FRANSA’DAN… Yerel seçimler ve Sarkozy

Küresel sermaye güçleri tarafından belirlenen uluslar arası politikaların uygulanabilmesi için son derece güvendikleri Sarkozy’nin uygulamaya koyduğu veya koymak istediği politikalardan çok, günlük yaşamı tartışılır duruma geldi. Ani davranışları ve gereksiz çıkışları, aile ve toplumsal ilişkileri bütünlüklü olarak sorgulanmaya başlandı. Cumhurbaşkanı olabilmesi için bütün medya gücünü arkasına alan Sarkozy’nin kamuoyu desteği yüzde 35’lere kadar düştü. Fransa tarihinde çok kısa sürede halkın güven duygusunun en alt düzeye düşen bir cumhurbaşkanı için yerel/belediye seçimleri önemli bir veri olarak algılandı. Sonuçta beklenen güvensizlik seçim sonuçlarıyla resmileşti.
Fransa anayasasında dış ve savunma politikası genellikle cumhurbaşkanı tarafından belirlenirken, iç politikanın sorumluluğu başbakana yani hükümette aittir. Ancak Sarkozy bu işleyiş de alt üst oldu. Hem cumhurbaşkanı hem başbakanlık görevini üstlenmeye başladı. Hatta küreselleşme sürecine adapte olmak amacıyla belirlenen neo liberal politikaları yaşama geçirmek için bazen kendisini bir bakanın yerine koyarak müdahalelerde bulunabiliyor. Başbakan’ın ve bakanların da fiilen kabullendiği bu durum, kamuoyunda hükümete olan güveni de önemli oranda sarstı.

Sarkozy’nin Cumhurbaşkanlığına seçilmesi aynı zamanda Fransa’nın geleneksel dış politikasının terk edilmesi olarak değerlendirildi. Hem AB içerisinde hem de Ortadoğu’da izlemiş olduğu denge politika ile uluslar arası ilişkilerde etkinliğini korumuş olan Fransa’nın rolü yeniden tartışılmaya başlandı. AB içerisinde Almanya ile olan ittifakı aşamalı olarak terk etmek istedi. Fransa’nın Akdeniz Havzasındaki etkinliğini tek başına yönlendirecek bir kısım denemelere girişti. AB’nin yapısı hakkında bir kısım değişiklikler gündeme getirmeye çalışan ve dengeleri bozma eğilimine yönelen Sarkozy, özellikle Almanya tarafından fiilen izole edilmeye başlandı. Bu durum Fransa kamuoyunda belirgin bir rahatsızlık yarattı.
Fransa’nın ABD’nin Ortadoğu politikasına yakın bir çizgi izlemeye başlaması da önemli tartışmalara yol açtı. Dış politikada daha aktif ve bölgesel güç ilişkilerinde askeri gücünü çok daha fazla kullanma istediği öncelikli olarak ön plana çıktı. Fransa’nın Arap ülkeleri ile izlediği  ‘yakın ilişkisi’ politikası terk edilmeye başlandı.  ABD gibi çok belirgin olmazsa da İsrail’i merkez olan bir Ortadoğu politikası geliştiriyor.  Bu çerçevede İran’ı ‘tehlikeli bir güç’ olarak değerlendirip savaş olasılığının masada olduğunu söyledi. ABD’nin Irak politikasın endekslenen Sarkozy, Suriye’ye de gözdağı vermeye başladı. Buna karşılık ABD’nin egemenlik alanı içerisinde olan Suudi Arabistan, Kuveyt Birleşik Arap Emirlikleri vs. ülkelerle 60 milyar dolara yakın ticari ve askeri içerikli anlaşmalara imza attı. Le Monde gazetesi, Hürmüz boğazından İran’a bakan Abu Dabi’yle Fransız savaş gemileri için kalıcı üs anlaşmanın imzalayacağını duyurdu. Bu yönelimlere rağmen Fransa’nın uluslar arası alandaki politik denge rolünün zayıflaması eleştirilere yol açmaktadır. Önümüzdeki dönemde daha saldırgan bir dış politika izleyeceğine dair önemli veriler olması, Fransa’nın savaş giderlerini ciddi oranda artıracağı anlamına geliyor. Bu yönelim aynı zamanda iç politikada ciddi sorunlara yol açmaktadır.

İç politikada özellikle sosyal hakları gasp etmeye yönelik saldırılar devam ediyor. Çalışma koşulları ve iş ücretleri, küresel sermeye gruplarının ihtiyacına göre belirlenmeye çalışılmaktadır. Emeklilere yönelik çıkartmak istediği yasalar, çalışma sürelerinin uzatılması, özellikle memurların tatil sürelerinin kısıtlanması, bazı stratejik iş kollarında grevin yasaklanması ve bir kısmında da grev hakkının kısıtlanması, özellikle eğitimin ve sağlık sektörünün özelleştirilmesi gibi saldırıları yaşama geçirmeye çalışan hükümete karşı oluşan ciddi tepkiler seçim sonuçlarına doğrudan yansıdı. Bu nedenle 9 Mart ve 16 Mart tarihlerinde yapılan seçimlerde UMP’nin almış olduğu yenilginin birincil derecede muhatabı cumhurbaşkanıdır. 

Küresel sermayenin saldırı politikalarını uygulamak için göreve gelen Fillon hükümeti, ciddi bir muhalefetle karşı karşı olduğunu görmüş durumda. 30 yıldır sağ partilerin kalesi durumunda olan birçok büyük ilin belediye başkanlıklarını kaybetmesi, Fransa’da yaşayan yerli ve göçmen kökenli halkların ortaya koyduğu tepkinin önemli bir yansımasıdır.
Görünen o ki, seçimlerde aldığı ciddi yenilgi nedeniyle, Sarkozy cumhurbaşkanlığı koltuğunda artık rahat oturamaz.

_____________

* Gokyuzu9@aol.com

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.