Fettah… arkadaşım,


Fettah…  arkadaşım,


Cuma akşamı duyduğum acı haber beni çok sarstı. Çok üzdü. Yalnız yaşadığın evinde geçirdiğin yüksek tansiyona dayalı beyin kanamasıyla hayatını kaybetmen ilk acı olarak saplandı yüreğime. İkinci acı dokuz gün boyunca evde öylecene yapayalnız kaldığının haberi oldu. Ölümünden kimsenin haberi olmamıştı. Bir tek kedin Çingene vardı yanındaydı. Çingene dokuz gün boyunca yanından ayrılmamış, yemek bile yememiş. Isıttığın süt bıraktığın yerde duruyordu. Ucundan azıcık kopardığın ekmek de öyle.


Balkona astığım çamaşırlar kurumuş, sonra yağan yağmurlardan gene ıslanmıştı. Ama bembeyazdı hepsi, hiç pislenmemişlerdi.  Belli ki beyazlardan sonra renkli çamaşırları yıkayacaktın. Makinede yıkanmayı bekleyen kirli renkli çamaşırların vardı.


Ceketin ve kabanın yatağının yanı başında duruyordu.  Akşam eve gelmiş, üstünü çıkarıp duşa girmişsin. Belki de kendini iyi hissetmiyordun. Duş alıp kendine gelmek istedin. Sıcak suyun altında rahatlamaya çalıştın. Bornozunu giyip yatak odasına geçtiğinde fazla ayakta duramayıp yatağa oturdun. Başında havlunla beraber, yatağında öylece kalakalmışsın.


Oğlun Diyarbakır’daydı. Dicle Üniversitesinde okuyordu. Sen İzmir’e gideceğini söylediğin için seni arayıp bulamadığı zaman, “herhalde babam tatilde cebini kapattı” diye düşündü. Yılbaşında da telefonlara çıkmayınca, şüphelenip İzmir aranmış ve orda olmadığın anlaşılmış.


Seninle konuşacak ne çok konumuz vardı.  Biraraya geldiğimizde havadan sudan da olsa ne kadar çok şey konuşurduk. Her şeyi konuşurduk, çok gülerdik, çok eğlenirdik.  Zaman zaman Cağaloğlu’na gediğinde bana uğrardın. Sonra iş çıkışı Süleymaniye’den aşağıya iner, Mısır Çarşı’sına uğrar, oradan kayısı, incir vs alır, Eminönü’nden Galata Köprüsüne geçer Tünel’e çıkardık. Tünel’e binip Beyoğlu’nda alırdık soluğu. 


Hayvanları severdin, arabanın bagajında mama bulunduranlardandın. Çingene’ye düşkündün.


Çingene’yi sana ben vermiştim. 2001 yılıydı. Onu görmek için bana gelmiştin. Minik Çingene hemen boynuna çıkmış ve kulaklarınla oynamaya başlamıştı. Onu son nefesine kadar bir daha bırakmadın.


Çingene’de seni bırakmadı. Evden cansız bedenin ayrılıncaya kadar başında bekledi. Dün onu almak için evine gittim. Yoktu. Komşuların kedinin kumunu balkona koymuş ve balkon kapısını açık bırakmış. Balkona çıkmaya alışık bir kediydi Çingene. Sen tatile gittiğinde balkona kumunu koyar giderdin. O yüzden balkondan atladığını düşünmek istemiyorum.


Evin her yerini defalarca aradım. Dolapların üstlerine, çekmecelere, yatakların altına, yorganların içine, hatta çamaşır makinesinin içine kadar her yere baktım; yoktu.  Merak etme arkadaşım, bugün de, yarın da, daha sonra da arayacağım onu.


Fettah… arkadaşım…
Çingene’ne sahip çıkamadım,
Affet…


***


Fettah Yazar, 1956 yılında Diyarbakır Lice’de doğdu ve  İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi. Gazeteciliğe 1983 yılında Milliyet Gazetesi’nde redaktör olarak başladı. Milliyet Haber Ajansı’nda editörlük yaptı. Star gazetesinin kuruluşunda yazı işlerinde editör olarak çalıştı. Daha sonra Posta, Gözcü, Vatan ve Güneş gazetelerinde editörlük yaptı. Türkiye Gazeteciler Cemiyeti üyesiydi ve sürekli basın kartı sahibiydi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

three × 3 =