Fevziye C.: Bir İzmir Polisiyesi

“Bir Ankara Polisiyesi” olan Behzat Ç.yi hemen hepiniz biliyor olmalısınız. Televizyonun bu aralar belki de en popüler dizisi… Diziye ismini veren Behzat başkomiser, şiddete meyyali dertten, kederden kaynaklanan; mutsuz, alkolik, pavyoncu, psikolojik sorunları bulunan, yazılı kurallara kanunlara pek de “eyvallah”ı olmayan bir kişi. Kısacası, içindeki türlü fırtınalarla boğuşan, asabi, dengesiz, kaba saba bir adam. İşte böylesi bir portre, Türk milleti nazarında en makbul dizi karakteri… Hayır, Behzat Ç., Polat Alemdar gibi ölümsüz, kusursuz ve gerçek-ötesi değil; aksine tamamen problemli ve sahici bir tip. Belki de bu yüzden onu, Polat Alemdar hayranları olan taşralı, daha az eğitimli, milliyetçi-mukaddesatçı, maço erkekler değil de, daha şehirli, dil bilen, iyi internet kullanan, kız/erkek fark etmeksizin daha eğitimli gençler fenomenleştiriyor. Pekiyi nedir bu Behzat Ç.’nin mevzuu? Amerikancasıyla söyleyelim: “What’s his deal?”

Fakat cevabı vermeden önce, birkaç gün evvel haber bültenlerine yansıyan görüntüleri hatırlayalım: İzmir’de, Fevziye C. isimli bir kadın, kimlik kontrolü sebebiyle tartışma yaşadığı polisler tarafından Karabağlar Polis Merkezi’ne götürülüp, orada vicdansızca ve hayvanca bir işgüdüsellikle dövülüyor. Kadının eşi karakola sokulmazken, polisler perdeleri kapatıyor ve kadına tüm güçleriyle saldırıyor. Enikonu dövülen kadın, darp raporu başa bela olmasın diye Adli Tıp’ta doktor tarafında muayene edilmiyor. Yüce Türk adaletinin çalışkan ve titiz savcısı da, karşılıklı suçlamalar neticesinde polisler için istediğinin dört katı cezayı, Fevziye Hanım için talep ediyor! Allah’tan kamera kayıtlarına bir zeval gelmiyor ki (birkaç yıl önce Beyoğlu’nda Festus Okey karakolda ölürken kaybolan(!) kamera kayıtları gibi insanı öfkelendiren bir nedenle) bu genç kadının acısı dilsiz kalmıyor… Ve yine neyse ki, Emniyet’ten birileri –dayakçı meslektaşlarıyla bir hesabı olduğundan mı, vicdanı elvermediğinden mi bilinmez- görüntüleri basına sızdırıyor da, işin aslı ortaya çıkıyor.

Basın görüntülere ulaşmasa Fevziye C.’nin yaşadığı bu iğrenç şiddet olayı, sadece kendisinin ve bir avuç yakınının sessizce sürüp giden bir travması olarak kalacaktı. Ancak, ne acıdır ki, Fevziye C., olan bitenler bakımından “şanslı” sayılacak bir durumda. Zira Cumhurbaşkanı, bakanlar, İzmir Emniyet Müdürlüğü hemen devreye girdi ve üç polis kızağa çekildi, yargı süreci de medyanın örtülü kuşatması altına alındı. Güzel ama ya diğer onlarca, yüzlerce, binlerce Fevziye C.’nin durumu, elde görüntü olmadığından bilinmeyen sayısız polis şiddetinin karşılığı ne olmuştu, ne oldu, ne olacaktı? Cevap ne olursa olsun, gerçekler maalesef ümit kırıcı…

Yeniden Behzat Ç.’ye dönersek, mevzuunun “fazlasıyla gerçek”, kişiliğinin “fazlasıyla bizden” olduğunu görürüz. Yirmi yıl bir karakola komşu olarak yaşamış, Türk toplumu üzerine kafa yormakta olan biri olarak söylüyorum bunu. Polis eniştesi, emniyet müdürü ahbapları, polisle birçok defa sorun yaşamış arkadaşları olan biri olarak biliyorum ki, yüzlerce Behzat Ç. var aramızda… (Polis olmayan milyonlarca Behzat Ç.’yi saymıyorum bile!) Haklı-haksız birilerinin ağzını burnunu kırdıktan sonra, evine bir buket çiçekle giden, çocuklarına hakça yaşamayı vazeden kim bilir kaç polis var. Ölesiye sevdiği eşinin cep telefonunu takip eden, potansiyel –kimi zaman da gerçekten- katil olan kaç sorunlu polis var…

Bu manzara, insanı, ister istemez polis üzerine düşünmeye sevk ediyor. Polis kimdir, kaç liraya yaşar, gün içinde ne iş yapar? Mesaisinden arta kalan zamanlarda nelerle ilgilenir polis? Eğitim düzeyi, dünya görüşü, meslekî vasıflarından arındırıldığında bilgisi, görgüsü, ufku nedir? Bunları düşünürken, polis olmanın yol ve yöntemleri de harta geliyor. Behzat Ç.deki bir karakter gibi, ziraat mühendisi olup da işsiz kaldığı için polis olanlar az değil mesela… Bu, polisliği, “Hiçbir şey olamayan kişi polis olur” sözünü destekleyen algı dönüşümünün kötü bir tezahürü. Kolejli, akademili olanlar yine de çoğunlukta. Pekiyi eğitim sürecinde polisi kim eğitiyor? Ne öğretiliyor bu insanlara? Tamam, Nietzsche uzmanı olmasınlar ama örneğin bir Balzac romanı okuyorlar mı? Hukuk, insan hakları, psikoloji ne kadar? Güneş gözlüğü, jöleli saçları, ağzında sakızıyla hiçbiri, Hulusi Kentmen’in polisliğini anımsatmıyor. Ama bu insanlar içimizden birileri… Binlerce tecavüzcünün, gaspçının, çetecinin, dolandırıcının, dalaverecinin, hırsızın bulunduğu bu ülkenin evlatları bu insanlar. Hâliyle akla bunlarla ilişkili sorular da takılıyor: Polislerin kim bilir ne kadarı alkolik, ne kadarı uyuşturucu ya da insan kaçakçısı, ne kadarı çocuk pornocusu, kaçı ezik, öfkeli, takıntılı? Kaçı güçlü birinin karşısında secdeye gidecek kadar zavallı ve kaçı biber gazını, copunu hoyratça kullanırken sadistçe zevkler duyuyor? Kaçı haraç-rüşvet peşinde, kaçı evrakta sahtecilik yapıyor/yaptırıyor, ne kadarı fahişelerle, pezevenklerle işbirliği içinde? Ne kadarı, bizlerin Emniyet’in veri tabanındaki bilgilerini alıp, çeşitli niyetleri doğrultusunda kullanmakta beis görmüyor? Toplum olarak çürümüşlüğümüzün, doğal olarak polis teşkilatına da yansıdığını düşününce, insanın içi kararıyor ama gerçek bu.

“Tamam da, sadece polis mi böyle?” diyeceksiniz. Elbette hayır! Besbelli, duruma göre hepimiz Behzat Ç. ile Fevziye C. arasında bir yerlerdeyiz. Sezen Aksu’nun dediği gibi, “masum değiliz, hiç birimiz…”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

3 × two =