“Ethos” sona ererken

Bu yıl için ana tema olarak, “Şiirin Bildiği: Tahakküm (Baskı, hükümranlık)” belirlenmiş. Sahnede, atölyede, söyleşilerde ve de sokakda bu tema merkez alınıyor. Sahne bulamamış bazı oyunlar, seyirci ile buluşabiliyor. Festival dışında izleyemiyeceğimiz oyunlar, sağlanan bir başka olanak.

Tiyatroları kapatmayı düşünen Hükümet, sadece Devlet ve Şehir tiyatrolarını değil, özel tiyatrolara da büyük bir darbe sunmanın hazırlığını yapıyor. Festival oyunlarına, sahnelerini açan Develt Tiyatroları sahneleri olmazsa, bu festivali gerçekleştirmek daha da zorlaşacak.

Bu festival de sadece bir oyun izleyebildim. Şiirsel bir dille, müzik ve danslarla da, zenginleştirilmiş bir oyun. Baskıyı oyun boyunca, iki saatlik sürede alabildiğine hissetmenin ötesinde yaşıyorsunuz. Oyundan çıkınca da, baskının tesiri devam ediyor. Ve baskılar yaşam da da sona ermiyor, günümüzde alabildiğine artarak devam ediyor.

“Kadın Oyunları”, Festivalin ana temasına da son derece uygun, iyi seçilmiş bir oyun. İtalyan yazarlar, Dario FO ve Franca RAME’nin oyunları. Yarım asır öncesinde yazılmış bu oyun, günümüzde de güncelliğini koruyor. Yaşam da, oyunda sergilenen bu baskıların daha da ağırını görüyoruz.

Sahnede 7 genç kadın. Altı ayrı hikayede, altı ayrı kadının yaşam mücadelesini, daha doğru deyişle dramını, ayrı ayrı sergiliyorlar. Ankara Deneme Sahnesi oyuncuları, Nurhan Karadağ ve Yusuf Sağlam’ın yönettiği bu oyunda, adeta soluk soluğa, yaşamı sorguluyorlar. Bizlere,önce farkındamısınız diyorlar, sonra da sorgulamayı sürdürüyorlar. Slogan atmadan, bazen komedi, bazen dram tadında, adeta bu oyunlar sadece sahnede olsun, yaşamda olmasın haykırışını aktarıyorlar.

Nedim Yıldız’ı özgün müziği, Kareograf Özgür Adam İnanç’ın dansları ile de, iki saat süren oyunun sonuna geldiğinizde, daha ne hikayeler var demekten de kendinizi alamıyorsunuz. İtalyan yazarların hikayeleri, sadece İtalya’ya özgü değil. Dünyanın değişik bölgelerinde hala daha sergilenmeğe devam ediyor.

Daha dün, Cumhuriyet’in Pazar Yazıları’n da Cakarta’dan yazan Gülseren Tozkoparan Jordan, “Endonezya’nın çilekeş hizmetçilerini” anlatırken, Çin’e çocuk yaşta çalışmaya giden kadınların, çok düşük ücretlerle, adeta eve kapatılarak, saat kavramı olmaksızın çalıştırılmalarının yanı sıra, işkence görmelerini de aktarıyor.

Ülkemizde ki namus cinayetlerinin, sadece kadınlar üzerinde yoğunlaşması, yanlış bir tanımlama ile “çocuk gelin” kavramının, aslında bir satış ve tecavüz olarak, kamu oyunun gözü önünde, adeta olağan bir olaymış gibi sergilenmesindeki duyarsızlıklar, kadın oyunlarının sahnede değil, yaşamda artarak devam etmesini sağlıyor.

Konuyu sadece feminizm açısından değerlendirmek de yeterli değil. Bu konu da yaşananlar, bir insanlık dramı ve de çağımızın yüz karası.

Dario Fo ismi, Türk seyircisi için tanıdık, adeta bizden bir isim. Özellilke 80’li yıllardan itibaren, değişik illerde, değişik tiyatrolar, bir çok oyununu ülkemizde seyirci ile buluşturdu. Bu kez, sergilenen altı hikaye’deki yaşananlar, Antik çağlardan günümüze uzanan çizgide, değişik ülkelerde ki tanıdık, tanımadık kadınları sahneye taşıyor. 15 ile 25 dakika arasında ki, tek kişilik oyunlar olarak gerçekleşen, hikayeleri sahneye taşıyan genç sanatçılar, bizi yaşananların içine çekiyor. Sözlerini soluk soluğa, mermi atar gibi, dinamit patlatır gibi, çığlıklarını atıyor, haykırıyor ve sorguluyorlar. Nasıl seyirci kalıyorsunuz ?

Oyundan çıkınca mutlu değilsiniz, onlar da mutlu olmamız için sergilemiyorlar zaten. Sarsmak istiyorlar bizi. Bunu şiirsel bir dille aktarırken, sahnede oyunları ile sergilerken, bizleri düşünmeğe yöneltmek istiyorlar. Gerçekleri kafamıza vurma yerine algılamamızı istiyorlar. Çığlık atıyorlar.

Oyundan çıkınca gecenin serinliğinde biraz yürüyerek, son günlerin siyasal konuşmaları arasında ki, yaşamdan kopukluğu düşünürken, biraz daha irkiliyorsunuz. Bir erkeğin, belki de en son yeri olarak düşünülecek bir yeri dahi olmaması gereken, düşünülmesi ve dile getirilmesi abes yaklaşımları, olmaya hazır olduğunu, bir siyasi yönetici için düşünen kadın söylemi karşısın da irkiliyorsunuz. Bir insan kendine ve insanlığına, nasıl bu kadar yabancılaşabilir diye, içinizden adeta haykırmak geçiyor. Ya da kimliğini yitirerek, yanında ne olmaya razı olduklarını veya nasıl gördüklerini aktaran kelimeleri duyunca, şaşkınlıkla dilinizi yutacak gibi oluyorsunuz. Özgürlüğü, kendini ve dünyaya kapanmayı algılayamadan, aktaranlara şaşkınılıkla bakarken, bunu sunanlara, yönlendirenlere karşı
öfke duymadan geçemiyorsunuz.

2014 de hala yaşamda bir çok çeşitlilikle, kadın üzerinde oynanan bu oyunlar, toplumumuz da azalmıyor, artarak devam ediyor. Ötekileştirmek çözüm değil. Diyalog kurmak, kendi kendini tanımasını sağlamak ve kadına çizilen çağın gerisine itme çerçevesini, kırmaya çalışmalarını sağlamak gerekiyor. Çığlık bunun için atılıyor.

İki haftalık festivalin, izlediğim sadece bir etkinliği bu oyun sonrasında, bana düşündürdüklerinden sadece bir parça aktardıklarım. Önceki yıllarda hiç izleyemediğim etkinliklerine, bu yıl sadece birinde ulaşmayı, eksiklik ama iyi bir başlangıç oldu diye değerlendiriyor ve seneye daha fazla oyun izlemek üzere, kendi kendime söz vererek, bu yazıya da noktayı koyuyorum.

___________________

Ankara. 25 Mart 2014. Pazartesi. ismail.bayer1@yahoo.com
.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 × one =

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.