Farklı kültürlerin gen haritası

PAYLAŞ

Arkadaşım, çocuğunun doğum haberini muştularken eklemiş: ” Çocuğumun, burada yaşamasını istemiyorum. onu İsveç gibi bir ülkede büyütmek istiyorum…”

Düşündüm.İsveç, gerçekten çocuk büyütülecek bir yer miydi?

Kızımı, dört yaşındayken, Tommelilla’daki hayvanat bahçesine götürmüştüm.Kendim, köyde, danalarla, keçilerle, atlarla birlikte büyüdüğümden, kızımın da aynı duyguları yaşamasını istedim: ” Bak yavrum,” dedim, ”bu inektir, süt verir. Bu eşektir, dünyanın kahrını çeker ama kimseye yaranamaz..” Küçücük kuzuların koşuşturduğu bir ağılın önüne geldiğimizde, onu, kollarından tutarak, kuzuların arasına bıraktım. Kuzular, meleyerek üzerine doğru geldiklerinde, kızımın çığlıklar atarak annesine doğru koşmasını görmeliydiniz… Biz, burada, koyunu, keçiden ayıramayan, kuzudan korkan nesiller yetiştiriyorduk…

Arkadaşııma yazdığım yanıta bununla başladım…

Düşüncelerim bölük, pörçük. Sokakta gürültü var. Haziran’ ın ortalarına geldik. Ortalık günlük, güneşlikken , bir de bakıyorsunuz ki yağmur tutturmuş. Sokaktaki gürültünün nedeni liseyi yeni bitiren gençler. Caddeler, yollar ana- baba günü. Gençler, kep giyme töreninden sonra, gelin gibi süsledikleri kamyon, traktör, otomobil, ne bulurlarsa biniyor, ellerinde şampanya şişeleriyle şarkılar söyleyerek, şehrin bir ucundan diğerine tur atıyorlar…

”Çocuklarımız, burada tekdüze bir yaşam sürdürüyor. Günleri televizyon ve bilgisayar karşısında geçiyor. Gelecekte anımsayabilecekleri anıları yok. Düş kurmayı bilmiyorlar.” diye yazsam, hem çok genel, hem de çok mu karamsar olur?

İranlı Azra, kapıdan içeri giriyor(Gerçek adı Azra değl). Bir paket sigara istiyor. Yaşı on beş- on altı var, yok…”Bak, Azra ” diyorum, ” yaşın küçük, sana sigara veremem. Üstelik, baban da arkadaşım. Sana sigara sattığımı duyarsa, yüzüne nasıl bakarım onun?”

Azra’nın, mutsuzluğu yüzünden okunuyor.Anne ve babası bir kaç yıl önce boşandılar.Yabancı guruplar içinde en çok boşananlar İranlılar… İsveçe kapağı atan İranlı kadın, istenciyle hareket etme özgürlüğüne kavuştuğunda, çarşafı atarak özgürlüğü seçiyor. Azra’nın annesi de, boşandıktan sonra başındaki çarşafı kaldırıp attı.Bir at kuyruğu gibi siyah ve gür saçlarının çekicilğini o zaman o zaman kavradım. Azra da önceleri türban takıyordu. Annesiyle babası arasındaki gel- gitlerinde bocaladığını sezinliyordum. Sonunda annesinin safına geçti. O da türbanı çıkardı. Ancak, belki de ergenlik çağının da etkisiyle farklı bir gelişim gösterdi. Suça bulaşmış guruplarla gezip tozmaya, sigara içmeye başladı. Sokaklarda elinde bira şişeleriyle dolaşmakla yetinmedi; boşalan şişeleri kaldırımlarda parçaladı. Babası, ” İkisini de öldürüp katil olmamak için” kuzeydeki uzak bir şehre taşındı…

Sevgili dostum İbrahim Çenet’ le yaşadığımız bir anımızdan da söz etmeliyim arkadaşıma:

İbrahim Çenet’le İsveçe aynı yıllarda gelmiş, aynı okula, aynı sınıfta dil kursuna gitmiştik.

O yıllarda konuştuğumuz yarım yamalak İsveçcemizle, sınıfta ateşli politik tartışmalar yapıyorduk. Çenet, 12 Mart’tan sonra, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idam edilmelerine karşı düzenlenen bir eylemde iki kolunu ve bir bacağını yitirmişti.Yaşamını protezlerle sürdürüyordu. Daha geleli bir kaç ay olmamıza karşın, Malmö Belediyesi, beni, İbrahim Çenet’e, maaşlı bakıcı olarak atamıştı. O yıllarda ikimiz de bekardık. Eğlence yerlerine birlikte gidiyor; günler, geceler boyunca sürdürdüğümüz sohbetlerde dünyayı yıkıp yeniden kuruyorduk…Dil okulundaki öğretmenimiz, Sol Parti’nin sempatizanıydı. Sınıfın en aktif öğrencileri arasında yeralan Çenet’le bena yakınlık duyuyordu. Bir haftasonu, bizi şehrin birkaç kilometre dışındaki villasında düzenlenen bir törene davet etti. Ne töreni olduğunu anlayamamıştık.Gittiğimizde, genişçe bahçeye masalar kurulmuş, ışıklandırılmış ağaçlar, İsveç bayrakları ve balonlarla süslenmişti. Başka davetlilelrin de gelmesiyle bahçe kısa sürede doldu. Masalara yemekler, içkiler kondu. Evin on yedi- on sekiz yaşlarındaki kızı, bir gelin gibi süslenmiş, yüksekçe bir yerde oturuyordu. Önce, bunun kep giymeden sonra düzenlenen bir tören olduğunu sandık. Başlama anonsundan sonra, öğretmenimiz söz alarak şu açıklamayı yaptı:

” Kızımız Sara (gerçek adı Sara değil), dün gece ilk kez bir erkek arkadaşıyla beraber oldu ve genç kızlıktan kadınlığa ilk adımını attı. Şimdi hep birlikte bunu kutluyoruz…” Coşkulu alkışlar arasında şampanyalar patlatılırken, İbrahim Çenet’ le göz göze geldik. İkimiz de bir tuhaf olmuştuk. Çenet, kısa bir duraksamadan sonra ” Kalk. gidiyoruz! ” dedi. Öğretmenıimize görünmeden oradan sessizce ayrıldık. Sincapların, tavşanların, kirpilerin oynaştığı parklarda ağır ağır ilerlerken hiç konuşmadık.Öfke ve kırgındık karışımı duygular içindeydik. Nedenini duyumsayamadığımız bir düşkırıklığını yaşıyorduk. Başka bir kültürün genlerini taşıdığımızı o anda ikimiz de fark ettik…

alinergis@yahoo.se

CEVAP VER