FAZIL SAY ile 45 yıl öncesine, “İLK ŞARKILAR”

FAZIL SAY ile 45 yıl öncesine, “İLK ŞARKILAR”

0
PAYLAŞ

İlk gençlik yıllarımız, öğrenciliğimiz. Yaşamımızda şiirler. Şairleri tanıma. Kitaplar. Bazı akşamlar arttırdığımız öğrenci, ilk memuriyet bütcesine, yük getiren bir kaç kadehle, bir çok güzellik paylaşılan masalar.

Fazıl SAY’ın, “İLK ŞARKILAR”ı ile o günlere gidiyoyoruz, yeniden.

“Bazan oturduğum yerde
Kendi kendime dalıp giderim,
Bulanık geçmişimle..”

Metin ALTIOK’un dizeleri bözyle başlıyor, “DÜŞERM” şiirinde. Çok az konuşan, sigarası elinden düşmeyen, sessiz, gözlerinde bir dalgınlık çoğu zaman. Sessizce, yandan Zafer Çarşısı’na iniyor merdivenlerden. Solda, Doruk Kitabevi’ne Dinçer KİŞOĞLU’na sessiz bir selam yolluyor başıyla Metin ALTIOK. Sonra hemen sağa Remzi Abi’nin Toplum Kitabevi’ne giriyor. Remzi İnanç ve Toplum Kitabevi. Burasının birleştirilmiş bir ismi var. Öyle bilinir. “Remzi Abi’nin Yeri”

Orada kitaplar sorulur. Kitaplar üzerine konuşulur. Gelenlerin yeni kitapları üzerine kıyasıya bir sohbet. Remzi abinin, “oğlum bize çay getir” sözü keser zaman zaman bu sohbetleri. Akşam üzerleri o daracık yerde üç-beş kişi ayakta. Oturacak yer yok zetan. Remzi abide kitapların arkasında ayakta. Sohbet hızlı. Kitap almak için gelenler, istediği kitabı sormak için, nerdeyse kapıda bekler.

“Sevgilim bak, geçip gidiyor zaman;
Aşındırarak bütün güzel duyguları.
Bir yarım umuttur elimizde kalan,
Göğüslemek için karanlık yarınları.”

Metin AlLTIOK sesleniyor bu dizelerde, sanki buralardan buruk ayrıldığı, Bitlis’den sesleniyor. Remzi abi iletirdi bazen, Metin ALTIOK’dan haber var diye. Sivas’da yitirdiğimiz bı güzel insan’ın dizlerini, Fazıl SAY’ın notaları eşliğine, Serenad BAĞCAN iletiyor şimdi bize. Onun sessizliğini çoğaltıp bize getiyor. Işık seli içinde taşıyor adeta.

Fazıl SAY’ın “İLK ŞARKILAR” CD’si çıkalı iki yılı aştı. Uzun bir süre, aldığım CD’yi açıp dinlememekte direndim. İlk kez önce bir sahnede izleyeyim diye. Bu hasret sonra Ankara’da bir konserinde aşıldı. Serenad BAĞCAN bu şiirleri bize, Fazıl SAY’ın notaları ile ulaştırırken, şiirlerin içindeki iç sesi adeta duyumsatarak ulaştırıyor. Metin ALTIOK ile birlikte, bir yaşam yolculuğunu sürdürüyor.

Yurt dışına giderken, çantama ambalajı ile sarılmış ilk paket olarak bu CD, sürekli yer almağa başladı. Dostlara götürülecek en iyi hediye. Yolculuğa öncesinden başlayarak sürdürmek için bize eşlik ediyor.

Caddeye çıkıyoruz. Büyük Sinema’nın önünden geçerken, üst kata çıkıp, SERGİ Kitabevi’ne uğramadan gidilmez. Erdal ÖZ’ün kitabevi. Gözlerini hafif kısarak, yumuşak bir sesle, yeni çıkan kitapları anlatır bize. Metin ÇULHAOĞLU, oranın demirbaşı. Kitapları karıştırırken, pikapa yeni gelen bir 78’lik klasik müzik plağını koymayı ihmal etmez. Ruhi Su’nun yeni çıkmağa başlayan 78’likleri de oradadır devamlı. İlk tanışmalarımız. Nazım Hikmet’in kitapları ile ilk buluşma noktası.

“Memleketim, memleketim, memleketim.
Ne kasketim kaldı senin ora işi
Ne yollarını taşımış ayakkabılarım.
Son mintanım da sırtımda paralandı çoktan..”

diye sürdürürken, dizelerine bu kadar ağır bir hasret nasıl yüklenir notalarla. Fazıl Say’ın notalarla yüklediği hasreti bu ağır yükü, nasıl bu denli, içten ve sevgi ile taşıyor, Serenad BAĞCAN. Onu adeta bizlere getirerek buluşturuyor. Gözleri dolu dolu oluyor, Nazım Hikmet’in hasretinin sona erdiğini görür gibi yankılanıyor sesi notaların diliyle, “Memleketim” diye çoğalarak sürüyor.

Can YÜCEL ve Orhan VELİ geliyor bu kez. Remzi Kitabevi ve Sergi Kitabevi. Bu şiir kitapları ile ilk buluştuğumuz mekanlar. Bu şairleri, o günlerin anımsamaları ile notalara dökmüş Fazıl SAY. Adeta, zulasında saklamış, Serenad BAĞCAN’ın sesi ile bize ulaştırmak için.

Sakarya Caddesi’ne girip, Mithatpaşa Caddesi’ne doğru yürüyoruz. Gelecek hesaba göre paramızı ayarlamışız. Sola köşeye dönüyoruz. Hemen iki tarafa da açılan kapısı var. Eski bir bina. O kadar masanın yükünü çekmek kolay mı. TAVUKÇU’ya geldik. Remzi Abinin oradan çıkanlar, dükkanı kapatıp çoğu zaman orada yerlerini alıyorlar.

Dinçer abi, Remzi abi ile bizde çekine çekine giriyoruz o kapıdan bazen. Arkadaşlarla geldiğimizden farklı, bu kez derse girer gibiyiz. Bu gün hangi hoca ve hangi ders olacak bakalım. Işıklar içinde olsun, Vecihi Timuoğlu yanımızda. Doruk Kitabevi’n de başlayan, Remzi Abi’nin orda süren, Şeyh Bedrettin ve Varidat üzerine sohbet, Tavukçu’da devam etti. Ama yeni ders başladı. Masaya bu kez, Pir Sultan geldi. Sivas’dan Şah’a kadar uzanıyoruz.

Pir Sultan Abdal “Sordum Sarı Çiğdeme” diyor. Yaıt da hazır zaten. “Çiğdemde dervişlik var” diyor. Tarihin deriliklerinden gelen bu bilge ozanın dizeleri, notalarla çoğalarak Fazı SAY tarafından günümüze ulatırılırken Serenad BAĞCAN asırların yükünü taşıyarak bu gür sesi, bilgelik sınırları içinde yenidan bizlere ulaştırıyor.

Yalnız bir akşam masa baya kalabalık. Kıyıya ilişiyoruz adeta. Başta şiiin Cumhurbaşkanı oturuyor. Cemal Süreyya. Yanında da Muzaffer Buyrukçu. Birazdan atışma başlar nasıl olsa. Işıklar içinde olsunlar, sofrayı oradada kurmuşlar ve yeni gelenlerle de, sohbeti sürdürüyorlardır umarım.

Cemal Süreyya, “DÖRT MEVSİM” de sesleniyor Önce;

“Bahar mezarına gömsünler sizi
Yapraklar gibi buluştunuzdu
Kokular gibi seviştinizdi
Bahar mezarına gömsünler sizi.”

Cemal Süreyya’dan bu dizeleri veya başka dizeleri, belki Tavukçu’da dinlemiştir de Fazıl SAY. Notalarla, Cemal Süreyya bu kadar başka türlü yaşatılamaz diyor insan. Piyano adeta Cemal Süreyya. Serenad BAĞCAN’da öyle duyarak ve içten okuyor ki. Sanki, Cemal Süreyya geldi ve bir kırmızı gül ile Serenad Bağcan’a adeta ilanı aşk yapıyor. Cemal Süreyya’ya da bu yakışır zaten. Yukarılardan bir “ah” çekişini duyar gibi oluyorum. Serenad BAĞCAN’da duyuyor herhalde ki gülümsüyor. En çok gülen de Fazıl SAY herhalde, notalarla, piyanosuyla, “Nasılsın Cemal abi” der gibi.

Fazıl SAY’da, şaşırtmayı seviyor. Tarihin derinlikleine gitti yeniden. MUHYİDDİN ABDAL’ın, “İnsan insan derler idi” diye başlıyor ve dizeleri notalarla günümüze sesleniyor. “Ben can nedir şimdi bildim” notalar ete kemiğe büründürerek iletiliyor bize. Adeta düşün diye sesleniyorlar hep birlikte.

Fazıl SAY ve Ömer HAYYAM. Günümüzde ne güzel bir buluşma. Ne güzel bir birliktelik. Ne güzel bir seslenme. Birlikte, “AKILLA BİR KONUŞMAM OLDU” diyorlar ve konuşmayı dizelerden, notalara ve sese büründürerek sürdürüyorlar.

“Ben düşüdükçe var dünya, ben yok o da yok”

Nasıl bir “akıl tutulması” dır ki bu kadar güzel anlaşan iki insan, adeta karşı karşıya getirilmek isteniyor.

Fazıl SAY’ın “İLK ŞARKILAR”ı nı koserde, Serenad BAĞCAN’dan dinledikden sonra o akşam açtım CD’yi ve dinlemeğe başladım. Sonradan yeniden yeniden dinledim. Değişik zamanlarda, değişik ülkelerde, değişik ortamlarda ve dinledikçe, eksilmeyen artan bir tad.

Evet biraz geciktirdim o zaman CD’den dinlemeyi, önce sahnede dinleyeceğim diye. Bu yazıda geciken bir yazı oldu. Bu eleştiride haklı. Doğru söze ne denir. Ama önümüzdeki günlerde bize ulaşacak olan, “Yeni Şarkılar”ı dinlemede, uzun bir süre zula da saklanan, bu “İlk Şarkılar”ı dinlemeden, “Yeni Şarkılar”a geçmemek gerek. O nedenle bu yazıyı, bu hatırlatmak için yazılmış kabul edin.

“İLK ŞARKILAR” ı dinlemedinizse, bir an önce bu eksikliği giderdikden sonra, “YENİ ŞARKILAR” ı dinlemekte de gecikmeyin diyelim.

Bu yazıyı yazarken, 45 yıl öncesine giderek, mekanları gezerek, bu şiirleri bu kez Fazıl Say’ın notaları, piyanosu ile dinledik. Serenad BAĞCAN ses verdi. Bir çok emek var, bu sesin ulaşmasında. Bu ses eksilmesin, çoğalsın.

Fazıl SAY’ı duymayanların, bu sese kulaklarını kapatanların, bu sese bir an önce ulaşmasını dileyelim. Gecikmesinler. Fazıl SAY için değil, kendileri için. Fazıl Say’ın sesi dünyada, bu sese katılanlara, yaşayanlara, MERHABA.

________________

* Bigadiç. 16 Mart 2015. Pazartesi. ismail.bayer1@yahoo.com

BİR CEVAP BIRAK

fifteen − 8 =