Fransız köselesi gibi yüz

Türbanı yasaklar mısınız okullarda… Alın işte karşılığını. Türban yasağı getirilen genç kızların erkek dindaşları bunun hesabını soruyor sizden… Ağzımın tavanı ısındıkça yöneticilere bire bir giydirmeye başladım… Jacques Chirac’a zaten gıcığım… Villepin’e de.. Sarkozy’yi hiç sevmem.. Nasıl haber aldılarsa kendilerini suçladığımı.. Yanıt haklarını kullanarak söylediklerimi birer birer çürüttüler.  Nasıl da laf yapıyor ağızları.


Dominique de Villepin bir güzel ağzımın payını verdi.. “İki yıldır türban sorunu yok okullarda” dedi. Doğruydu. Ben de zaten öylesine söylemiştim. Hani yerse diye…


En ağırıma giden Fransa İslami Örgütler Birliği Başkanı Alavi’nin, gözlerimin içine baka baka bana, söylediklerimi yalatması oldu.. Oysa o da benim gibi ‘türbanist’ti. Ne söylemişsem onun iyiliği için söylemiştim… Yaptığına bakar mısınız…


“Bilmeyen ileri geri konuşmasın. Varoşlardan yükselen alevlerin dinle imanla türbanla ilgisi yok. Olsaydı biz durdurabilirdik…”


Sözüm meclisten dışarı, döndüm mü eşekten düşmüş karpuza..


Bu kadarla kalsa iyi.. O gece kabus üstüne kabus.. Kaç kez yinelendi bilemiyorum.. Jack Chirac’ın televizyondaki görüntüsü büyüyor büyüyor büyüyor.. Üzerime üzerime geliyor.. Parmağını yüzüme doğru uzatarak ekolu bir sesle bağırıyor..


“Yüzünüz kızarmadı değil mi? Siz hiç Fransız köselesi gördünüz mü? …dünüz.. nüz… nüz…mü…mü…”


Yüzüme ellerimle dokunarak uyanıyorum ter içinde.. Kızarıp kızarmadığını göremiyorum ama.. Sert bir deri ellerimi acıtıyor.. Kösele sanki… Chirac’ın dediği köseleden..


      
***



MUHBİR VATANDAŞ


Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanı Nimet Çubukçu Türk milli eğitiminin geleceğine ışık tutuyor.. Adı eğitim tarihinde ‘müstahak’ olduğu yeri alacaktır.. Diyor ki:


“Bugüne kadar 25 ilde 150 kuruluşumuza baskınlar yaptım. Ziyaret ettiğim kurumların hepsinde en az 4’er çocuk muhbirim var.”


Geleceğin muhbir vatandaşları Türkiye Cumhuriyetinin saygın bir bakanı gözetiminde nasıl da titizlikle yetiştiriliyor. Bu ulus sizinle ne kadar gurur duysa azdır… Ha bir de bu yetiştirdiğiniz geleceğin muhbir vatandaşlarına şimdiden birer sertifika verseniz… Nostalji mostalji olur hani ilerde…


***


PAZAROLA  HOCAM


Ilımlı İslam falan derken yavaş yavaş ekvatora doğru yaklaşıyormuşuz gibi bir his var içimde. Ilıman kuşaktan çıkışın pek hayra alamet olmadığının belirtileri birer ikişer sahneye çıkmaktalar. Cumhuriyet Türkiye’sinin bir üniversitesinde gençleri aydınlatma( ! ) görevi yapan bir profesör, Orhan Çeker konuşuyor. Üniversitenin dışındakiler de aydınlansın diye biraz da bir oktav yukardan konuşuyor:


“Köpek beslenen eve melek girmez.. Meleğin girmediği eve şeytanlar dolar.. Şeytanların bulunduğu yerde fesat ve huzursuzluk hakim olur.”


Tüccar anlayışıyla yönetilen bir ülkede bunlar olağan demeye de dilim varmıyor ama.. Herkes elindeki malı pazarlama çabasında… Birileri ülkeyi pazarlıyor. Birileri belediye arazilerini, halka açık parkları pazarlıyor. Birileri kamu kuruluşlarındaki iş alanlarını pazarlıyor. Orhan Çeker Hoca da, ne yapsın, dağarcığındaki ortaçağ/daş  bilgileri pazarlamaya çalışıyor. Müslüman mahallesinde salyangoz satacak değil ya… Elindeki son kullanma tarihi geçmiş ürünleri birilerine kakalayacak…


 Pazarola Hocam!


      
aesenyel@hotmail.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.