FİNANSTAN… ‘Konuk Sermaye’de İngiltere örneği

Türkiye’de bir iki bankaya ve büyük kuruluşa yabancı sermaye talip olunca hemen yabancı sermaye karşıtı görüşler oluşmaya başladı… Oysa yabancı sermayeye karşı olmanın hiç anlamı yok.

Aslında kullandığımız isim bile doğru değil. Yabancı kelimesi içerdiği anlam itibari ile negatif çağrışım yaratıyor. Oysaki ülkemize gelen Türkiye dışı kaynaklı sermaye biz ancak iyi evsahibi olduğumuz sürece ülkemizde kalacaktır. Yani “yabancı” değil, “konuk” sermaye demeliyiz. Zaten de böyle değil mi, uluslararası sermaye nerede iyi konuk edilirse, nerede iyi ağırlanırsa oraya gitmeye meyillidir…

Biz bu tartışmada hep kendimizi benzer diğer gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırıp, kötü örneklere saplanıp, iyi örneklere de koşullar tam anlamıyla Türkiye’ye uymuyor deyip bir türlü sonuçlanamayan bir tartışmanın içine düşüyoruz.

Oysaki gelin olaya uluslararası sermaye için en büyük cazibe merkezlerinden biri olan İngiltere açısından bakalım.

İngiltere yabancı sermaye bakımından tam bir cazibe merkezi. Zaten üçüncü dönem iktidara soyunan İşçi Parti’sinin en büyük başarısı, bu gerçeği birçok tabuyu yıkmak pahasına parti programının vazgeçilmez temel taşlarından biri olarak kabul etmesiydi.

Bakın İngiltere yabancı sermayeden korkmuyor:

Bankacılık sektöründe durum ortada. Midland Bank, Hong Kong’dan gelen HSBC imparatorluğu içinde eriyip gitti. Bir anlamda devletin bankası NatWest (National Westminister Bank) İskoç istilası altında RBS (Royal Bank of Scotland) çatısı altında yok oldu. Yatırım bankacılığında ise tek bir küresel İngiliz bankası kalmadı. Londra’da dörtyüze yakın dünya bankasının iştiraki veya şubesi faaliyet gösteriyor. En büyük kreditörler, mevduata en yüksek faizi verenler yine yabancılar, ama İngilizler yabancı sermayeden korkmuyorlar…

Servis sektöründe zaten İngiltere tam bir cazibe merkezi… Restaurant’lardan, film stüdyolarına kadar birçok alanda yabancı sermayenin başarısına örnek bulmak mümkün. Bu sene Istanbul’da final maçı oynanacak Şampiyonlar ligi nedeni ile futboldan örnek verebiliriz… İki yıl öncesine kadar iflasın eşiğinde hayat mücadelesi veren Chelsea’nin durumu ortada. Abromovich’e yabancı yatırımcı olarak kucak açan Chelsea, bugüne kadar yabancı yatırımcısının yaklaşık 200 milyon sterlinlik desteği ile elli yıldan beri ilk defa lig şampiyonu oldu, Avrupa’nın da en iyi takımlarından birisi olarak İngiliz futboluna liderlik etti. Tek örnek Chelsea değil tabii. En büyük yatırımcıları İrlandalı olan Manchester United da büyük bir Amerika’lı yatırımcının eline düşmek üzere. Bırakınız birinci lig takımlarını, birçok ikinci lig takımı bile yabancı yatırımcıların elinde. Formalarına Beko reklamı alan Millwall’ın sahibi bile Yunanlı bir işadamı… Tabii hal böyle olunca şampiyonlar liginde çeyrek final oynayan onaltı takımın dördü, yarı finale çıkan dört takımdan ikisi İngiliz. Bu alanda da görüldüğü üzere İngilizler yabancı sermayeden korkmuyorlar…

Sanayi sektöründe durum çok daha çarpıcı. Zaten İngiltere’nin bağımsız pek bir sanayi kuruluşu kalmadı. Kalanlar ya kendi sektörlerinde bir dünya devi ile ortak oluyorlar, ya da zor bir yaşam mücadelesi veriyorlar. Son örnek Rover. 1970’lerde dünyanın en büyük üçüncü araba üreticisi olan Rover iflasa sürüklenince önce Alman BMW, sonra Çin SAIC’den medet umuldu. Son gelen haberlere göre Russian Aluminium şirketinin sahibi Mr. Deripaska diğer şirketi TVR ve Volga marka araba üreticisi Ruspromavto aracılığı Rover ile ilgileniyormuş. Mr. Deripaska’nın Abromovich’in yakın arkadaşı olduğu söyleniyor… Bu örnekte de yabancı sermayeden korkan bir İngiltere yok karşımızda…

Bütün bunların yanında bence en çarpıcı örnek gayrımenkul piyasası… Son yayınlanan raporlara göre Avrupa’nın en yüksek gayrimenkul fiyatları Londra’da. Hatta bazı raporlara gore dünyanın en pahalı kenti Londra. Tabii ki nedeni uluslararası sermaye için bir cazibe merkezi olması. Geçtiğimiz sene içinde Londra’da satılan değeri 3 milyon sterlinin üzerindeki evlerin sadece üçte biri Ingilizlerce alınmış. Geriye kalanının yatırımcısı ise yabancı sermaye… En önde gelen alıcılar Ruslar, Araplar, doğu Avrupa ülke vatandaşları, Hintliler ve Çinliler… İngilizler bu alanda da yabancı sermayeden korkmuyorlar…

Sonuç ortada, dünyada birçok ülke ekonomik durgunluktan bir türlü çıkamazken, İngiltere son on dört yıldır hiç aralıksız büyüyen bir ekonomiye sahip. İşsizlik son otuz yılın en düşük seviyesinde ve yabancı sermaye belki de en yüksek mertebede…

Yabancı sermaye ile olan ilişkide mühim olan kuralları doğru ve iyi koymak. Sık sık değiştirmemek, iyi denetlemek ve herkesin oyunu kuralına göre oynamasını sağlamak. Yatırımlarının değerinin korunacağına inanan sermaye tabii ki böylesine bir ortama yatırım yapmak isteyecektir. Nitekim de öyle oluyor…

Yani dilimizi yormak yerine, bırakalım biraz kalemimiz, beynimiz ve gözümüz çok çalışsın… Sonuç getirmeyen tartışmalarda nefes tüketmek yerine, iyi düşünüp doğru kurallar koyalım, yasaları iyi yazalım, sonra da bütün kaynaklarımızı seferber edip iyi denetleyelim…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here