FRANSA'DAN… ABD seçimleri ve Obama

Bazı ülkelerde etkisini hissettirmeye başlayan finans krizi,  sadece ABD’nin iç politikasını değil aynı zamanda dış politikasını da etkileyecektir. Bu bakımdan Cumhuriyetçi başkan Bush tarafından geliştirilen ve işgalleri esas alan dış politika stratejisi ile ABD ekonomisini önemli oranda etkileyen ‘finans krizi’ arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. ABD seçimlerine denk gelen bu kriz Obama ile McCain arasındaki seçim rekabetini ciddi oranda etkilemiş görünüyor.

Seçimlere birkaç hafta kala yapılan kamuoyu yoklamaları, Obama’nın önde gittiğini gösteriyor. Politik ilişkilerde en küçük bir olasılık bazen birinci sıraya otururken, tersi de mümkündür. Ancak Cumhuriyetçilerin 8 yıldan beri uyguladıkları iç ve uluslar arası politikalardaki belirgin başarısızlıklar, Demokrat Parti adayı Obama’nın şansını arttırmaktadır. Bu bakımdan,  ‘siyah’ kökenli birinin başkan olmasını, ABD’nin sermaye gruplarının kabul etmeyeceği yargısı yanlıştır. McCain’in başdanışmanı Kissinger, Obama’nın başdanışmanı ise Brzezinski’dir. Bu iki başdanışman da, ABD’nin uluslar arası stratejisinin oluşturulmasında çok önemli etkileri söz konusudur. İkisi de Pentagon’un ve Beyaz Saray’ın akıl hocalarıdır. Bu seçim bir bakıma Kissinger ile Brzezinski’nin yarışması gibidir. Ayrıca İsrail lobisinin,  Yahudi kökenli Hillary Clinton’u değil de Obama’yı desteklemesi sanırım tesadüfî bir durum değil. Bu bakımdan Obama’nın politik gücünü küçümsemek gerekir.

Öncelikle bir noktanın altını çizmekten yarar var. Onlar için önemli olan, küresel sermayenin çıkarlarını kimin en iyi şekilde savunup savunmadığı meselesidir. Kim başkan seçilirse seçilsin ABD’nin özellikle uluslar arası stratejisinde bir değişiklik söz konusu olmaz. Ancak söz konusu stratejinin uygulanması için bazı politikaların değişikliği gündeme gelebilir ve zaman zaman gelmektedir. Obama ile McCain arasındaki fark da tam bu noktada belirginleşiyor. Neo-concuların geliştirdiği ve Bush tarafından fiilen uygulanmaya konulan dış politikanın esası; ABD’nin tek başına dünyaya yönetecek bir güce sahip olduğunu ve bu nedenle başka uluslar arası güçleri ve Birleşmiş Milletler gibi kurumları da pek hesaba katmadan ABD’nin küresel gücünü pekiştirecek bölgesel işgallerin yaşama geçirilmesi üzerine kurulmuştu. Bu politikanın sonucu olarak bildiğimiz Afganistan ve Irak işgali gerçekleşti. ABD’nin dünyanın stratejik bölgeleri olarak bilinen enerji yataklarının ve çevre bölgelerinin kontrol altına alarak küresel egemenliğini ilan etmek istiyordu. Ancak beklenen olmadı, Afganistan’da NATO, Irak’ta ise ABD-İngiltere ittifakı fiilen bir yenilgi ile karşı karşıyadır. Ayrıca Bush’un özellikle İran ve Suriye’ye karşı geliştirdiği politikalar da, Ortadoğu ve Avrasya bölgesinde ABD’nin aleyhine bir durum yarattı, Rusya ve Çin’in de desteğini alan İran’ı güçlendirdi. İşgal edilen iki bölgedeki politik ve askeri istikrarsızlık ve hatta başarısızlık, ABD’nin özellikle İran’a yönelik politikalarını fiilen işlevsizleştirdi.

Obama ile McCain arasındaki tartışma özellikle dış politika eksenin merkezine İran oturmuş bulunuyor. MCCain, Bush politikasının nispeten revize edilmiş halini uygulayacağını, Irak’ta çekilmeyi düşünmediğini, İran ile doğrudan görüşmelere karşı olduğunu belirtmektedir. Obama ise Irak’ta bir yıllık bir zaman dilimi içerisinde çekilme sürecinin başlayacağını, önceliğin Afganistan’a vereceğini, Ortadoğu sorunun çözümü için İran ile doğrudan görüşebileceğini yani diplomasiyi esas alan bir dış politika izleyeceğini savunmaktadır.

Obama’nın diğer temel bir bakış açısı da, uluslar arası küresel güçler arasında yeni bir dengenin oluşturulmasıdır. ABD-AB arasındaki stratejik ittifakın merkezileştirilmesini, Asya/Avrasya’da Rusya-Çin ile ilişkilerin geliştirilmesini savunmaktadır. Bu bakımdan Rusya-Gürcistan arasındaki çatışmada McCain gibi sert mesajlar vermedi. Obama’nın dış politikası, uluslar arası ilişkilerde dengelerin yeniden tanımlanması olarak ön plana çıkacaktır.

Özellikle İran, Irak ve Türkiye’nin bulunduğu coğrafyada çok hızlı politik gelişmeler yaşanabilir. Obama’nın İran politikası Kürtler bakımından ‘yeni’ bir durum oluşturacak. ABD, İran’ı küresel sistemin içine çekerek bir uzlaşıya vardığında bunun karşılığında özellikle Kürt sorununda çok ciddi tavizler isteyeceği kesin. Burada 3 nokta ön plana çıkacaktır: Kerkük’ün statüsü, Güney Kürdistan Federasyonu’nun yapısı ve PKK sorunu.

ABD’nin İran’a yönelik bir askeri hareket yapması veya nükleer merkezlerini vurmasını bekleyip, buna göre politika oluşturmak bizi ciddi yanılgılarla karşı karşıya bırakır. Obama’nın uygulayacağı Ortadoğu politikasının ana hatları belirlenmiş durumda.  Söz konusu politikalar Kürtleri ciddi oranda ilgilendirmektedir. Ortaya çıkabilecek ‘yeni’ duruma uygun politikaların oluşturulması ve daha somut planlamaların yapılmasının zamanı geldi. Kürt güçleri arasındaki ‘ulusal ittifak’ bundan sonra çok daha önem kazanmaktadır. 2008 yılının son aylarında,  ortaya çıkabilecek olası gelişmelere karşı artık somut bir adımın atılması gerekiyor.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.