FRANSA’DAN… AB ve Fransa’nın antiterör politikası

Avrupa’nın tarihsel olarak geçirmiş olduğu bütün politik evreler dikkate alındığında, kapitalist sistemin sosyal hareketlere karşı çok yönlü saldırılar içerisinde olduğu görülür. 

Özellikle yakın tarihimiz bakımından dikkate alındığında, İngiltere, İspanya, Almanya, Fransa ve İtayla gibi  kapitalist ülkelerde gelişen siyasal hareketlerin bastırılması için uygulamaya koydukları politik baskıları ‘antitörör yasaları’ olarak isimlendirdiler. Özellikle iç politik sorunlar bakımından İngiltere’nin İrlanda’nın bağımsızlığı için mücadele eden İRA’ya karşı uygulamaya koyduğu, İspanya’da Bask bölgesi için mücadele eden ETA’ya karşı  yürürlülüğe koyduğu yasalar, aynı keza Almanya’nın RAF’a, İtalya’nın Kızıl Tugaylar’a, Fransa’nın ‘Doğrudan Eylem’ örgütüne karşı uygulamaya koyduğu ‘antiterör yasaları’yla bu ‘uygar’ devletlerin uyguladığı işkencelere ve katliamlara  tanık olundu.  Öyleki  burjuva sisteminin politik sınırları dahilindeki hiç bir hukusal ve demokratik kural dahi uygulanmadı.   

Burjuvazinin, uluslararası kurumları aracılığıyla terörizme getirdiği tanımlama, esas olarak devrimci hareketi uluslarara­sı alanda ve tek tek ülkelerde yok etme stratejisine dayan­maktadır. Hemen her ülkede, ilerici ve devrimci harekete kar­şı, “antiterör yasası” adı altında çok kapsamlı saldırılar ger­çekleşmektedir. Burjuva demokrasisinin beşiği  olarak gösterilen İngiltere’de terör yasası; “Yakala ve öldür. Ör­gütü destekleyenle örgüt üyesi aynı statüdedir. Sürgün uygu­lanır… Ayrılıkçı hareketlerin liderleriyle röportaj yasak… Ey­lemlere katılan ve destekleyen ülke dışına sürgün… İtirafçı­lık.” gibi alt başlıklar altında açıklanırken, aynı zamanda 1975 ve 1984’te iki kez bu yasa geliştirilir. İrlanda ulusal kurtuluş mücadelesini etkisizleştirmek ve İngiltere’de izole etmek için gerekli bütün yasalar çıkartıldı ve “IRA liderleriyle röportajla­rın yapılması, onlarla ilgili geniş haberlerin verilmesi” yasak­landı ve “Kuzey İrlanda’daki haber sorumluluğu İngiltere Sa­vunma Bakanlığı’na verildi.”

“Demokrasi”nin ilk beşiği sayılan Yunanistan’da, 1970-1976’lı yıllarda, Anti-Terör Yasası çerçevesinde “devletin, terörist gördüğü siyasal kuru­luşun bildirilerini kamuoyuna yansıttıkları için, yedi yayın ku­ruluşunun genel yayın müdürleri sorgulanmadan tutuklanmış­lardır.”

Fransa hükümeti, 1971 yılında Anti-Terör Yasası’na daya­narak Fransa’da yayınlanan, La Peu Cause du Peuple ve To­ute adlı iki dergiyi “devletin temel yasalarını eleştirdikleri ve teröre destek sundukları” iddiasıyla kapattı.

Almanya Anayasası’nda bulunan ve aynı zaman da RAF militanlarına karşı uygulanan Anti-Terör Yasası ile Alman em­peryalizmine karşı yürütülen mücadele “devlet aleyhine işle­nen suçlar” kapsamında değerlendirilmektedir. “Alman Ana­yasa Koruma Örgütü”nün raporlarında geçen ve Alman dev­letinin çıkarları için tehlikeli görülen örgütler “terörist” kapsa­mında ele alınmakta ve Alman Anayasası’nın 129. maddesi gereğince yasaklanmaktadır.

11 Eylül 2001 tarihinde, ABD’nin ünlü ikiz kulelerinin vurulmasından sonra, ‘terör’ün kapsamı daha da geliştirilerek uluslararası kapitalist  sistemin en önemli güncel sorunlarından biri haline getirildi. Aslında sürekli gündemde olan bu sorun, kapitalist sisteme karşı mücadele eden emekçi sınıflara karşı tam bir politik silah olarak kullanmanın alt zeminini oluşturmaya çalışıyorlar. ABD ile AB uluslararası alanda, özellikle enerji yataklarının paylaşılması konusunda ciddi bir rekabete girerken, gelişme eğilimi içerisinde olan toplumsal hareketleri bastırmak için, ‘uluslararası terörizmle’ mücadele adı altında bir kısım ortak kararlar aldılar.

Avrupa Birliği Konseyi de, ‘teröre karşı yeni önlemler’le kapsamlı ‘yasal’ değişiklere gitti. Avrupa Birliği ülkelerinin vatandaşlarını ve bu ülkelerde yaşayan göçmenleri denetlemeye yönelik ‘önlemler paketi’ ile ‘fişleme’  yasası yürürlüğe girdi.

Strasbourg’un Neuhof semtinde özel koruma altındaki ‘antirerörist’ bina, yüksek teknoloji ile donatılmış bulunuyor. Oluşturulan istihbarat kurumunun ismi ; « Schengen Bilgi Sistemi(SİS)’dir. Bu kurumun ‘Avrupa Birliğinin Akciğer’i rolüne sahip ‘bir güvenlik kurumu’ olduğu belirtiliyor. Gelecekteki, AB’nin merkezi istihbarat kuruluşunun üssü olarak planlanmaktadır. Yani AB’nin CİA’sı işlevine sahip olacak.

SİS’in bilgi deposunda ; “Avrupa’da bulunması yasaklanan yabancılar, terörist örgütlerle ilişkisi olanlar, AB için tehlike arz eden kişi ve kurumlar, aranan suçlular, gözetim altına alınması gereken şühpeli şahıslar, takibe alınması gerekenler hakkında bilgi” bulunmaktadır.

2001 yılından beri “%25’i özel kişilere ait olmak üzere toplam 10 milyon veri, SİS’in bilgisayar kayıtlarına geçmiş” bulunuyor. Ve bu bilgilerin %80 ise ‘arzu edilmeyen yabancıları’ kapsadığı belirtiliyor.  AB sınırları içerisinde bulunan ‘her yabancı’ otomatikman fişlenmiş olacak, kişiye ait özel bilgiler SİS’ten deppolanacak. Örneğin, AB ülkelerinden birine vize ile gelen ‘yabancı’nın sisteme kaydedilmesi zorunlu hale geliyor.

11 Eylül eyleminden sonra, Schengen  Bilgi Sistemi iç belgelerinde «…Schengen sınırlarına-yani AB sınırlarına- giriş yapan kişilerin en iyi şekilde kontrol edilmesinin, iç güvenliğin iyileştirilmesi açısından büyük bir önem taşıdığına»  vurgu yapılmaktadır.  Merkezin arşiv dosyasında « …fotograflar, parmak izleri, DNA izleri, biyometrik veriler  ile yüz ve iristen(göz) tanıma sistemlerinin » SİS dosyalarına bağlanması kararlaştırılmış. SİS sistemine her AB ülkesinin polis istihbarat birimleri istediği gibi girebilecek, ihtiyaç duydukları bilgileri elde edebilecekler. Hatta, bir ülkenin polisi ihtiyaç duyduğunda  doğrudan ‘kişisel bilgilere’ ulaşabilecektir. SİS dosyasında kişiye özel olan, «taşıtlara ait bilgiler, kredi kartları ve banka  hesap numaraları, vergi numaraları, sosyal sigorta kartı numaraları, göçmense ek olarak göçmenlik bürolarındaki kişiye ait bilgi ve belgelere ulaşma ve inceleme, kişinin geldiği ülkedeki durumu hakkında raporlar.. » bulundurulacak.  Kişilere ve kurumlara  ait bilgilerin SİS-l’den ve SİS-ll’den toplanması ve uluslararası istihbarat birimlerinen denetimine sunulması ve aynı zamanda CİA ile SİS’in ortaklaşa çalışma kararı almış olması da, kapitalizme karşı mücadelenin gelişmesine bağlı olarak ön plana çıkmaktadır.


Bu kararları yeterli göremeyen AB ülkeleri, özellikle İngiltere’de İslamcı militanlar tarafından, Londra metrosunda gerçekleştirilen eylemlerden hemen sonra, 26 Eylül 2005 tarihinde, Fransa İçişleri bakanı Sarkozy’nin önerisi ile acilen toplandı. G5’lerin İçişleri bakanları, Evian zirvesinde ‘anti-terör önlemler’ adıyla karara bağladıkları bir kısım ‘yeni’ uygulamaları kamuoyuna açıkladılar. “Denetimlerin sıklaştırılması, telefonların savcılık izni olmadan dinlenmesi, video kameralı denetimlerin artırılması, internet cafelerin genel servisler tarafından kontrol edilmesi ve kayıtların depolanması” gibi bir kısım kararlar acilen uygulanmaya konuldu.  AB kapitalist sisteminin ekonomik ve politik çıkarlarının korunması amacına dayanan kararlardan biri “…kurulmuş olan ve de ileride kurulacak olan düzenimize bir tehlike olarak görünen bütün şahıslar terör eylemine uymaktadırlar…” Gelecekteki kapitalist düzen için tehlikeli olarak değerlendirebilecek her kişi ve her eylem  ‘terörist veya terör’ iddiasıyla tutuklanabilecek ve gerektiğinde yargılanacaktır. Bu politikanın esas hedefi, Avrupa ve Fransa genelinde ciddi  gelişme eğilimi içerisinde olan, toplumsal hareketlerin etkisizleştirilemesi için alınan bir karardır. 

Bu son uygulamaların bir çoğu ‘ABD Patriot Act/Yurteverlik Yasası’  veya 11 eylül 2001’den sonra çıkartılan ‘Amerika Savunma Vatandaşlık Yasası’ndan alınmıştır. ABD emperyalizmi “toplumumuzu tehlikeye koyabilecek örgütlere ve kişilere karşı mücadele” adı altında dünyanın hemen her yerine yaptığı ve yapacağı saldırıya meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Aynı zamanda bu yasayla, Amerika halkını da fiili potansiyel suçlu olarak görmekte ve yasalarla belirlenmiş görevleri yerine getirmeyen ABD’li vatandaşlar’ ‘Amerika Yurtseverliğine’ ihanetten yargılanabilecektir.

11 Eylül’den sonra, Avrupa Birliği, bütün AB ülkelerinde geçerli olmak üzere  iki temel yasayı onayladı.  Birincisi “terörizme karşı mücadele” ikincisi ise “Avrupa tutuklama müzakeresi”dir.  Teröre karşı savaş söz konusu oldugunda, İngiliz “Terorism Act” olarak ifade edilen ‘İngiliz Terör Yasası’ temel yasa olarak kabul edildi.  . Bu yasa “politik, ideolojik ve dini davalar adına, hükümete ve yahut kamuoyunun bir kısmına yönelik eylem ve eylem tehditi” terör kapsamında ele alınmaktardır.

Yani somut olarak, bir grevde bulunan işciler, tren ve yahut metro hattını işgal eden yürüyüşçüler, bina işgal eden konutsuzlar, şarter uçaklarına binmek istemeyen göçmen-kağıtsızlar “terörist” kapsamında ele alınıp yargılanabileceklerdir.

 Alınan bu kararlara bağlı olarak Fransa da  teröre karşı mücadele’ adı altında bir kısım yasaları hazırlayıp parlementoya sunmuş bulunmaktadır. Karar kapsamında  “ ‘islamcı’ politikaları savunup ve faaliyet yürüten bireylerin ülkelerine teslim edilmesi, ‘dikkat çeken ülkelere’ giden şahısların hava limanında sorgulamaya alınması, 2007 yılında, Fransız kimliklerin değişmesiyle beraber, her kimlikte artık parmak izleri ve sicilin bulunması” gibi, bireysel özgürlükleri hedef alan ve temel hakları gasp eden politikaların uygulanması hedeflenmektedir. Aynı zamanda özellikler politik içerikli derneklerin faaliyetlerinin ‘terör örgütlerine yardım etmek’ kapsamında denetlenmesi  için yasa taslağı hazırlanmaktadır. 2005 yılı sonunda çıkartılması hedeflenen yasa taslağında, ‘bir terörist örgütle iliskisi olduğu tespit edilen bir derneğin  bir yöneticisine’ verilecek cezanın ‘yirmi yıldan otuz yıla’ çıkartılması öngörülüyor. Bu yasa esas olarak, politik mücadelede etkinlikleri olan bir kısım anti faşist demokratik kurumların, toplumsal ilişkilerde izole edilmesi, faaliyetlerinin   etkisizleştirilmesi kamuoyundaki  politik etkinliklerinin kırılmasını hedeflenmektedir.

Fransa’da terörle mücadele adı altında insanların günlük yaşamlarını kontorl etmek için şuan 61 000 video-kamera kullanılmaktadır. Bunun yetersiz olduğu düşünülerek denetimin hemen her alanda uygulanması için  kamera sayısı 300 000’e çıkartılması hedefleniyor.

Ayrıca ‘antiterör yasası’ çerçevesinde vatandaşlıkk hakkına yönelik ciddi kısıtlamalar uygulanmaya konuldu. Simdiye kadar vatandaşılık için bir yıl boyunca yapılan araştırmalar iki yıla, vatandaşlık verildikten sonra, onu iptal edebilmek için yasal süre 10 yıldan 15’e çıkartılıyor

Zaten planlanmış olan  “Terörizme karşı mücadele”  politikaları 11 Eylül saldırısı gerekçesiyle hız kazandı. Bu politikalar çerçevesinde alınan önlemler, sosyal alanda yapılan mücadeleler, küreselleşme karşıtlarının yürüttüğü militan eylemler  ve hatta  çevrecilik amaçlı eylemler, ‘terör eylemleri’ olarak değerlendirilebilenecektir.
Bütün bu uygulamalarla, son 15 yıldır çok ciddi bir gelişme eğilimi içerisinde olan,  toplumsal hareketler hedeflenerek, sermayenin ekonomik ve politik çıkarlarının daha yüksek düzeyde korunması amaçlanıyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.