FRANSA’DAN… Bush’un ani Irak ziyareti

FRANSA’DAN… Bush’un ani Irak ziyareti

0
PAYLAŞ

9 Eylül 2007 tarihinde, ABD kongresinde Irak sorununa ilişkin yapılacak olan görüşmeden önce Bush’un ani Irak ziyareti, ABD’nin Irak politikasında meydana gelebilecek değişiklikler bakımından önemli.   ABD’nin Irak işgalinin maliyeti 650 milyar doları geçmiş durumda ve henüz bir istikrar sağlamış değil. Eski Sovyetler Birliği sınırları dâhilinde bulunan ülkelerin yıllık Gayri Safi Milli Hâsılası(GSMH) 565 milyar dolar, Afrika Kıtasının yıllık GSMH’sı 431 milyar dolar. Irak işgalinde harcanan miktar ise onlarca ülkenin GSMH’nın toplamından çok daha fazladır. ABD ekonomisinde ciddi bir sorun yaratan bu askeri harcamalara karşılık, Irak’ta hedeflenen 18 maddeden sadece 3 başarılmış. Yani işgalci güçler çok açık bir başarısızlıkla karşı karşıyadırlar. 

Ancak bütün bu sorunlara rağmen ABD’nin Ortadoğu stratejisinden önemli bir değişiklik olmayacaktır. Fakat taktik planlarda bir kısım önlemlerin alınacağı kesin. ABD’nin iç kamuoyunu da önemli oranda meşgul eden tartışma,  işgalci askerlerin bir kısmının geri çekilmesi üzerinde yoğunlaşmaktadır. ABD hem kendi iç kamuoyunda hem de uluslar arası alanda gelen baskılar karşısında işgalci asker sayısında belirli bir azaltmaya gitse de yakın bir dönemde işgale son vermeyeceği kesin.  ABD işgali kalıcı ve 21.yy küresel askeri stratejiye göre düzenlenmiştir. 2008 yılında, ABD Başkanlık seçimlerinde Irak işgali önemli bir faktör olacaktır. Cumhuriyetçiler, mevcut durumu lehine döndürmek, Kongrede çoğunluğu sağlayan Demokratlar ise, Bush’un Irak başarısızlığını kullanmak istiyor. Ancak ABD’de hangi parti kazanırsa kazansın Pentagon’un uluslar arası stratejisi değişmez.
Diğer önemli işgalci güç İngiltere’nin iç politikada gelen baskılar sonucu askerlerinin önemli bir kesimini geri çekme kararı alması, ABD yönetimini zorda bırakmış bulunuyor.  Bu aynı zamanda ABD’nin bölgesel politikalarını önemli oranda etkileyecektir. Pentagonun kapalı duvarları arasında yeni alternatifler tartışılmaktadır. Bunlardan iki tanesi öncelikli olarak ön plana çıkıyor. Birincisi Irak işgalinin Birleşmiş Milletler şemsiyesi altında devam etmek. Fransa cumhurbaşkanı Sarkozy’nin geliştirmeye başladığı ‘yeni’ Ortadoğu politikası ile ABD’yi nispeten rahatlatacağı gibi ABD ile AB ‘nin Ortadoğu stratejisinde önemli bir bütünlük sağlayacaktır. Ancak Rusya ve Çin’in BM Güvenlik Konseyindeki tutumu belirleyici olacaktır. Irak işgalinin BM üzerinde devam ettirilmesi kararı aynı zamanda ABD’nin Rusya ve Çin’e önemli tavizler vermesi anlamına gelir. Böylesi bir durum, Ortadoğu ve Avrasya’da güç ilişkilerini yeniden dengeleyecektir. 

İkinci plan,  ABD askerileri ile birlikte Müslüman kökenli ülke askerlerinden oluşan bir gücün işgal bölgelerinde konumlandırılmasıdır. Türkiye, Mısır, Pakistan, Fas, Tunus, Malezya vb. ülkeler öncelikli olarak ön plana çıkmaktadır. Fakat ABD, Türkiye’nin izlediği bölgesel dış politikasında pek memnun değil. İran ise gelecekte ABD’nin hedefleri arasında bulunuyor.  Ortadoğu’da İran ve Türkiye önemli birer politik güçtür. İkisinin ortak yönü; işgalci güç olmalarıdır. Bu onların zayıf yönünü oluşturuyor. İkisi de Kürt realitesinden oldukça rahatsızlar. Bu iki güç, özellikle Kürdistan Federasyonu bölgesinde toplumsal ve politik bir istikrarsızlığın derinleşmesi için yoğunluklu faaliyetler içerisindedirler. Ayrıca Irak’ta iç savaşa dönüşen ‘mezhepsel çatışma’nın bir tarafını Suudi Arabistan bir tarafını İran ve Suriye oluşturuyor. Bölgesel güçlerin çıkarları ile ABD’nin taktik planları arasında belirli bir çelişki bulunmaktadır. Bu nedenle Müslüman ülke askerlerinin bölgede konumlandırılması kendi içerisinde bir kısım yeni sorunlar gündeme getirecektir.

ABD bölgesel güç ilişkileri içerisinde İran ve Suriye’ye güvenmiyor. Hatta mevcut istikrarsızlıkta bu iki ülkeyi sorumlu tutuyor. Türkiye bölgesel politikalar bakımından ABD ile kısım sorunlar yaşasa da halen ABD’nin en güvenilir NATO müttefikidir. Önümüzdeki dönemde ABD, Ortadoğu’da Türkiye’ye yeni görevler verebilir. Bu nedenle hem Gül’ün Cumhurbaşkanı olmasını hem de Erdoğan hükümetini desteklemektedir. Bush’un ani Irak ziyaretine eş zamanla olarak İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband’in Ankara ziyareti çok daha önem kazandı. Miliband “Avrupa ile Asya arasındaki uçurumu kapatmak, ortak insanlığın dini farklılıkları gölgede bıraktığını göstermek için Türkiye’den daha önemli olan başka bir ülke yok. Türkiye, demokratik değerler ve laik demokratik devletin, çoğunluğu Müslüman bir nüfusla bağdaşmayacağı argümanını haksız çıkarıyor.” Bu değerlendirme aynı zamanda ABD ve AB’nin Ortadoğu’da Türkiye’ye biçilmesi gereken rol hakkında bize somut bir fikir vermektedir.

Ortadoğu’nun politik istikrarsızlığından en çok etkilenenlerin Kürtler olduğu biliniyor. Kürtlere yönelik eşzamanlı başlayan saldırılar çok yönlü devam edecek. Hem bölgesel hem de küresel işgalci güçler, Kürt politik grupları arasındaki çelişkileri derinleştirmek ve Kürtleri birbirine düşürerek etkinliğini zayıflatmak için baskılarını yoğunlaştıracaklardır. Kürtler yeniden tarihsel bir yenilgi almak istemiyorlarsa bu oyunu mutlaka bozmalıdırlar. Dünyaca İngiliz ekonomist Dergisinde yer alan bir makalede « Özellikle Türkiye ve ABD, Kürtlerin Irak’tan ayrılmalarına izin vermeyecektir. » diyor.Unutulmamalıdır ki, Küresel ve bölgesel işgalcileri ne Kürt ulusunun ne de bölge halklarının dostu olabilir.  

______________

* Mustafa PEKÖZ
Gokyuzu9@aol.com

BİR CEVAP BIRAK

2 × three =