Ferhat

Bulgaristan Bektaşi’si Naki dayı, 6 yıl önce,” Al, bu da sizin kafadan, Moskova’da okumuş…” diyerek getirmişti Ferhat’ı; bugün, onun ardından veda yazısı yazacağımı nereden bilebilirdim…

İsveç’te, ”devletli” işlerim yolunda gitmeyince,” Yaşamımı limon satarak da sürdürebilirim” efelenmesiyle görevden ayrılmış, Möllevången meydanında kendime küçük bir gazete büfesi açmıştım. Tezgahın ön kısmında gazete, sakız, çikolata satıyor; arkada bir yere yerleştirdiğim bilgisayarla da yazılarımı yazıyordum.

Naki dayı, ” Ferhat bundan sonra sana teslim, ne yaparsan yap! ” demişti bana teslim ederken… Malmö’de ciddi bir konut sorunu vardı. Evden sünger döşek, battaniye, yastık, elektrikli ısıtıcı getirdim, Ferhat,
1 ay boyunca büfede yatıp kalktı. Gündüzleri çıkıp dolaşıyor, akşam büfeyi kapattıktan sonra da kapıyı arkadan kilitleyerek içerde uyuyordu. Daha sonra, O’nu, Polonya’lı inşaat işçilerinin barındığı bir evde yerleştirdik.

Ferhat, yüksek inşaat mühendisiydi. Bulgaristan kökenli Türk bir ailenin tek erkek çocuğuydu. Moskova Üniversitesi’nin inşaat bölümünü bitirdikten sonra, Rusya’da ve Türk cumhuriyetlerinde iş gören İstanbul merkezli büyük bir yapım firmasının üst düzey yöneticiliğini yapmıştı. Öğrencilik yıllarında Putin’in arkadaşlık yapmış, İlham Aliyev, Nursultan Nazarbayev ve İslam Kerimov’la başbaşa çekilmiş resimleri vardı. Görevi sırasında bütün harcamalarının Türk yapım firması tarafından karşılandığını, tatile özel uçakla gelip gittiğni söylerdi.

Her şey yolunda giderken, bir sabah geçirdiği bir beyin kanaması Ferhat’ın yaşamını tersine çevirmiş. Tedavi için özel uçakla Türkiye’ye getirmişler, ancak, beynindeki kanamanın ileri boyutta olması nedeniyle tedaviden beklenen sonuç sağlanamamış.Tazminatını alarak işten ayrılmış, İstanbul’a yerleşmiş. Sağlığı elverişli olmamasına karşın, kendi yapım şirketini kurararak ihaleler almaya başlamış.Tam işleri yoluna koymak üzereyken, yaşamındaki ikinci büyük darbeyi 1999 yılındaki İstanbul depreminde almış. Depremden sonra dağılan işlerini bir daha toparlayamamış ve iflas etmiş. Alacaklılar kapıya dayandığında ise çareyi yurt dışına kaçmakta bulmuş. Çeşitli Avrupa ülkelerinde dolaştıktan sonra kapağı İsveç’e atmış.

Ferhat’la kendimde çok ortak yanlar buluyordum. Zaman zaman, ”çilingir” sofrasında dertleşirken, ”Aldırma be Ferhat, ben de Türkiye’de 17 yıl gazetecilik yaptım. Tanınmış politikacıların çok yakınlarında bulundum. Görüyorsun, şimdi de burada sakız, çikolata satıyorum. Boş ver, sağlık olsun, aslolan hayattır.” diyordum.

İsveç’te kaçak yaşadığı için yasal bir işte çalışamıyordu. Tanıdıkların yanında boya, badana işleri yapmayı denedi, başaramadı. Bir ara bir pizzacı dükkanında iş bulduk, iki gün sonra çıkıp geldi, ” Hamur öyle karılmaz, böyle karılır.” diyen pizzacının kafasına hamur tepsisini geçirmişti. ”Ne geçimsiz adamsın Ferhat, bir yerde, iki gün idare edemiyorsun.” dedim. O’nu kırmadan her istediğimi söylerdim, bana kızmazdı.

Bir gün, valizini toplayıp geldi: ” Hollanda’da inşaat işleriyle uğraşan bir arkadaşım var, biraz da onun yanına gideyim, belki oralarda bir şeyler yaparım.” diyerek İsveç’ten ayrıldı. Gittikten sonra bir kaç kez telefon etti, benden İsveç’te kullandığı ilaçlardan istedi; eczaneden alarak postaladım.

Hollanda’da da işleri yolunda gitmemişti. Çaresizdi..Eşi ve çocukları İstanbul’daydı. Borçları nedeniyle onların yanına gidemiyordu. Bir gün, Bulgaristan’dan telefon etti… Doğduğu topraklara geri dönmüştü. Babadan kalma evi onarmış, bağ, bahçe işleriyle uğraşıyormuş. Sesinden mutluluk okunuyordu, ”Buralar çok güzel, yazın bir ara gel!”dedi…
”Tez tez telefon et, beni ihmal etme!”dedi…

Nasıl olsa artık rahata kavuşmuştur, diyerek boş verdim; epeydir aramıyordum.

Geçenlerde, Naki dayı, bastonuna tutunarak karşımdan geldi; beni görür görmez:
”Ferhat’tan haberin var mı, Ferhat’tan?” diye sordu.
Aklıma kötü bir şey gelmedi:
”Yok!” dedim, ”ben de sana soracaktım.”
”Ferhat, öldü, öldü!” dedi.
Buz gibi oldum!
Bulgaristan’da, başka bir köyde oturan kız kardeşinin evinde ikinci kez beyin kanaması geçirmiş, kurtulamamış. Cenazesini 1 saatlik yoldan kendi köyüne at arabasıyla getirmişler…

Üzüntü içinde, düşüne düşüne eve geldim. Ferhat, öldüğünde 59 yaşındaydı. O kadar arkadaşlığımız olmuştu, yanyana çekilmiş bir resmimiz bile yoktu. Birkaç kez telefona uzandı elim; geri çektim. Bir türlü inanamıyordum, telefonu çevirsem, Ferhat karşıma çıkacaktı sanki!…

alinergis@yahoo.se

* Bu yazı Cumhuriyet Gazetesinde de yayımlandı

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.