Ferhat Özçep’le Deprem Hareketliliği Üzerine

PAYLAŞ
İstanbul Üniversitesi Jeofizik Mühendisliği öğretim üyesi Doç.Dr. Ferhat Özçep

Jeofizik uzmanı Doç.Dr. Ferhat Özçep, son dönemde Ege Denizi ve Çanakkale’deki deprem hareketliliğini, olası İstanbul Depremini ve kentsel dönüşüm olgusunu Açık Gazete’den Savash Porgham’a değerlendirdi.

Son günlerde deprem olgusu ve olası etkileri gündemimize yine hızlı bir giriş yaptı. Bunun sebebi Ege Denizi ve Çanakkale bölgesinde peş peşe meydana gelmeye devam eden depremler ve ardından Adana’nın sarsılmasıdır elbette…

Geçtiğimiz günlerde Çevre ve Şehircilik Bakanı Mehmet Özhaseki’nin “Allah korusun Anadolu’da bir deprem olursa bunun altından kalkarız. Ama, İstanbul’da bir deprem olursa perişan oluruz, ekonomimiz çöker” demesi de olası İstanbul depremini yine akıllara getirdi.

Ege Denizi ve Çanakkale’de neler oluyor?

Olası İstanbul Depremi ne zaman ve hangi büyüklükte olacak?

İnşaat çılgınlığının nirvanaya ulaştığı bugünlerde yapılaşma ve kentsel dönüşümde hangi noktadayız?

Olası Marmara Depremine karşı en riskli bölgeler nereler?

Deprem gerçeğine dair toplumsal bilinç seviyemiz nedir?

Zihinleri meşgul eden bu gibi soruları, Çanakkale sahası üzerine de çalışmaları olan İstanbul Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Bölümü Yerfiziği Anabilim Dalı öğretim üyesi Doç.Dr. Ferhat Özçep’e sordum. İşte detaylar… 

***

-Ege denizi ve Çanakkale’de’de arka arkaya depremler meydana geliyor. Bölgedeki bu hareketliliği ve deprem üretme potansiyelini nasıl okumak gerekir?

-Türkiye kısmının yürütücülüğünü yaptığım ve AB Horizon 2020 Çerçeve Programı kapsamında desteklenen “LIQUEFACT – Assessment and mitigation of liquefaction potential across Europe: a holistic approach to protect structures / infrastructures for improved resilience to earthquake-induced liquefaction disasters” projesi kapsamında test sahası olarak Çanakkale’yi seçmiştik.  Bir ay önce Çanakkale ve çevresinin deprem tehlike analizini yaptık ve raporumuzu sunduk.  Rapor henüz kamuya açılmadı ama raporda sunduğumuz bilgilerden biraz bahsedebilirim.  

Tarihsel olarak Çanakkkale ve çevresinde pek çok deprem olduğunu çeşitli kaynaklardan (özellikle Ambraseys (2009) yaptığı kitaptan) görmek mümkün.  Bölgede MÖ 360 yılından itibaren çeşitli büyüklüklerde depremler olmuş. Hatta Prof. Yücel Yılmaz hocamız Troya ile ilgili bir makalesinde bu kentin (Troya’nın) depremlerle yıkılmış olabileceğini söylüyor.  Jeofizikte aletsel dönem dediğimiz 1900’den sonraki yıllarda Çanakkkale merkez olmak üzere 100 kilometrelik bir yarıçap içinde bölgede büyüklüğü 6’nın üzerinde beş adet deprem olmuş. Ayrıca gene bölge, büyüklüğü 4.5. ila 6.0 arasında 60’ın üzerinde deprem üretmiş. Bu da deprem açısından bölgenin aktif olduğunu gösteriyor.

Son olarak, bir bölgede deprem tehlikesinin yüksek olaması “risk”in yüksek olduğu anlamına gelmez. Örneğin deprem tehlikesi yüksektir, fakat yapılar depreme dayanıklı inşa edilmiştir. Bu durumda risk sıfıra yakındır. Ya da bir başka bölgede deprem tehlikesi orta düzeydedir fakat yapılar düşük kalitede inşa edilmiştir, bu durumda ise risk yüksektir.

Depremlerin önceden belirlenmesi ile ilgili de birkaç şey söylemek isterim. Depremlerin önceden belirlenmesi konusu bilimsel olarak jeofiziğin en heyecanlı fakat en zor, en meşakkatli alanıdır. Bugün bu konuda ülkemizde çok ciddi çalışmalar yapıldı ve yapılıyor. Ama o çalışmaları yapanların hiçbirini medyada görmediniz! Gelecekte bir gün depremleri meterolojide olduğu gibi yüksek olasılıkla belirleyebileceğiz.  Bazı meslektaşlarım kızabilir ama şuanki bilgi/bilim düzeyimizde bakarak, ben de bu konuda Richter gibi düşünüyorum: “Sadece aptallar ve şarlatanlar depremleri önceden belirleyebilir!”

-Gündemden pek düşmeyen olası İstanbul depremine gelirsek; bazı yer bilimciler 1894’ten 1999 yılına kadar Marmara’da 4 kez kırılma olduğunu(1894’te ilk kırılma, 1912’de ikinci kırılma, 17 Ağustos 1999’da üçüncü kırılma, 12 Kasım 1999’da dördüncü kırılma), dolayısıyla Kumburgaz Çukuru bölgesinde sadece 45-50 kilometrelik bir fayın kırılmamış olarak kaldığını ve bu kırılmanın Marmara’da üreteceği depremin 6.5 civarında olduğunu öne sürüyorlar. Bu teze dair görüşleriniz ve eklemek istediğiniz diğer detaylar nelerdir?

-Mühendislik bakış açısıyla irdelersek, İstanbul ve çevresini etkileyecek Marmara Denizi’nde kırılması muhtemel dört segment var.  Bu segmentlerin kırılması durumunda oluşabilecek depremler için modeller mevcut.  Bu modellere dayalı deterministik deprem tehlike analizi yapabiliriz.  Bu modeller, Model A: yaklaşık 120 KM, Model B: yaklaşık 109 KM, Model C: yaklaşık 174 km ve Model D: yaklaşıkk 30 kilometredir.

A modelindeki fayın kırılması durumunda  M:7.5 , B modelinin kırılması durumunda M: 7.4,  C modelinin kırılması durumunda M: 7.7  ve D modelinin kırılması durumunda M: 6.8 büyüklüklerinde depremler oluşabilir. 6.8 büyüklüğündeki deprem Marmara’da İstanbul’u etkileyecek en küçük (en iyimser) modelin oluşturacağı deprem büyüklüğüdür. Mühendislik minvalinde bakarsak en kötü durumu, yani 7.7’yi dikkate alarak inşaatların tasarımı/projelendirilmesi yapılmalıdır.

Deprem tehlike analizi, bilimsel olarak iki yolla yapılır: Deterministik analiz ve Olasılıksal analiz. Deterministik analiz, zamandan bağımsız analizdir. Bu analizde kırılması muhtemel bir fay (segment) vardır ve onun kırılması durumunda oluşturacağı depremin büyüklüğü kestirilir. Büyüklük kullanılarak da  inşaat yapılacak alan ya da kent planlaması(ya da kentsel dönüşüm) alanları için yer hareketi (ivme, yerdeğiştirme, ve hız) olarak kestirilir. Bu parametreler inşaatların tasarımı ve projelendirilmesinde kullanılır. Deterministik analiz, depremin ne zaman olacağına yanıt vermez!

Olasılıksal analizde belli bir zaman periyodu içinde belirli bir bölge için olasılık dağılımı modelleri (Örneğin Poison, Gumbel ya da Markov olasılık dağılımları) kullanılarak belirli bir olasılık için o bölgede deprem büyüklüğü kestirilir.  Bu deprem büyüklüğüne bağlı olarak ( ya da kullanılarak) da  -deterministik analizde olduğu gibi- inşaat yapılacak alan ya da kent planlaması(ya da kentsel dönüşüm) yapılacak alan için yer hareketi (ivme, yerdeğiştirme, ve hız) olarak kestirilir. Bu parametreler inşaatların tasarımı ve projelendirilmesinde kullanılır. Olasılıksal analiz de, depremin ne zaman olacağına yanıt vermez!

-Depremin büyüklüğü elbette depremin yaratacağı şiddet faktörünü de etkiliyor. Sizce olası İstanbul depreminde jeolojik ve jeofiziksel olarak depremin oluşturacağı şiddeti arttırabilecek etkenler nelerdir?  

– Üç faktör depremde hasardan sorumludur: Depremin kendisi, zemin yapısı ve inşaatların kalitesi. Bu üç faktör birbirine mantıktaki “ve” bağlacı ile bağlıdır. Bir tanesi dahi ihmal edildiğinde hasar/zarar oluşabilir.

-Jeolojik ve jeofiziksel koşullar değerlendirildiğinde, sizce olası bir İstanbul depremine karşı en riskli bölgeler/ilçeler nerelerdir?

-Yeni yapılacak inşaatlar veya kentsel dönüşüm/yenilenme kapsamındaki bölgeler/yapılar için jeofizik, jeoloji ve geoteknik araştırmalar yapılmadan inşaatların yapıldığı tüm bölgeler ve ilçeler risk oluşturur.

-Olası bir İstanbul depreminin Marmara denizinde tsunami üretme ihtimali nedir?

-Tsunami doğrudan ilgi alanım değil, ama uzmanı olan hocalarımızdan edindiğim bilgiyi paylaşabilirim. Marmara’da klasik bir tsunami beklemiyoruz. Fakat kıyı bölgelerinde denizaltı heyalanlarının depremle tetiklenmesi sonucunda tsunamiler oluşabilir.  

-Günümüz koşullarında İstanbul’da bir inşaat çılgınlığı olduğu düşünüldüğünde, büyük bir deprem riski altında olan İstanbul’un kentsel dönüşüm ve yapılaşma durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce devlet ve özel sektör depreme karşı yeterli önlemi alıyor mu?

-Kentsel dönüşüm (urban transformation); ülkenin kent ya da büyükkent statüsündeki irili ufaklı birçok yerleşim birimlerinde yürütülen imar eylemlerinin, bir başka deyişle “tarihi kentlerde eski toplumsal, kültürel ve ekonomik önemini yitirmiş olan yerleşim bölgelerinin ve kaynaksal alanların kent yaşamına kazandırılması ve/veya büyük göç alan sanayi kentlerinin kenar bölgelerinde, daha çok kayıtdışı inşaat sektörünce gerçekleştirilmiş olan niteliksiz ve yasadışı yerleşimlerin, yasal ve sağlıklı yaşam için uygun koşullara kavuşturulması” amacına hizmet etmek üzere (Nalkaya, 2005) oluşturulan çok disiplinli çalışmalar olarak tanımlanabilir.

Kentsel dönüşüm bu amaçlara hizmet ettiğinde olmazsa olmazdır. Ama bu güzel amaçların rant ile yerdeğiştirmemesi gerekir. Devletin modern demokrasilerdeki en önemli görevlerinden biri denetimdir. Denetimin nitelikli yapılabilmesi için, standartların başka deyişle yönetmeliklerin meslek şövenizmine düşmeden ilgili tüm disiplinleri mantıksal olarak “o veya bu da olur” biçiminde değil “ve” bağlacıyla birbirine bağlaması gerekir.

Özel sektörün bizim gibi ülkelerde en büyük ihtiyacı meslek etiği ve modern bilimsel tekniklerin sürece dahil edilmesidir.

-Depreme dair toplumsal bilinci hangi seviyede görüyorsunuz ve bu bilinci kuvvetlendirmek için önerileriniz nelerdir?

-Toplumsal bilinç pek çok ülkeye nazaran görece olarak iyi diyebiliriz. Deprem yerküre fiziğinin  bir olayıdır, doğaldır. Teorik çalışan bir jeofizikçi için deprem dalgasını incelemek ile deniz dalgasının incelenmesi arasında fark yoktur. İkisi de heyecan vericidir.  Depremin kötü inşa edimiş yapılara etkisi nedeniyle biz depremi felaket ya da afet olarak görürüz. Sosyolojik bakış açısıyla irdelersek, Bryant’ın belittiği gibi  doğa olayları kim olduğunuza ve afet anında hangi toplumda olduğunuza bağlı olarak etki eder. Depremler ve diğer tehlikeler size aynı yolla iletilir. Fakat ekonomik durumunuza bağlı olarak etkisi farlı olur.

CEVAP VER