Feminizm

Hüda Kaya’nın Özgür Gündem’de çıkan “Türkiye Feminizmi ve Aile Karşıtlığı” başlıklı yazısında aile konusunun ele alınış biçimleri üzerine yaptığı değerlendirme dikkat çekiciydi. Zaman zaman farklı fikirlerin kendini ifade etmesi karşısında lüzumsuz mahalle baskıları, meseleleri soğukkanlılıkla ele almamızı zorlaştırabiliyor. Farklılıklarımızla birlikte yürümeyi öğrenmeli, birbirimize değer dayatıcı konuma düşmemeliyiz.
Otoriter aile yapılanmaları karşısında bu zeminde demokratikleşmeyi savunma, aile işi şiddeti dert etme ve adım adım eşitlikçi yaşam yönünde öneriler geliştirme gibi makul bir noktada buluşmamız mümkün. Radikal bir anti-aile tutumunu da anlıyorum tıpkı, Hüda Kaya’nın kaygılarını anlayabildiğim gibi.
Kadın hareketiyle fikirsel zeminde karşılaşmam, hocam Şirin Tekeli’nin öğrencisi olmam ve ufuk açıcı çalışmalarını okumam vasıtasıyla oldu. 80’li yıllarda kadın hareketi gelişirken yerleşik solun sırtını dönen yaklaşımına eleştirel bir tutum aldık, feminizmi hem siyaseten hem de özel hayatımızda kendimizi gözden geçirmemizin vesilesi olarak gördük. Bazı etkinliklerdeki dayanışmamız nedeniyle bizlere müstehzi “samimi unsur “ diye adlandırırdı feminist arkadaşlarım.
Sürecin siyasallaşmasıyla çok önemli kazanımlar yaratılsa da kitleselleşme babında ciddi sorunlar yaşandı. Lee Comer’ın “Evlilik mahkumları” kitabını çeviren arkadaşımın kısa bir süre sonra evlenmesinin bizim bu camiada nasıl bir rahatsızlık yarattığını hala anımsarım.
Bir kontrola karşı çıkarken, başka bir kontrol mekanizmasının gelişmesine sıcak bakmamalıyız. Yıllar geçtikten sonra o dönem yaşadığımız fırtınalara şimdi daha esnek bakabiliyoruz.
Küba büyükelçisi yeni Küba Anayasası’nı takdim ettiğinde kendisine aile kurumunun güçlendirilmesi maddesine şaşırdığımı, klasiklerden bizim bu meseleleri böyle öğrenmediğimizi belirtmiştim.
Devlet, piyasa, aile vs gibi kurumlara farklı sıfatlar konulunca o ilişki biçiminin değiştiğine karşı kuşkular barındırıyorduk.
Giderek şehirleşmeyle birlikte “ev” lere taşınıldığı için “ev”lenme diye tanımladığımız medeni haller, evlerden “kat”lara yönelince, katlanma halleri ve sorunları toplum tarafından daha enine boyuna irdelenmeye başlandı.
Mesela, aile içi/dışı şiddetin kendisi bir dizi kuramsal meseleden daha hayati hale geldi. Mecliste “Kadınlara yönelik şiddetin önlenmesi ve bunlarla mücadeleye ilişkin Avrupa konseyi sözleşmesi”nin gündeme gelmesi ve imzalanması için yoğun çaba gösterdim.
Bugün farklı bir medeniyet hedefiyle adım atan bizler kadın hareketinin “özel olan politiktir” şiarı ekseninde mikro düzeyde yaşanan altüst oluşları sorunsallaştırırken, Kürt hareketi bu alanda kadın meselesinde olağanüstü bir deneyim paylaşımı gerçekleştirdi.
Kemalistlerin feodal ilişkilere dayandığı iddiasıyla yaftaladığı Kürt hareketi aksine feodal değerleri altüst eden bir özgüvene ulaştı. Bölgede kadının özgürleşmesi ve siyasallaşması deneyimi hala akademisyenlerin ilgi alanı olmayı bekliyor.
Üniversiteler bekleye dursun, başta meclisteki siyasi partiler olmak üzere varolan yapılardaki modernleşmeci egemen kültürün kendi kendiyle yüzleşmesinin vesilesi oldu bu süreç.
Biz birarada yaşam arzumuzu aynı zamanda geleneksel ve modern değerlerin demokrasi ekseninde hemhal olmasını anlıyoruz.
Türkiyelileşme de zaten coğrafi anlamda ya da öznelere yönelik olmasının ötesinde merkeze yönelme ve o merkezi yeniden tarif etme anlamında ete kemiğe büründürülürse bu özlemin patinaj yapması engellenebilir ve hakikaten sahih bir yeni sayfa açabiliriz.

Not: Bugün 11:00’de Kadırga’da Özgür Gündem gazetesi’nin bombalanan eski yerinin önündeyiz. Dün gazetemize bomba attılar, şimdi de gazeteci arkadaşlarımızı zindana atıyorlar, isyanımız bunadır.

ufuk_uras@yahoo.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.