FRANSA’DAN… Almanya’nın islam politikası

FRANSA’DAN… Almanya’nın islam politikası

0
PAYLAŞ

ALMANYANIN İSLAM POLİTİKASI : ALMAN – İSLAM SENTEZİ

Almanya’nın son 150 yıllık tarihsel sürecinin hemen her döneminde  İslam dünyası ile yakın ilişkileri oldu. Özellikle birinci ve ikinci dünya savaşları döneminde Osmanlı İmparatorluğu ve daha sonra Türk devleti ile çok yakın politik ilişkileri olan ve bu bakımdan da İslam dünyasının sorunlarıyla iç içe olan bir ülkedir. Almanya’nın dış politikasında Ortadoğu’nun önemli bir yeri olması nedeniyle, bölgelerdeki gelişmeleri çok ciddi oranda önemsemektedir.

Ancak İslam olgusunun Almanya’nın iç politikasının da önemli sorunlarından biri haline gelmesi yakın tarihimiz olarak ifade edebileceğimiz 1960’lardan sonra gelişti.  Türkiyeli göçmenlerin Almanya’ya işçi olarak gelmeye başlamalarıyla,  göçmen olgusunun en önemli sosyal/dinsel sorunlarından biri olan İslam, Almanya’nın iç politikasının temel gündem maddelerinde biri olmaya başladı.  Almanya’da sosyal bir olgu olan göçmenlerin ağırlıklı olarak Türkiyeli olmaları nedeniyle İslam, şu an Almanya’da ikinci büyük din haline gelmiş bulunuyor. Bu gerçeklik aynı zamanda bütün Avrupa dünyası için de geçerlidir.

Güncel siyasal yaşamının bir parçası haline gelen İslam, Almanya’nın izlemiş olduğu politika da giderek önem kazanmaktadır. Bu ülkede çok sayıda İslami örgüt veya kurum bulunmaktadır. Özellikle  aktif ve hatta radikal İslami grupların faaliyetlerine destek verilmesi, göçmenleri etkileme ve  yönlendirmede bilinçli olarak ön plana çıkartılması, sayıları 2000’e varan cami ve mescitlerin bulunması, sadece ibadetlerinin yapılması için verilen ‘dinsel bir özgürlük’ müdür ? Türkiye’de şeriat devleti kurmayı hedefleyen, hatta mevcut siyasal rejimi silahlı güç kullanarak yıkıp yerine bir İslam devleti kurmayı düşünen Avrupa’nın, öncelikli olmak üzere bütün dünyanın İslamlaştırılmasını savunan örgütlenmelere izin vermesinin nedeni gerçekten sadece siyasal özgürlük müdür ? Yoksa izlenen politik stratejinin bir parçasını mı oluşturmaktadır ?

Almanya’da İslama ilişkin izlenmesi gereken politikaların belirlenmesi için yapılan tartışmalarda ortaya çıkan nokta : Alman parlementosunda yer alan bütün partiler, aralarında bir kısım ‘küçük’ farklılıklara rağmen genel olarak aynı görüşleri savunmaktadırlar. Yani Türkiye’li göçmenlerin Almanya’ya entegrasyonu ile ‘İslam içerikli din derslerinin Almanca verilmesi’ ve ‘Alman İslamının yaratılması’ gerektiği konusunda uzlaşmış durumdadırlar. Örneğin CDU/CSU grubu eski başkan yardımcısı Jürgen Rüttgers, 14 Aralık 1999’da, Alman hükümetine, “Almanya’da İslam” başlığı altında 135 maddeli soru önergesi veriyor. J. Rüttgers, “Camiye evet, çifte vatandaşlığa hayır!” başlıklı yapılan propaganda çalışmalarında “Biz yabancılara karşı değiliz.. Entegrasyondan yanayız. Bu amaçla daha fazla cami inşa edilmesi, okullarda Almanca din dersi verilmesi gerektiği inancındayız” görüşüyle  açık destek sunuyordu. 

Almanya’nın eski Başbakanlarından Kohl döneminde devlet politikası olarak benimsenmeye başlanan ‘Euro İslam’ politikası, Schröder tarafından da desteklenerek ; ‘Euro İslam Sentezi’ ya da ‘Alman İslam Sentezi’  olarak somutlaştırıldı. Türkiye’nin AB’ne girmesini en çok destekleyen Yeşillerin Alman milletvekili Cohn Bendit; “Avrupalı bir İslama ihtiyacımız var”, bu yüzden de “Avrupalı bir İslam yaratmalıyız” demişti. Almanya’nın, Türkiye’nin AB’ne girmesini savunmasında ; izlemiş olduğu ‘İslam politikası’nın çok önemli bir etkisi bulunmaktadır. Bir bakıma göçmenlerin geldikleri ulusal kökenlerin  ‘asimile’ edilmesi için, dinsel yapılarının ön plana çıkartılması politikası benimsenmiştir. Böylece, kendi ulusal kökenlerini unutarak dinsel yapılarını ön plana çıkaran ;  yeni bir asimilasyon politikası geliştirilecek ve göçmenler Almanlaşarak ‘Alman müslümanları alt kimliği’ni oluşturulacaklardır.  Alman müslümanlarının yaratılması politikası ile, Almanya’nın Ortadoğu stratejisi arasında doğrudan bir ilişki bulunmaktadır. Bu Amerikali müslümanlarının ABD çıkarlarını en yüksek düzeyde savunmasına benzer ‘yeni’ bir Alman müslüman ‘tipinin’ yaratılarak bölgesel etkinlik alanını geliştirmek için kullanmaya hesaplamaktadır. Bu politika doğal olarak daha çok Almanya’da yaşayan Türk ve Kürt kökenli müslümanların asimilasyon sürecine tabi tutulması ile sağlanmaya çalışılmaktadır.

“İslamiyet Alman toplumuna entegre edilmeli” diyen Alman hükümetinin eski  Yabancılar Danışmanı Marieluise Beck, Almanyadaki İslamın zamanla “Alman İslamı”na dönüşeceğini belirtiyor. Steinbach da “Almanya, İslamını oluşturmak zorunda” olduğunu vurguluyor.   Alman devleti, daha 1970’lerden itibaren Türklerin artık kalıcılaşmaya başladıklarını belirterek  “etnik ve dinsel öbekleştirme” stratejisini uygulamaya koydu. 1986’da kamuoyuna yayınlanan ve  devlet belgesi olarak ifade edilen “Tiedt Raporu”nda izlenmesi gereken politika şöyle özetlenmiş: 

1- Birinci nesil yaşlı Türkleri toplumsal, ekonomik ve yasal baskı araçlarıyla ülkelerine püskürtmek.
2- Etnik ve dinsel kimlik arayışlarını özendirerek genç nesiller arasında Türk ulusal kimliğinin gelişmesine engel olmak.
3- Sürekli Türkiye’nin sorunlarını gündemde tutarak genç nesilleri Türkiye’ye kilitlemek, hem de Türkiye odaklı konularda Almanya’nın onların yanında olduğu hissini vermek.
4- Etnik/dinsel öbekleşme sonucu Türk toplumu içinde çıkacak huzursuzlukları sürekli gündemde tutarak, Alman ve dünya kamuoyu nezdinde Türklerin Almanya’ya entegre olamayacaklarını kanıtlamak, yabancılar yasasında yapılacak değişiklik ve sertleştirmeleri bu yolla mazur göstermek.
5- İleri bir aşamada bu önlemlerin yetersiz kalması durumunda İslamın evrenselliğini ve Almanya’nın Müslüman kimliğine karşı beslediği tarihsel saygıyı vurgulayarak, Almanya Türk toplumu için din ağırlıklı bir üst kimlik geliştirmek… »  Özellikle son 5. maddede somutlaşan dine dayalı ‘bir üst kimlik’ oluşturmak için politik İslami hareketler; Alman politik güçleri tarafından sürekli desteklendiler. Almanya’nın devlet politikası haline gelen bu görüşlerin pratik olarak uygulanması için bugün de AB süreci özel olarak kullanılmaktadır. Almanya’nın Türkiye’nin AB üyelik sürecini çok aktif olarak desteklenmesinin arka planında yatan siyasal olgulardan biri de budur.

Alman devletinin oluşturmuş olduğu politikaya bağlı olarak Göçmenler ve İslam üzerinde sürekli konferanslar veren ve politikalar geliştiren Peter Heine, 1985’te  Haidelberg’te katıldığı bir toplantıda şu değerlendirmeyi yapıyor: “Türklerin gettolaşması, neden ayıplanıyor anlamıyorum. Mustafa Kemal’in tepeden inmeci ve din düşmanı reformları yüzünden kültürel mirasını ve dini köklerini unutan Türk toplumunun Almanya’da gettolaşması, aslında son derece olumlu bir gelişmedir. Bu sayede onlar, İslami kimliklerini keşfediyorlar, köklerine dönüyorlar.”   Almanya’nın gettoşma politikasının arka planında duran temel olgulardan biri de dindir. Türkiye kökenli göçmenler arasında dini değerlere dayalı bir yaşam tarzı benimsetilerek, ulusal kimliklerinin çok daha hızlı terk ederek asimile olacakları düşünülmektedir. Böylece, Almanlaşmış müslüman topluluğu oluşacaktır. Ancak, hem uluslararası ilişkiler  hem de kültürel, sosyal ve tarihsel bağlar bakımından  bu politikanın başarılı olma şansının çok az olduğu da bir gerçektir. Dikkat edilmesi gereken nokta, izlenen politika ve pratik yönelimlerdir.

Bütün dez avantajlara rağmen ; Almanya’nin izlediği politikanın ve pratik yönelimlerin başarılı olabilmesi için ; göçmenler içerisinde İslam dininin geliştirilerek İslamcı bir toplum yaratılması için bütün olanaklar sunulmuştur.  Heine, 1996’da yayımlanan Alman Katolik kilisesine bağlı Herder Yayınevi tarafından çıkarılan bir kitabında şunları belirtiyor : “İslam ülkelerinde yasaklanmış ve zulüm gören birçok İslami örgütün lider kadroları Almanya’da yaşamaktadır. İslamcı hareketlerin yarın öbür gün ülkelerinde iktidarı ele geçirecekleri kesindir. Bunun için falcı olmaya gerek yoktur. 0 nedenle, İslamci örgütlerin ülkemizde yaşayan kadrolarıyla devletimiz ve siyasi partilerimiz bir an önce yapıcı bir diyalog kurmalıdır… »  

Heine’nin bu çağrısına uyan Alman hükümetleri; İslami örgütlerin faaliyetlerine izin vermekle kalmadı aynı zamanda ekonomik olarak gelişmelerine de gerekli desteği sundu. Bir çok İslamcı kadroyu korudu. Almanya’da İslam din derslerinin okullarda okutulmasına karar verdi. Özellikle Almanca verilmesi istenen ‘din dersleri’ için uluslararası bir organizasyon olan ve ‘Dünya Şeriat Birliğini’ savunan Avrupa Milli Görüş Teşkilatı’nı tercih etti. Mevcut  gelişmeleri değerlendiren Türkiye Araştırmalar Merkezi(TAM) Başkanı Prof. Faruk Şen, Cumhuriyet Gazetesine vermiş olduğu bir demeçte şunları belirtiyor: «  Almanya’da en fazla maddi güce ve elemana sahip olan Diyanet İşler Başkanlığı’nın en sessiz örgüt olduğu »na dikkat çekerek, « Milli Görüş Vakfı’na bağlı Berlin İslâm Federasyonu’nun Berlin’deki Müslümanlara din dersi verme hakkını… » elde ettiğini ve  Türkiye’nin, ‘Milli Görüş Vakfı’nın Almanya’daki gücünü kavrayamadı’ğını belirtiyor. ‘Berlin’de alınan karar değiştirilemez, ama on beş eyalette benzer kararların alınması engellenebilir’ »  uyarısını yapıyor. Alman devletinin, Türk öğrencilerine yönelik din derslerinin okutulmasını, Diyanet İşler Başkanlığına bağlı kuruluşlara değil’de ‘Milli Görüş Teşkilatı’na vermiş olması tesedüfü değildir. Bu yukarda belirttiğimiz politikalarla doğrudan ilişkilidir.

Türkiye’li göçmenler içerisinde İslamcı hareketin sürekli bir gelişme eğilimi içinde olduğunu; Almanya Anayasa Koruma Örğütünün yayınlanmış olduğu raporlarda görmek mümkündür. Göçmenler içerisinde ciddi bir gelişme içerisinde olan ‘radikal İslami hareketler’in -özellikle 11 Eylül 2001 tarihinde sonra- politik ve örgütsel faaliyetleri denetlenmeye başlandı. Çünkü Almanya vatandaşlığına geçmiş Türk kökenli bir çok İslamist militanın Çeçenistan’da, Bosna’da ve Afganistan’da savaşmaya gittikleri ve bir kısmının da çatışmalarda öldüğü belirlendi. Göçmenler içerisinde radikal İslami hareketin gelişmesi ve toplumsal güç olmaya başlaması ve daha önemlisi uluslararası İslami eylemlere katılmaya başlamaları, Alman devletini yeni önlemler almaya zorladı.  Böylece Almanya daha önce desteklediği  İslami hareketleri bu kez kontrol altına almaya ve hatta Metin Kaplan gibi liderleri Türkiye’ye iade etmeye karar verdi. Altının çizilmesi gereken önemli noktalardan biri de, 1960’lardan beri, Türkiyeli göçmeler içerisinde çok kapsamlı olarak örgütlenen İslami hareketin bugünkü güce ulaşmasında, Almanyanın izlemiş olduğu politikaların çok ciddi bir etkisi vardır.

_______________

Gokyuzu9@aol.com 

EDİTÖR’DEN: SAYIN OKUYUCULAR, ŞİMDİYE KADAR YALNIZCA HAKARET İÇERMEYEN YORUMLARI YAYINLIYORDUK… BUNDAN SONRA İSİM VE SOYAD BELİRTİLMEYEN YORUMLAR DA YAYINLANMAYACAKTIR…

 

BİR CEVAP BIRAK