FRANSA’DAN… Butto suikastı ve Pakistan…

Köklü bir geçmişe sahip olan Butto ailesi, Pakistan politik tarihinin hemen her karesinde yer aldı. Politik yaşamlarında acılar sürekli kendisini hissettirdi.  Benazir’in babası Zülfikar Ali Butto, 1979 yılında darbeci Ziya Ül-hak tarafından idam edildi.  Erkek kardeşleri Şahnavaz ve Mir Murtaza gizemli bir şekilde öldürüldüler. Kendisi uzun yıllar sürgünde yaşadı. Pakistan’a her dönüşünde politik dengeleri üzerinde ciddi bir etkide bulundu. En son olarak darbeci General Müşerref tarafından sürgüne gönderildi. 8 yıllık sürgün yaşamından sonra ABD ve AB’nin politik projelerine uygun olarak yeniden ülkesine döndü.
 Pakistan hızla politik İslamcı hareketin egemenlik alanına giren bir ülke durumuna gelmiş bulunuyor. Bugüne kadar, ABD’nin bölgesel ihtiyaçlarına yanıt veren ordunun ciddi olarak yıpranması ve iktidar gücünü kaybetme sürecine girmesi, küresel güçleri yeni arayışlara yöneltmiş bulunmaktadır. Babasının idam ettirilmesinde çok ciddi bir rolü olan ABD, bu kez Pakistan Halk Partisi’nin doğal lideri Benazir Butto’yu politik sürece dâhil etmek için ülkeye dönüşünü sağladı.  8 Ocak seçimlerine katılmaya karar veren Butto, politik güç ilişkilerinin yeniden şekillendirilmesinde önemli bir rol oynayacağı hesaplanmaktaydı. Olası bir Butto hükümeti, Pakistan’ın iç politik dengelerinden ciddi bir etkide bulunacaktı. Bu nedenle öldürüldü. Butto’nun dönüşü gibi öldürülmesi de ülkede ciddi politik bir krize yol açmış görünüyor. Hem iç politik dengeleri alt üst etti hem de küresel sistem güçlerinin planlarını bozdu. Peki, Pakistan’ın bu karmaşık politik tarihsel sürece nasıl geldi.
Pakistan politik tarihi bir bakıma askeri darbeler tarihidir. Türkiye ile bir benzerliği var. Her ikisinde de politikada etkin bir güç olan generaller, bölgesel stratejilerinin belirlenmesinde tek söz sahibi oldular.

ABD’nin ‘yeşil kuşak’ projesi ekseninde Amerikan’ın çocukları olarak bilinen Kenan Evren Türkiye’de, kardeş olarak ilan ettiği Ziya Ül-hak ise Pakistan’da askeri darbe gerçekleştirdi.   Her ikisi de, ABD’nin Ortadoğu stratejisini uygulamak için özel olarak seçilen iki kaptandı. Sovyetler Birliği’ni askeri ve politik olarak kuşatmak için hem Türkiye’de hem Pakistan’da politik İslamcı hareket çok aktif olarak desteklendi.
İran’da Humeyni önderliğinde Şii kökenli bir İslamcı rejimin kurulması, Afganistan’ın Sovyetler tarafından işgal edilmesi, Çin ve Hindistan’ın Asya’da artan gücü karşısında ABD için Pakistan’ın jeo-stratejik önemi hızla arttı. Söz konusu olan bu ülkelerle sınır bölge olması ve jeo-grafik olarak geniş bir alanı kapsaması ABD bakımından öncelikli ülkeler arasına alındı.  

ABD’nin Pakistan’daki çocuğu Ziya tarafından gerçekleştirilen askeri darbe ile ABD’nin bölgesel stratejileri bir bakıma yeniden planlandı. Birincisi, askeri darbeciler çok açık olarak Amerikancı İslamcı düzene geçtiler. Şeriat yasaları aşamaları olarak uygulanmaya konuldu. İkincisi, Asya’da nükleer silahlara sahip olan Sovyetler, Çin ve Hindistan karşısında yeni bir askeri güç dengesi oluşturmak için Pakistan’ın atom bombasına sahip olunması kararlaştırıldı. İhtiyaç duyulan gerekli teknoloji ABD ordusu tarafından verildi. Böylece Pakistan askeri nükleer stratejisi bakımından ABD için yeni bir merkez oldu. Üçüncüsü, Sovyetlerin Afganistan işgaline karşı İslamcı bir savaşın örgütlenmesi için ABD’nin üssü haline getirildi. 1980’de ABD Başkanı Carter’in Ulusal Güvenlik Danışmanı Brzezinski, ABD ile İslamcı örgütler arasındaki ittifakı şu cümlelerle açıklıyordu. “Bana öyle geliyor ki, şu an en önemli şey Sovyetlere karşı İslami bir ittifak oluşturulmasıdır. Bunun merkezi de Pakistan olmalıdır.” Böylece Pakistan’ın Afganistan’a sınır bölgeleri, Sovyetlere karşı uluslar arası İslamcı hareketin örgütlenme merkezi oldu. Bugün ABD tarafından ‘dünya’nın en büyük teröristi’ olarak ilan edilen Bin Laden, bizzat CİA tarafından Afganistan’a getirtilip eğitildi ve uluslar arası İslamcı hareketin örgütlendirilmesi görevi verildi. Sovyetler Birliği’nin işgaline karşı Taliban güçleri, ABD tarafından ekonomik ve politik olarak desteklendi. Afganistan’da kurulmuş ve yine uluslar arası küresel güçler tarafından askeri şiddet yoluyla tasfiye edilen  ‘çağdışı şeriat devleti’ ABD’nin bir ürünüydü.

Uluslar arası politik dengelerin değişmesiyle İslamcı hareketlerin tasfiyesi öncelikli olarak ön plana çıktı. Pakistan, bu kez tersten küresel NATO’nun Afganistan’a saldırı merkezi oldu. İslamcı örgütlerin bu ülkede önemli bir toplumsal tabana sahip olması, iç politikada ciddi sorunlar yarattı ve devletin denetim mekanizması önemli oranda zayıfladı. Gelişmenin farkında olan küresel sistem güçleri, darbeci General Müşerref ile bu sorunların aşılamayacağını görmüş durumda. Benazir Butto’nun politik sürece dâhil edilmesinin nedeni buydu. Suikastın başarılı olmasıyla bu olasılık ortadan kalktı.
ABD bölgesel etkinliğini korumak için yeni arayışlara yönelecektir.  Geçmişte ‘ittifak güç’ olarak gördüğü daha sonra ‘düşman’ ilan ettiği İslamcı hareketlere karşı ‘yeni’ ittifak politikaları geliştirebilir. Coğrafik ve nüfus yoğunluğu bakımından çok geniş bir alanı kapsaması nedeniyle eyalet sistemi uygulanan Pakistan’ın devletçiklere bölünmesi, kuzeybatıdaki aşiret bölgeleri ve hatta Belucistan bölgesinde İslamcı bir rejimin kurulmasına izin verilmesi olasıdır. Yeter ki ABD’nin ihtiyaçlarına yanıt versin.  

_________________

* Mustafa PEKÖZ
Gokyuzu9@aol.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here