FRANSA’DAN… Küresel sömürgecilik ve Ortadoğu

Küresel sistem güçlerinin Orta Doğu’yu işgali sadece bölgede politik istikrarsızlığa yol açmakla kalmadı aynı zamanda lokal/bölgesel bir savaşın başlamasına neden oldu.  Küresel NATO askeri güçleri tarafından işgal edilen Afganistan’da hiçbir politik istikrar belirtisi yok. İsrail-Filistin çatışması güncelliğini koruyor. Lübnan’da bölgesel ve küresel güçlerin iktidar çatışması devam ediyor. Suriye-İsrail sorunu, İran ABD-AB anlaşmazlığı, Türkiye’nin bölgeyi istikrarsızlaştırma politikası, bölgesel Şii ittifakı karşısında Suudi Arabistan eksenli Sünni ittifakın oluşmaya başlaması, dört devlet içerisinde bulunan Kürtlerin iç ve bölgesel politikaların merkezinde bulunması küresel güçler bakımından ciddi sorunlar yarattığı bir gerçek.

Bölgenin jeoekonomik ve jeopolitik durumu küresel sistem bakımından oldukça önemlidir. Çünkü Ortadoğu projesi kapsamında bulunan ülkelerin küresel sömürgeleştirilmeye dâhil edilmesi bir bakıma dünyanın sömürgeleştirilmesi ile eş anlamlıdır. Jeopolitik güçlerin egemenlik alanına dönüşen, dünyanın en önemli enerji yataklarına sahip olan, silah ticaretinin merkez üssü haline gelen, uluslar arası küresel tekeller için ucuz iş gücü merkezi olarak görülen bölgenin kapitalizmin küresel sömürgecilik sistemine dâhil edilmesi, aynı zamanda, dünya kapitalist sisteminin geleceği bakımından oldukça önemli görülmektedir. Uluslar arası ilişkilerin can damarı olan Büyük Ortadoğu üzerinde bir kapitalist gücün, tek başına egemenlik kurabilmesinin söz konusu olmadığı Afganistan ve Irak işgallerinde ortaya çıkmış durumda. Bu nedenle enerji yataklarının önemli bir kısmına sahip olan bu bölgelerin küresel sömürgecilik sistemi içerisine çekilmesi için, büyük küresel kapitalist güçleri arasında fiili bir ‘anlaşma’ oluşmuş durumda.

Bölgesel işgalin geçici olmayacağı bilinmektedir. Küresel hegemonya bakımından askeri işgalin sürekliliği ve bölgesel koşullara göre daha da genişleyeceği, küresel stratejinin zorunlu bir sonucudur. ABD’nin bilinen stratejisyenlerinden Robert Kagan: “Bu savaş Afganistan’da bitmeyecek. Yayılarak, değişen şiddette olmak üzere birçok başka devleti içine alacak ve giderek daha çok medeniyet­ler savaşına benzeyecek.” Emperyalist küreselleşme stratejisi talana ve yağmaya dayanmaktadır. Bunun için belirli kapitalist grupların uluslar arası ilişkileri yeniden belirlemeleri bir bakıma zorunlu ve kaçınılmaz bir durum oluşturuyor.  Küresel sistem güçlerinin öncelikli hedefi, ‘Ortadoğu’dan Hazar havzasına, oradan Güneybatı Asya’ya kadar uzanan bir bölgede jeo­politik’ güç ilişkilerinin yeniden belirlenmesinde etkin rol almaktır. Bu stratejinin öncelikli uygulanma alanı ise Orta Doğudur.

ABD, bölgede tek taraflı bir imparatorluk kurma iddiasından vazgeçerek egemenliği diğer büyük kapitalist güçlerle paylaşma politikasını benimsemek zorunda kaldı. Özellikle Fransa ile ABD yakınlaşması küresel sistem güçlerin Ortadoğu politikasında  ‘yeni’ bir yapılandırmayı gündeme getirecektir. Çünkü hiçbir küresel kapitalist güç Ortadoğu’yu asla kaybetmek istemiyor. Ortadoğu’da kaybetmek onlar için stratejik bir yenilgidir. Böylesi bir durumu yaşamak istemiyorlar. 

ABD’nin uluslar arası uzmanlarından Paul Johnson, ‘Batı açısından sorunlu olan devletlerin’ denetiminin ancak, bölgesel işgallere dayanan ‘manda’ tipi ‘coloniyalizmle’ mümkün olacağını savunmaktadır. ‘Akdeniz’de ve Uzakdo­ğu’da, Afrika’da, Batılı devletler bir anlayış birliği içinde’ bu ‘coloniyalizmi askeri güçlerle’ başaracaklarını belirtmektedir. Yani ‘yeni’ bir sömürgecilik biçiminin uygulanmaya konulması için kapitalist küresel sistem güçleri arasında, bir ittifakın zorunluluğuna da dikkat çekmektedir. Bu yeni küresel ‘coloniyal’ın deneme alanı ise Ortadoğu’dur.

Lenin’in “savaş grubunun yirmi-otuz yıllık politikasını incelememiş isen ve eğer bu savaş ile savaştan önce izlenen politika arasındaki ilişki­leri gösterebilecek durumda değilsen, bu savaşın asıl sebeplerini dünyada anlayamazsın.” biçiminde yapmış olduğu değerlendirme Ortadoğu gerçeği bakımından önemsenmelidir.

Vurgu yapılması gereken bir başka nokta da küresel işgalciler iç toplumsal dinamikleri üzerinde gelişen ve bölge halklarında açık destek alan politik güçlerin tasfiyesi için de öncelikli stratejileri uygulamaya koyacaklardır. Toplumsal dinamik güçlerin tasfiyesi sömürgeci politikanın ‘zorunlu’ bir sonucudur.

Bölgede küresel sisteme alternatif olan etkin politik güçlerin tasfiyesi için bölgenin statükocu devletleriyle işgalci güçler arasında stratejik bir ittifak her zaman var olacaktır.
Bu özgün durum aynı zamanda yeni iç çatışmaları gündeme getirmektedir. Filistinliler arasında başlayan iç çatışma hem İsrail’in hem de işgalci güçlerin işini son derece kolaylaştırdı.  Aynı tehlikeli durum Kürtler içinde geçerlidir. Özellikle Kürt Federasyonu ile PKK ve PJKA gerillalarını karşı karşıya getirip özgün bir ‘iç savaş’ yaratarak Kürtlerin bölgesel etkinliği sıfırlanmaya çalışılmaktadır.

Şiiler ve Sünniler, Hamas ve El-Fethi arasında olduğu gibi Kürtler arasında da ortaya çıkabilecek yeni bir ‘iç savaş’ sadece küresel sömürgeci güçlerin işine yarayacaktır. Kaybeden ise başta Kürtler olmak üzere bölgenin ezilen halkları olacaktır. Bu nedenle ABD’nin Irak’ı yeniden 3 bölme projesini günceleştirmesi Kürtlere verilmiş bir ödül olarak asla görülmemelidir. Ödül olarak görülürse ödülün karşılığı da mutlaka istenir. Bu da Kürtler arası çatışmayı istemektir.

__________

* Mustafa PEKÖZ
Gokyuzu9@aol.com
 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

2 × 2 =