Film izlemek

Film izlemek

0
PAYLAŞ

Genç yaşlarımda tam anlamında bir sinema tutkunuydum. Yaşam gailesi omuzlarıma bindikçe ben sinemaya gidemez oldum. Yangını şezlonga kurulup kahve içerek izleyecek kadar vurdumduymaz olmak zor. Gün oluyor, kaçanı kovalıyorsunuz. Cyrano gibi “Bizim eski düşmanlar. Bin kişi mi? Ne güzel!” diyebilmek kolay değil. Teker teker gelmelerini istiyorsunuz ama onlar üçer beşer geliyorlar. Hainlik için sıraya girmiş görünüyorlar, bununla birlikte sıralarını beklemek gibi bir incelikleri de yok. Brutus’ların sayısı istemediğiniz kadar. Shakespeare’in Julius Caesar’ında Cassius “Ey Roma! Safkan soylu yetişmiyor senden artık” der. İçinizden biri şöyle dedi az önce, duydum: “Adam iyice kafayı bozdu, kendini Caesar sanmaya başladı.” Aman efendim, ne haddimize. Bizimki öylesine bir benzetmeydi işte. Biz Caesar falan değiliz, başımıza ne geldiyse Caesar’lardan, daha doğrusu kendini Caesar sananlardan geldi. Caesar, Cassius’la ilgili olarak şöyle der: “Çok düşünüyor, bu gibiler tehlikeli olur.” Biz de kendimize göre iyi kötü düşünüyorduk, besbelli suçumuz buydu. Brutus açısından acı olan neydi? Öldürdüğü ya da öldürülmesine katkıda bulunduğu Caesar’ı gerçek anlamda öldürememiş olmaktı. Oysa Caesar belki katillerinden daha rahattı: “Sen de mi Brutus? O zaman öl Caesar!”

Konuyu nereden aldık nereye getirdik. Toparlarım şimdi. Ne diyordum? Evet, genç yaşlarımda bir sinema tutkunuydum, sonra sonra yaşamın güç koşulları gelip kapıya dayanınca sinemayla bağım koptu. Son zamanlara kadar böyle oldu. Şimdi işler çok kolay. Sinemaya gitmeniz gerekmiyor, sinemayı alıp evinize getirin. Bir alışkanlığı yeniden kazanmak bazen çok kolaydır. Bunun böyle olduğunu alkol ve tütün tiryakileri iyi bilir. Bazı alışkanlıkları yeniden edinmek biraz daha zordur. Dostlarım şunu demek istiyordu: “Emekli oldun. Yol bitti, yolculuk bitti, köprüleri attın, öyle eli kolu bağlı oturacağına sinema sevgini yeniden kazanmaya bak.” Uzun süre bu uyarılara kulak asmadım. Özellikle sinema uzmanı denecek kadar sinemaya tutkun bir dostum Ankara’dan bana filmler getirdikçe ve ben Ankara’ya gittiğim zaman bana filmler verdikçe sinemadan eski tadı almaya başladım.

Benim televizyonla ilişkim sıfır düzeyinde değilse de ona yakındır. Akşam haberlerini yarım kulak dinledikten sonra küçük oğlumla geçiyoruz ekranın başına, koyuyoruz bir film, başlıyoruz izlemeye. Her akşam mı diye sorarsanız, evet hemen hemen her akşam. Buna film mi dayanır? Dayanmaz. Dayanmıyor. Sağolsun Ankara’daki arkadaşım bize film yetiştirmeye çalışıyor. Bazen de oğlumla ben, bazen birlikte bazen ayrı, film bulmaya gidiyoruz. Eh, iyisine kötüsüne çokça aldırmazsanız film bulmak o kadar da zor değil. Bazı filmleri koyduktan on dakika sonra kaldırıyoruz, bunun dışında sıradan filmleri bile bir güzel izliyoruz, ne yapalım bizler kalender insanlarız. İkimiz de iyi kötü bir ucundan sanata bulaşmış olduğumuz için ne kadar çok örnek görürsek o kadar iyi diye düşünüyoruz. Öyle olmasa bile gündüz saatlerce çalışmış iki yorgun, bir bekar ve bir dul koca akşamı nasıl geçirirler? Gerçekte işin şakasıdır bu. Vakit o kadar bol değil.

Ali’yle uzlaşma noktalarımız ayrılma noktalarımızdan kat kat çoktur. Artık baba oğul değil iki dostuz biz. O garip yüksek sanat filmlerini ne o seviyor ne de ben. Gittik, adlarını öğrenmişiz ya, aklımız sıra bir dolu Tarkovski ve Bergman filmi aldık. Almaz olaydık. Bize deli diyorlar ama bana sorarsanız bu adamlar deli. Belki de bizi aptal yerine koyuyorlar. Bugüne kadar Bergman’ın bir filmi, Tarkovski’nin de bir filmi hoşumuza gitti. “Bu iki dehayı nasıl böyle yerden yere vurursun, sen kendini ne sanıyorsun?” derseniz ayıp etmiş olursunuz. O zaman biz “Hop birader, ağzını topla!” demek hakkını elde ederiz. Bizim kimseyi yerden yere vurmak gibi bir telaşımız yok. Siz büyük filmlerden büyük sanat beğenileri derlemeye zorlanırken biz koymuşuz çayımızı, alamadın veremedin basit bir serüvende yitip gitmişiz. Ben ki kovboy filmlerini bile çok severim. O eski komedi filmlerini bulabilsem keşke. Sizler beğenmeyebilirsiniz ama biz haram parayla değil Toto’nun, Fernandel’in, Jerry Lewis’in ve daha başkalarının komedileriyle beslenerek büyümüşüz. Okuldan kaçıp Şehzadebaşı sinemalarında esas oğlanı ıslıklarımızla yüreklendirmişiz, kendini sevgilisine karşılıksız vereni avuçlarımız çatlayana kadar alkışlamışız.

Siz de dostlarım bir deneyin, bizim gibi her akşam bir film izleyin. Bakım göreceksiniz, en paspal filmde bile insanlıkla ilgili bir şeyler bulunabiliyor. Ama belki de siz televizyon tutkunusunuzdur. Belki evinizde üç televizyon vardır: biri uzun ömürlü olun sizin için, biri yengemiz için, biri de kardeşlerim için. Bence siz siyasal olaylarla ilgilenin o durumda. Profesör amcalara kulak verin.

Başa Dön

BİR CEVAP BIRAK