

Vahap Bey, Cambridge Şapel’ine bağlı iki sendikacı gazeteci dostum var. Howard ve Fiona… Türkiye’deki gazetecilerin haklarını ve hak arayışlarındaki sıkıntılarını yazmak istiyorlar. Ben yardımcı olurum olmasına ama Hürriyet Gazetesi Ekonomi Müdürü ve Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin (TGC) Başkan Vekili olarak sizin bu işin piri olduğunuzu ve sizin de katkılarınızın olması gerektiğini söyledim… Ha bu arada ben bir aşk romanı yazdım. Adı “Aşkolsun! Adı aşk olsun…” Gülümsediğinizi buradan görüyorum valla. Aşk meşk romanı ama Türkiye ve İngiltere medyasını da olaylar silsilesinde anlatıyor… Hürriyet’teki günlerimizden de bahsettim tabii. Ayrıca başka bir yazılı medya çalışmam daha var. O çalışmada sizden de söz edeceğim. Söz! Üstelik bu mektubu da eklerim belki…

Neyse Vahap Bey, geçenlerde Hyde Park’ta savaş karşıtı büyük bir yürüyüş vardı. Her zaman olduğu gibi ailecek Mini’ye atladık ve Hyde Park’a gittik. Otomobili dev parkın birbirine benzeyen bir köşesine park ettik. Onbinlerce gösterici ile birlikte Başbakan’ın konutuna kadar saatlerce yürüdük. Bebek ayakkabılarını konutun kapısının önüne attık. “Başbakan bak bunlar Irak’ta öldürdüğünüz çocukların ayakkabıları!” dedik… Gösteri sonrasında çocukları yormamak için parka yalnız dönüp Mini’yi getireyim dedim. Ne oldu biliyor musun? Hyde Park’ta aradım taradım ama Mini’yi park ettiğim yeri bir türlü bulamadım… Parkın her bir köşesi neredeyse aynı panoramada… Kaldırıma oturdum öyle kara kara düşünüyordum. Hani çocuklar beni beklemese önemli değil… Bir baktım polis otosu devriye geziyor. Hemen durdurdum. Durumu anlattım. Bana aracın plakasını sordular. Yorgunluktan hatırlayamadım… Polislere, “Beni aracınıza alın, parkta beraber bir tur yapalım. Kesin buluruz…” dedim… Polisler yorgunluktan döküldüğümü görmelerine karşın ne dediler biliyor musunuz? “Beyefendi sigorta kuralları gereği sizi bu araca bindiremeyiz. Zanlılar ise otomatik olarak sigortalanmış oluyor. Siz zanlı değilsiniz… Üzgünüz… Ama siz burada bekleyin, biz tarif ettiğiniz aracı araştıralım…”

Hyde Park’ta kara ağaçların altına uzandım. Gökyüzü İstanbuldaki gibi alabildiğine maviydi… Çocukların koşturmacaları, kuş sesleri kulaklarımı doldurdu. Aklıma Hürriyet ekonomiye başladığım 1998 Temmuzu geldi. O zamanlar ne Irak işgal edilmişti ne de Marmara’da deprem olmuştu… 14 yıl sonra Londra’dan İstanbul’a geri dönmüş bir gazeteci olarak içim içime sığmıyordu… Kalbim tıpkı bu kuşlarınki gibi pırpırdı… Ekonomi servisinde haftanın 6 günü tam gün muhabir olarak işe başladığımda bana “Bir kaç aylık yasal deneme süreci sonrasında kadronu yaptırıp, sigortalatacağız” demiştiniz… Tam 22 ay sonra “Ben artık gidiyorum” dediğimde her ay “Sigortamı yaptırın lütfen” diye kafanızın etini yiyen bu adamdan kurtulduğunuza için için sevinmiştiniz… 

Şu İngilizler ne tuhaf adamlar değil mi Vahap Bey? Beni sigortam yok diye parkın içinde arabayla şöyle bir tur attırmadılar. Onların bu garip tavırlarına bir anlam veremediğinizi düşünüyorum. İşin tuhaf yanı onlar da sizin gibi yanında sigortasız eleman çalıştıranları anlayamazlar biliyor musunuz? Şimdi bu polise sizi anlatsam, bana ne der? Sizin bir gazeteci olduğunuzu ve üstelik gazetecilerin sosyal haklarına sahip çıkan TGC Başkan Vekili olduğunuzu söylesem… Ayrıca Hürriyet Gazetesi işverenine karşı “çalıştığım yılların sigortasının yatırılması için açtığım hak arama davası”nda bana karşı “Hayır o tam gün çalışmadı. sigorta onun hakkı değildi. O yalnızca bir telifliydi” demesi istenen şahitler listesinde adınızı gördüğümü de eklesem? 

Vahap Bey galiba AB ile aramızdaki en büyük anlaşmazlık da işte bu mentalite farkı olsa gerek… Onlar gibi düşünüyorum diye bana da kızmayın lütfen.

Avukatım Hürriyet aleyhine açtığım davanın 22 Kasım’a ertelendiğini gösteren dosyayı göndermişti. Dosyada sizinkinin yanısıra üç eski iş arkadaşımın adı da bana karşı şahitler listesindeydi. Tabii çok sevdiğim Erkan Abi’nin adını görmek beni çok büyük hayalkırıklığına uğrattı. Son günlerdeki yazışmalardan haberdar olmalısınız. Eski iş arkadaşlarımın bu şahitlik olayından haberleri bile yokmuş. Her ne hikmetse bir an onların adını İnsan Kaynakları’na sizin verdiğinizi bile düşündüm. İşverenin onlara nezaketen de olsa bilgi vermemesi ne garip değil mi? İngiltere bu skandal sayılır. Neyse onlardan, hayalkırıklığımdan kaynaklanan ilk tepkimi anlamalarını istiyorum. Onları üzdüğüm için gerçekten üzgünüm. Mahkemeye gelirlerse de benim “22 ay boyunca haftanın 6 günü tam gün çalıştığım” gerçeğini söyleyeceklerini düşünmek istiyorum… 

Vahap Bey size açıkca sormak istiyorum, sizin bana karşı şahitliğinizden haberiniz var mıydı? Peki, “En azından şimdi oldu” diyelim… Mahkemeye gelecek misiniz? Mahkemeye gelirseniz işverenin iddialarını bana karşı savunacak mısınız? 

Köşe yazılarıma gelen bazı yorumlarda, sizin böyle bir şahitlik yapmayacağınız öne sürülerek benim size önyargılı davrandığım düşünülüyor. Umarım öyle olur. Üstelik ben ve arkadaşlarım TGC’nin önünde protesto çadırı kurmaktan da kurtuluruz. 

Vahap Bey, aslına bakarsanız sigorta gibi zorunlu bir insan hakkının peşinde koşmaktan gerçekten hüzün duyuyorum. Mektubuma burada son verirken size iyi çalışmalar diliyorum. 

Ha bu arada sormayı unuttum, kulağınız çınlıyor mu?”

_____________

* İÜ Öğretim Üyesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

twenty − 15 =