Fırsat Eşitliği

Yoksa daha kıran kırana bir arenada mı yaşardık?


O zaman adaletsizlikler belki bu kadar orman kanunu bazında ilkel mantalitelerin kaba kuvvetle çakışması ve gücün zulmü seviyesizliğinde değil de , kaabiliyet, akıl, yetenek bazındaki nüanslarda hayata yansır ve eşitsizlik kaynakları minimal olurdu ve belki o zaman düzene ve adaletsizliklere karşı toplumsal tepkisellik zeminleri kıvılcım düzeyinde kalır, büyük yangınlara dönüşmezdi. İnsanlar ve devletler arasındaki çıkar çatışmaları, psikolojik boyutta beşeri hasetten kaynaklanan tahriğe bu kadar açık ve bunca gergin olmayabilirdi. “ Çalıştı, aklını kullandı, yeteneği de varmış ki bileğinin hakkıyla kazandı ve öne geçti , ben de aynı imkanlara sahiptim ama kullanamadım ”  yorumu daha kolay yapılıp, egosal tatminden oluşan bir kabullenme mi oluşurdu, yoksa daha da sarp bir hazmedemeyiş mi?  Peki, diyelim kabullenme oluştu,  bunun dünyadaki, sürtüşmelere, didişmelere, savaşlara önleyici boyutu olur muydu? Eğer malzeme dar akıllı haset beşer ise pek değişen birşey olmazdı da küresel olarak gelişen kültürden nasibini almış toplumlarda, belki Sezar’ın hakkını Sezar’a veren vicdan kanalına yönelik doğru ve medeni sonuçlar alınabilirdi. Yani belki o zaman kültür düzeyi yüksek Batılı toplumların 21. yüzyılda boyut değiştirerek ama artarak süren sömürgeci zihniyetlerinde, adaletsizliği nispeten regüle edici  bir oto kontrol sistemi çalışırdı. Zayıf taraf ta kaderci ve teslimiyetçi olmazdı bu kadar ve “ aynı imkanlara sahibim, demek ki ben de bir şekilde başarabilirim “  diye düşünüp, asla sonuç alınamayacak cılız tepkiselliktense , o eşit imkanları, kendi konumunu iyileştirme amaçlı kullanmaya  mı yönelirdi? Galiba yine savaşı tarif ediyoruz… Ama kontra bir savaşı. Çünkü eninde sonunda burda dünyanın nasıl bir güç dengesi üzerinde kurulduğu kriteri belirleyici faktör ve güçlü ile güçsüz yine karşı karşıya… Ve süreç her zaman güçlüden yana… İster kaba kuvvetle olsun, ister zeka ile,  dominant olan, daha güçlü olan. Çünkü burası Dünya…


Dünyanın ekolojik dengesi güçlünün zayıfı yenmesi üzerine kurulu ağır bir doğa yasası. Yani mevcut düzende biri kazanırken mutlaka kaybeden birisi olacak. Sincabın , ormanlar kralını altettiği görülmemiş. Doğa yasası keskin. Her canlıya kendi çapında bir savunma sistemi bahşedildiği halde, kimisi tanksavarla donanmış, kimisi çakaralmaz tüfekle… Akrebin savunması öldürücü zehir, lamanın savunması tükürük… Kedinin tırnakları, aslanın pençeleri yanında caydırıcı değil. Ringe çıkan boksörlerden birisinde eldiven var, kask var, diğerinin eli çıplak. Kim kazanmaya daha yakın ? Biri aylarca vitaminlerle ve son teknik eğitimlerle labaratuvar ortamında biyonik adam gibi yetiştirilmiş ağır siklet, diğeri köyünde allah ne verdiyse metoduyla beslenmiş sinek siklet… Ve salıyorsun meydana haydi kazanın diye, hangisi şanslı?


İşte aynı fırsat eşitsizliği, eğitimde de,  hayat yarışında da, iş bulma şansında da baki.  Hatta sağlıkta bile şartların eşit olmadığı bir dünyada yaşıyor olmamızın isyanını beşeri boyutta yaşıyor ve kendimiz bu adaletsiz terazinin yenilen ve kaybeden kefesinde yer aldığımızda tepkiselliklerimiz hat safhaya varıyor. Bunun sonucunda bireysel tepkiler, toplu isyanlara, düzene karşı kendince haklı başkaldırışlara, rejime karşı duruşlara dönüşegeliyor. Tarih boyunca bu adaletsizliği mimimize edecek sistemler araştırılmış, diktatörlükler, monarşik imparatorluklar, komünizm, demokrasi gibi rejimler denenmiş ama iyileştirildiği sanılan ilkeler, kurallarıyla, yaptırımlarıyla kağıt üzerinde kalmış, uygulamaya geçildiğinde her birinin yetersizlikleri yaşanmış ve yaşanmakta. Sonuç koca bir sıfır… Paylaşılamayan bir dünya ortada, pay kapmaya çalışan insanlar ortada ve yine güçlü olan zayıfı yenmekte, yine kendi kurallarını, yönetim biçimini, sömürüsünü dayatmakta. Zayıf olan taraf cılız başkaldırılar yaptıkça doğanın dipçiğini yeyip oturmakta… Sebebi çok basit, çünkü doğanın yasası güçlüden yana…


Peki ne yapmalı bu dünyayı? Böyle kabullenip oturulacak mı? Gücü eline geçiren ve üstelik bu gücü sindiremeden sadece kendi çıkarı için kullanan zihniyetlere, devletlere, liderlere karşı onları dizginleyecek bir global yaptırım sistemi uygulanamaz mı? Bu çok ütopik sorunun sorulabilmesi için bu gezegenin nice evrimlerden geçmesi gerekiyor olmalı… Oysa bu gezegen hala savaşıyor… En zalim savaş suçlularının bile, eğer galip ülke tarafındaysa mahkum edilmediği, suçlarının hasıraltı edildiği  bu adaletsiz dünya düzenine hakim olan ve maddenin çekim alnına kapılmış güç odaklarının,  hoşgörüsüyle, çelebiliğiyle  ya da insafıyla küresel bir adalet iyileştirilmesi umulamayacağına göre, bunca deneyim geçirmiş bu kadim gezegende zayıfların da eşit muamele  talep edebilecekleri bir total global evrime ihtiyaç yok mu artık? Bu Dünya hala daha dönmeyi hakediyor mu?


Irak’ta esirlere tecavüz ederken kameralara çekilen ve ifşa olan Amerikalı askerler yargılanıp bir cezaya çarptırıldılar mı? Peki suçlu, suçsuz rasgele toplanıp ta Quantenama kampında gayri insani konumlarda tutulan esirler de yargılanmadılar. O halde işte adalet diyebilir misiniz? Adaleti kendilerince dağıtanlar,  adalet ve insan hakları havarisi güçlü ülkeler. Saddam’ın Irak’ı bizzat Irak’lı aydınlar tarafından aranır oldu. Saddam, duruşması sırasında savunduğu mantıkla, vatandaşı olan kukla hakimi darmaduman edebiliyor ve haklı gözükebiliyor. Zulmedenden daha zalim Amerika İmparatorluğu ise dünyadaki sera gazlarına karşı savaşmıyor, bunla savaşmaya yönelik deklarasyona imza koymadığı için bu gezegen, sonunu hazırlayan duruma karşı bir topyekün savaş başlatamıyor. Dünyanın sonunun başlangıcı sürecine girildiği bir zamanda Amerika İmparatorluğu hala ihiraslarının peşinde burnunun dikine gitmekten ve dünyadan daha çok pay kapma savaşından başka birşey düşünmüyor. Oysa Dünya liderliğine, Dünyanın sonunu hazırlayan faktörlere karşı savaşmak yakışırdı ve tüm ülkelerden taraftar toplardı ve belki sevilen bir sevimli ülke olurdu ABD. Bunca umutsuzluk ve sevgisizlik sarmazdı dört bir yanı… Aynı imparatorluğun başka kanadından Clinton, babacan bir tavırla depremzedelerimizi ziyaret ettiğinde nasıl bir ılıman iklim oluşmuştu duygusal toplumumuzda Amerika’ya karşı?


Tarihler boyunca her 2 milyon yılda bir buzul çağı yaşayan ve her defasında yeniden yapılanan aciz gezegenimizin, yine bu devirdaime yaklaşmakta olduğu bilim adamlarınca haykırılıyor ama hakim güçler, buna harcayacakları bütçeleri,  savaştan daha büyük ganimetler elde etmeye harcadıkları için, bu dar odaklı davranış kısırlıkları  ve yönetim vizyonsuzlukları,  yaklaşan global yokolma tehlikesinin yanında sırıtıyor ve burdaki paradoks oldukça komik kalıyor. Bunu şuna benzetebiliriz. Gemi batmakta ama kaptan yolcuları koruma ve kurtarma sorumluluğunda inisiyatifi ele almak yerine, ölenlerin takılarını toplama peşinde. Nereye götürecekse…Bush’un konumu bundan da daha alçak durumda…Çünkü o ganimet için ayrıca öldürüyor… Kazandığı toprakları nereye götürecekse?


Oysa savaşa harcanan milyarlarca dolar, sera gazlarının etkisine karşı önlemler almaya harcansaydı, o zaman belki üzerinde yaşamaya ve hatta onun için savaşmaya bile değecek bir gezegene sahip olabilirdik. ABD’de saygın bir gerçek dünya lideri olma fırsatını yakalardı. Çok geç… Böyle bir insanlık ta böyle bir sona layık zaten… Evrimden nasibini almayan beşer şaşar… En azından yokoluş şeklinde bir fırsat eşitliği var insanlığın…


Savaş olur, çok öldüren kazanır
Soygun olur, soyabilen
Kıtlık olur, doyabilen
Açlık, soyarak doymaya zorlar insanları
Tanrım, başıboş bırakma yarattığın canları
Nerede ilahi adalet diye sorarsın, nerede ?
Senin kulların değil mi
Afrika’da açlıktan ölenler ?
Niye daha güçsüz olanlar
Katliamlarla yokoldular Tibet’te
Sen neredeydin ?
Dalgalarla boğuşurken Vietnamlılar sallarda,


Hala güçlü olan zayıfı yenebilmekte.
Demek ki bozulmamış hiç dengesi doğanın…


Ancak, sen küçük dünyalı,
Hamal gibi taşıdığın bedeninle
Sınırlarının ötesinde düşünemezsin,
Şimdi aç kulağını ve dinle
Yoksa büyüyemezsin.
O mekanda, değil doymak için soyanlara
Soymak için öldürenlere ve buna göz yumanlara,
Aklınca sırtladığını sanarak dünyanın yükünü,
Dünyaya dar akıllar sunanlara
Ve küçük şuuruyla verdiği hükümü,
Kendine örnek yol sananlara yer yok.
Açlıktan acı çekmez ruhlar
Bu mekanda, ruhlarını yonttuklarını sananlar
Götüremedikleri zaman sandıklarını öte alemlere,
Balyoz gibi inecek
Kazandıramadıkları ruhlarına.
Kavrayacaklar ilahi adalet yargılarını
Bir daha asla sormayacaklar
Ilahi adalet nerde
Enselerinde hissedecekler adalet kargılarını.


______________


Metin Sözüçetin / metinsozucetin@yahoo.co.uk


 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.