FRANSA’DAN… Banliyölerde başkaldırı…

UMP’nin başkanı ve İçişleri Bakanı Sarkozy’nin  Paris’in banliyölerinde yaşayanlara ‘pislikler, serseriler ve ayaktakımı’ gibi haraket içeren sözleri kullanmasını protesto edenlere polisin saldırması sonucu, kaçan iki genç elektirik tellerine çarparak yaşamını yetirdi.  İki gencin ölümünü protesto etmesiyle başlayan eylemler, sadece Paris ve çevresinde değil Fransa’nın değişik illelerine yayılarak  toplumsal bir tepkiye dönüştü. Yasallaştırılmaya çalışılan‘antiterör’ politikasına bağlı olarak özellikle göçmen kökenlilerin oturduğu bölgelere yönelik saldırıların kapsamlı olarak arttırıldığı biliniyor.

Hükümet, saldırı politikalarına ‘meşru’ bir zemin oluşturmak için, özellikle Afrikalı ve Arap kökenli göçmenlerin oturduğu semtleri çok bilinçli olarak hedef tahtasına oturttu. Göçmenlerin ‘sistemin düzenini bozan gruplar’ olarak gösterilmesinden sonra, banliyölerde, yüzlerce polisin ve jandarmanın  panzerler eşliğinde katıldığı opersayonlar yapılmaya başlandı. Devlet politikası gereğinçe, bu göçmen semtleri  potansiyel terör merkezleriydi ve bunların ezilmesi gerekiyordu. 

Villepin  ve Sarkozy’nin talimatıyla başlayan saldırılara karşı, Seine-Saint-Denis, Clichy-sous-Bois, Yvelines,  Seine-et-Marne, Val D’Oise,  Val-de-Marne, Yvelines et les Hauts-de-Seine semtlerinde başlayan eylemler Essonnes, Evry, Brunoy bölgelerini kapsayarak gelişti. Özellikle  Paris merkezindeki Sanit Denis Strasbourg semtinde etkisini ciddi oranda hisettiren  protesto eylemleri, Toulous, Bordeaux, Lyon şehirlerine sıçrayarak, ülke genelinde toplumsal  bir tepkiye dönüştü.

 Mobilize olmuş gençlerden oluşan gruplar, özellikle gece geç saatlerinde gerçekleştirmeye başladıkları eylemler, daha çok kamu binaları ve araçları ile Macdonalde gib kapitalist kuruluşların sembolü haline gelen şirketler ve işmerkezlerini hedeflenmektedir. Molotof koktey’lerin  ağırlıklı olarak kullanıldığı eylemlerde bugüne kadar bankalar, devlet binaları, polis karakolları, okullar, özel şirketler, otomobiller, polis araçların eylemcilerin özel hedefleri arasındadır.

Esas olarak kendiliğinden gelişen ve belli bir planı olmayan bu tepki hareketinin kendi içerisinde bir kısım yanlışlıklar içermesi, toplumsal tepkinin oluşmasına neden olan koşulları hiç bir biçimde ortadan kaldırmamaktardır ve hafifletmemektedir.

Yukarda isimlerinin birkısmını sıraladığımız bölgeler çok önemli bir nüfusu barındırmaktadır. Bu bölgelerde yaşayan nüfusun yüzde 80-90’ı  ise özellikle Afrikalı ve Arap kökenlilerden oluşan göçmenler  oluşturmaktadır.  Fransa’nın devlet politikası olarak uygulamaya koyduğu ‘gettolaştırma’ politikası  ile göçmen kökenlileri özellikle Fransız toplumunda izole etmeye çalıştılar. Göçmenliğin bütün tarihsel sürecinde uygulanan gettolaştırma, devletin izlemiş olduğu çok önemli ve bilinçli politikalarından biri olmuştur.

Özellikle belli bazı bölgelerin tamamı göçmen yerleşimlerine açılarak, kendi içine kapalı bir toplum yaratıldı. Böylece daha kolayca denetim altına alınacağı düşünülen göçmenler kökenliler, bütün sosyal ve ekonomik haklardan yoksun bırakıldılar.  Ayrıca dikkati çeken önemli noktalardan biri de, banliyölerde yaşayan nüfusun önemli bir kesimi gençlerden oluşmaktadır. Bunların ezici bir çoğunluğu liseye gidememiş ve işsiz  olan gençlerdir.  Bu bölgelerin diğer bir özelliği, uyuşturucunun çok yayğın olarak kullanıldığı, hırsızlık gibi olayların sık sık yaşandığı, mafia denetiminde çeteleşmenin yaratıldığı bölgelerdir. Bunların oluşumuna neden olan doğal olarak Fransa’nın yıllardır izlemiş olduğu devlet politikasının bir başka yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır. Toplumun kirlenmesine yol açan uyuşturucu gibi ‘kirli’ işlerin organize edilmesine devlet çok bilinçli olarak yön vermekte ve hatta dolaylı olarak teşvik etmektedir.  Yozlaştırılmış bir toplumun yaratılması, egemenlerin politik faaliyetinin biraz daha kolaylaştırmaktadır.

 Devletin alt yapı yatırımlarının  çok yetirsiz kaldığı, gençlerin sosyal aktiviteliklerini sağlayan merkezlerin hemen hemen hiç olmadığı bölgeler olarak ön plana çıkan bu semtler, Fransa’nin ‘eski’ sömürgelerinden getirtilen  ve ucuz iş gücü olarak kullanılan göçmenlerin yerleşim merkezleri olmaya devam ediyor.

Sorunun arka planda kalan en önemli yanı ise, Başbakan Villepin ve İçişleri Bakanı Sarkozy tarafından uygulanacak olan ‘antiterör yasası’ bu bölgelerde pratik deneme alanı olarak uygulanmaktadır. Sayıları milyonlara varan banliyö insanlarını ‘pisklikler’ olarak gören hükümetin en önemli etkili kişisi Sarkozy, “Banliyöleri yaygın suçtan kuvvet hortumuyla temizleyeceğim” diyerek saldırılara devam edeceğini belirtiyor.

Devletin saldırılarına ve hakaretlerine karşı, toplumsal tepkilerini dile getirenlere  yönelik tutuklanmalar başladı. En son verilen rakamlarda 350 kişinin tutuklandığı açılandı ve bunların bir kısmına 3 ay ile 6 ay arasında hapis cezası verildi. Sarkozy, “Tutuklamalar, işte anahtar bu. İsyanı ancak tutuklamalarla bastırabiliriz. Daha fazla istihbarat da toplayın ki, nasıl örgütlendiklerini öğrenebilelim” diye seslendi. Paris Başsavcısı Yves Bot da, “Bu, örgütlü şiddet; gerisinde bir strateji var”  suçlamasıyla, mevcut toplumsal tepkileri, antiterör yasası kapsamında ele alınacağını ve uygulamaların bu yasa çerçevesinde yapılacağını belirtti. Ayrıca Cumhurbaşkanı Chirac başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu’ndan sonra yapılan açıklamada, ‘devletin güvenliğini ve düzenini bozanlara karşı gerekli her türlü önlemin alınacağı’ belirtirken. Sarkozy’nin başkanlığından toplanan ‘İç Güvenilik Konseyi’de, banlöyülerdeki eylemlere yönelik, polisin  daha kapsamlı  saldırılara gireceğine dair açıklamalar yapıldı.

Özellikle göçmen kökenlilerin başlatmış olduğu eylemlerin, ‘yasadışı organizasyonlarla bağlantılı’ olduğu iddasının hiç bir maddi temeli olmadığı halde, antiterör yasasının parlementoda geçmesine açık bir gerekçe yapılmaktadır. 

Fransa’da artık hiç bir şeyin ‘eskisi’ gibi olmayacağı bir gerçek.  Saldırıların boyutu ne olursa olsun, toplumsal hareketin çok daha kapsamlı gelişeceğinin ilk işaretleri verildi. Eylemlerin, ‘Sorkozy’nin istifasina kadar süreceği mesaj, protestoların, göçmenler kapsamından çıkarak  daha toplumsal bir boyut alacağını gösteriyor. Demokratik kurulusların ve göçmen kökenli kurumların Sarkozy’nin ‘özür dilemesi’ istemi genel bir talebe dönüştü.  Hükümetin adacağı adımlar, eylemlerin yönünü  belirlemede etkili olacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.