Evet mi, hayır mı?

PAYLAŞ
Sinan Olcayto
Sinan Olcayto

Antik Yunan’daki Parthenon tapınağı Demokrasinin doğduğu yer olarak Kabul edilir. Demokrasiyle yönetilen ülkeler için burası hala en büyük semboldür. O yıllarda yaratılan bu sistem hala dünyanın en kabul gören modern yönetim şeklidir. Ancak antik Yunan’da bile önemli düşünürler Demokrasi’nin sorunlu bir yönetim biçimi olduğunu savunmuştur. Bunların başında da Socrates gelir. Socrates M.Ö 388 yılında bitirdiği “Cumhuriyet” isimli eserinde demokrasi sisteminin oldukça tehlikeli bir yönetim biçimi olduğu konusundaki kaygılarını anlatmıştır. Bu kaygıların başında da “eğitim seviyesiyle orantı olmayan oyların eşitliği sorunu” gelmektedir. Socrates’e göre oy veren eğitimli bireyler neye oy verdiğini bilirken, cahil kişiler ise onları aldatabilecek manipulatörler tarafından yönderilebilir. Bu da manipulatörlerin amaçlarını gerçekleştirmek için bilinçli olarak toplumu cahilleştirmesi gibi ikinci bir tehlikeyi doğurmaktadır.

Cumhuriyet kitabında Socrates bunu pek çok örnekle de açıklamıştır. Kitabının 6. Ciltini tamamlayan Socrates M.Ö 399 yılında Atina gençliğini yozlaştırmaya çalışmak suçundan yargılanmıştır. 500 kişilik bir jüri, yine demokratik bir seçimle oy kullanarak Sokratesi suçlu bulmuş ve bu ünlü düşünür ökse otu içirilerek idam edilmiştir. Yine bir “Türk düşünürü” olan(!) Aysun Kayacı da yıllar önce “benim oyum dağdaki çobanın oyuyla nasıl bir olur ki” diyerek aslında Sokratesi haklı çıkarmıştır.

Demokrasi’nin en büyük zaafı cahilliktir. Bu sistemi uygulayabilmek ve uygulatabilmek için belli bir eğitim seviyesine ulaşmış toplum gerekliliği vardır. Sonuç olarak oy verecek kişilerin en azından neye evet ve neye hayır diyebileciğini bilmesi şarttır. Aksi taktirde Sokrates’in manipulatör dediği ve günümüzde oy avcısı olarak adlandırılan kişiler, kendi çıkarları uğruna “seçim yapma yetisi kısıtlı” kişileri kendi tarafına yönlendirebilir. Bu da köy enstitülerinin niye kapatıldığının ve 1980 darbesinden beri ülkemizin neden hızla cahilleştirilmeye çalıştığının milattan önce verilmiş bir yanıtıdır. Her seçimden sonra hayal kırıklığı yaşayan aydın kesimin anlayamadığı da budur. Türk tipi demokrasi dediğimiz şey aslında manipulatörlerin yarattığı kesim tarafından esir alınan demokrasidir. Herkese 3 çocuk istenerek de cahilleştirilmiş bir toplumun gelecekteki potansiyeli yeni manipulatörlere şimdiden hazırlanmaktadır.

Çaresizliğin resmi

Ana “muhalefet” partisi CHP’den bir milletvekili, mecliste kürsüye çıkıp haykırıyor : “14 yıldır iktidardasınız. İstediğiniz her şeyi yaptınız. Niye sistemi değiştirmeye çalışıyorsunuz? Zaten hala istediğinizi yapıyorsunuz”. Bu vatandaş muhalefeti temsilen mecliste bulunuyor ve nüfusumuzun %25’i kadar bir bölümü temsilen orada.  Aslında demek istiyor ki değişmesine “hayır” denilen sistemle bu sistem arasında  hiç fark yok. Yani Türkiye’de demokrasi çoktan cahillerin eline geçmiş. Şu anda çalışmalara başlansa bile bu kuşağın düzeltilmesi 3 jenerasyon alacaktır. Yani eğitim sisteminin hemen değişmesi bile Türkiye’ye gerçek demokrasinin 100 yıldan önce gelemeyeceği ön görülebilir. Zaten bugün toplanan meyveler de 1950’li yılların mahsulü. O yüzden bir mucize beklemek yerine 100 sonrasının aydınlık Türkiyesi için çalışmaktan başka bir çare şu an gözükmüyor.

Evet mi? Hayır mı?

Sosyal medyada profil resminizi “hayır”a değiştirseniz de, Taksim’de eylem yapsanız da, yer yarılsa da oylamanın sonucu açık ara “evet” çıkacak. Çünkü bu planlı, örgütlü ve stratejisi olan bir manipulatör topluluğuyla, tokat manyağı edilmiş Türk sosyal demokrasisi’nin hesaplaşması olacak. Aynı zamanda bu oylama ülkenin yüzde kaçlara bölündüğü konusunda da bize ciddi ip uçları verecek. Sosyal demokratlar, organize olmuş ekipten bir tokat daha yiyecek. Lümpenler neyi kazandığını bile bilmeden sokakta galibiyeti kutlayacak. Uzun bir adam balkona çıkıp konuşacak.

Referandum sonucu aslında o başkanlık uçağı alınmadan ve 1000 odalı sarayın daha kağıt üzerinde ilk çizimlerinin ortaya çıkmasından yıllar önce belli olmuştu. Çünkü bu Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uzun soluklu projesinin son ayağıydı. Saray gibi bir teferruat bile ayrıntısıyla hesaplanmıştı. Aslında 1000 odalı ve kapısında “duşakabinoğulları” diye dalga geçilen askerlerin durduğu o saray her şeyin simgesiydi. 1000 oda olmasını eleştirenler çok ilginç bir şekilde bunun niyesini hiç merak etmedi. O antik Türk boylarını temsil eden askerler ise zaten baştan başa alay konusuydu. Erdoğan bu sarayı bir Türk birliğini temsilen kurmuştu. İslamcı sitelerin iddialarına göre de odalar sırasıyla eyaletlere göre adlandırılmıştı. Yani Cumhurbaşkanımız Erdoğan Türki Cumhuriyetlerini ülkemizin birer eyaleti olarak görüyor ve birleşİk Türkiye’nin hayallerini kuruyor. MHP’nin de birden bire alevlenen Erdoğan sevgisinin ve desteğinin altında aslında bu gerçek yatıyor. İslam’ı çimento olarak kullanarak bu büyük ümmeti yaratmanın planlarını yapan Erdoğanı, genel seçime bile programsız giren CHP ise sadece izlemekle yetinebiliyor. Aynı zamanda bu saray çok çok yakın zamanda çöküşe geçecek Arap ülkerine de patronunun kim olduğunu gösteriyor. Erdoğan bu saray aracılığıyla tüm İslam alemine mesaj veriyor. Saray, milli para ve milli ekonomiyi kurmak ve Arap ülkelerini Türk Lirasına geçirmenin hesaplarını yapıyor. Yani o kadar ampul boşuna yanmıyor.

Balkon konuşması

Tayyip Erdoğan ilk kez başbakan olduğunda bir balkon konuşması yapmıştı. Taraflı tarafsız herkesin taktirini kazanan bu konuşmanın bir benzerini Erdoğan’dan sonra Başkan olan Obama da yapmıştı. Bu iki konuşma metni de apaydınlık bir gelecek umudu veren, birleştirme temaları işleyen ve yüksek motive gücü olan mesajlarla doluydu. Her ikisi de sözünün arkasında durmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Başkan Erdoğan olunca o gece yine balkona çıkacak ve Türk halkına seslenecek. Ancak bu kez “takiye” yapmasına gerek olmayacak. Her şeyi içtenlikle anlatacak. İşte bu kaçırılmaması gereken tarihi bir an olacak.

Metninin bile muhtemelen su an hazır olduğu konuşmanın detayları, AKP’nin ve Erdoğan’ın son çıkışlarıyla aslında bize verilmeye başlandı. Metindeki  muhtemel başlıklar şunlar olacak.

1)Ben hepinizin Başkanı olacağım

2)Kurdu-Türkü biz hepimiz biriz

3)Müslüman birliği

4)Ümmet hayalleri

5)Türkiye’ye eyalet sistemi

6)Süper valiler

7)Kürt ve diğer azınlıklara yarı-özerklik sözü

8)Büyük Türk federasyonu mesajları

9)Hep beraber bu ülkeyi şöyle yapacağız vs vs

Bunlar tabii ki birer tahmin olmakla beraber Erdoğan’ın. AKP’nin ve MHP’nin parçalarını birleştirence ortaya çıkması muhtemel en yakın tablo olarak duruyor. Böylece küçük partiler MHP, HDP, SP ve diğerleri tarihten silinerek yerini 2+1 partili yeni sisteme bırakacak. Bir yanda muhafazakarlar, diğer yanda libareller ve kazanma şansı hiç olmayacak Avrupa tipi Kürt vekillerin ağırlıklı olduğu bir yeşiller partisi. Böylece TC’nin yeni Demokrasi oyunu başlayacak.

Evet sonrasının sabahı

Akşam evde tv’den ağır bir çoğunlukla “evet” çıktığını görüp yatıp, sabah işe gideceksiniz. Ama sakin olun çünkü o sabah aslında hiçbir şeyin değişmediğine tanık olacaksınız. 6 ay önce demokratik seçimle kazanan rektör yerine Cumhurbaşkanı’nın seçtiği biri atanıyordu. Şimdi rahat rahat olacak bu işler. Tübitak başkanı’nı indirip yerine eski hayvanat bahçesi müdürünü atamak için bir sürü kağıt, damga, zimba israfına gerek kalmayacak. Kazanan yeşil doğa olacak. Suriye’ye gireyim mi, Kıbrısi satayım mı falan diye mecliste kanun çıkarmak için meydan muharebelerine de gerek kalmayacak. Bu çirkin görüntülerin hepsi ortadan kalkacak. Zaten istediklerini yapanlar bunu daha hızlı olarak gerçekleştirecek.Ben yaptım oldu denecek. İmzalar tek elden atılacak. O sabah ülkenin büyük çoğunluğu demokrasinin zaferini kutlarken bazıları da bavullarını toplamaya başlayacak.

___________

www.sinanolcayto.com

CEVAP VER