FRANSA’DAN… Seçimler ve ordu muhtırası (II)

PAYLAŞ

CUMHURBAŞKANLIĞI SEÇİMLERİ VE ORDU MUHTIRASI-2

Geçen haftaki yazımda ‘sistemin geleneksel devlet politikasının devamından yana olan Kemalist güçlerin sözcüsü  durumunda olan ordu ile sistem içerisinde önemli güç olan İslamcı güçlerin temsilcisi AKP arasındaki rekabet, Cumhurbaşkanlığı seçimlerine çok net olarak ortaya çıkmış durumda’ diye bir tespitte bulunmuştum. 27 Nisan 2007 tarihinde Genelkurmay Başkanlığı tarafından yapılan ve esasen bir ‘muhtıra’ niteliğinde olan açıklama ile kılıçlar çekildi. Cumhurbaşkanlığı seçimi için 367 sayısal çoğunluğa ulaşılmadan mecliste görüşmelere başlanması üzerine, devlet partisi CHP,  ‘iptal veya durdurma talebi’ için anayasa mahkemesine başvurdu.  Bir kaç saat sonra, askerlerin ’27 Nisan muhtırası’nı vermeleri bir tesadüf müdür.  Elbet ki değil.

Genelkurmay bildirisinde « Türk Silahlı Kuvvetleri yapılmakta olan tartışmaların ve olumsuz yöndeki yorumların kesin olarak karşısındadır, gerektiğinde tavrını ve davranışlarını açık ve net bir şekilde ortaya koyacaktır. Bundan kimsenin şüphesinin olmaması gerekir…Türk Silahlı Kuvvetleri, bu niteliklerin korunması için kendisine kanunlarla verilmiş olan açık görevleri eksiksiz yerine getirme konusundaki sarsılmaz kararlılığını muhafaza etmektedir ve bu kararlılığa olan bağlılığı ile inancı kesindir. »  Bu açıklama soyut olarak ele alındığında askeri bir darbenin bütün verileri bulunabilir. Peki Türkiye’de askeri bir darbe söz konusu mu ? Ya da Türkiye’de ordu bir darbe teşebüsünde bulunur mu ? Sistem kurumları üzerinde hala belli bir etkinliği olan ordunun askeri ve politik gücü bakımından böylesi bir olasılık var. Ancak hem uluslararası ilişkiler ve özellikle küresel güçlerin bölgesel stratejileri bakımından hem de Türkiye’nin iç politik dengeleri açısından askeri bir darbenin yapılacağına pek ihtimal vermiyorum.

Türkiye’de 3 askeri darbe yapıldı ve bunların hiç biri İslamcılara karşı olmadı ve tersine İslamcı hareketin gelişmesinde çok önemli bir etkisi ve desteği oldu. Türkiye’nin bugünkü İslamcı manzarasının en önemli sorumlusu generallerin kendileridir.

 Ne ABD ne de AB, Türkiye’de askeri bir darbeye ‚izin’ verir. 1970 ve 1980 askeri darbeleri ABD’nin bölgesel ihtiyaçlarına yanıt veriyordu. Bugün böylesi bir askeri darbe, onların bölgesel işgal planlarıya örtüşmemektedir. Küresel güçlerin politik desteğinden yoksun bir askeri darbe yönelimi, ordunun politik tasfiyesini önemli oranda etkiler ve hızlandırır. ABD’nin çocukları, babalarının izni olmadan böylesi bir teşebbüste bulunmaları oldukça zordur.

Ayrıca islamcı hareketin, ekonomik, politik. toplumsal gücü, sistem içerisindeki örgütlenmesi dikkate alındığında askeri darbenin çok da kolay olmayacağı herkes tarafından biliniyor. Zaten  Kürdistanda fiilen askeri darbe koşulları uygulanıyor.

Genellerin açıklaması aslında, önemli oranda mevzi kaybetmiş bir gücün  son saldırı hamlesi olarak olarak da algılanabilir. Olası bir askeri darbe veya deşebüssü, generallerin politik gücünü çok daha ciddi oranda kıracaktır. Bunu en iyi bilen de‚ çığırkanlık’ yapanlardır.

Peki generaller bu açıklamaya neden ihtiyaç duydu. Generallerin bu mesajı esas olarak Anayasa Mahkemesinedir. Cumhurbaşkanlığı seçiminde kilit bir durumda olan anayasa mahkemesi kararını doğrudan etkilemeye ve yönlendirmeye yöneliktr. Böylece ordu, sistemin en üst kurumu olduğu iddia edilen anayasa mahkemesi üzerinde bir korku ve baskı oluşturarak süreci kendi istemi doğrultusunda yönlendirmeye çalışıyor. Bundan başarılı olur mu. Büyük bir olasılıkla başarılı olacaktır.

Türkiye’de cumhurbaşkanlığı seçimi eksenli oluşan  iç politik kriz, genel seçimleri zorunlu hale getirmiş durumda. Zamanı da yaklaşan genel seçimlerin bir kaç ay önceye alınacak. Olası bir erken seçimde  AKP’nin mevcut gücünü önemli orada koruyarak parlementoya girdiğinde politik dengeler bu kez tamamen politik islamcı güçler lehine olacaktır. Bugünkü politik manzara bu yönde görünüyor.

Genelkurmay bildirisinin açıklamasının bence en önemli yanı şu: „Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, ‘Ne mutlu Türküm diyene!’ anlayışına karşı çıkan herkes Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır.“  Türkiye’nin kapitalist politik  sisteminin dışında olan bütün yurtsever, ilerici, demokrat ve devrimci güçleri ‚düşman kategorisinde görüp hedef tahtasına oturtuyor.

Onların öncelikli hedefi, mevcut kurulu düzenle çatışma halinde olan devrimci politik güçlerdir. Yıllardır uylanan yok etme ve imha politikasının yeniden tescilidir.

_______________

Mustafa PEKÖZ
Gokyuzu9@aol.com
 

 

CEVAP VER