Fırtınada uyuyabilmek

Uzaktaki kadim dostlarımız, ailece kaynaştığımız ve sık sık da Türkiye’deki siyaseti tartıştığımız Montreal’li arkadaşlarımız Gönül ve Yüksek Oran’lar bana fırsat buldukça mail atarlar.
Hiç yorum yapmadan son yazdıklarını hemen aktarayım:

“Yıllar önce bir çiftçi, fırtınası bol olan bir tepede bir çiftlik satın almıştı. Yerleştikten sonra ilk işi bir yardımcı aramak oldu.
Ama ne yakındaki köylerden ne de uzaktakilerden kimse onun çiftliğinde çalışmak istemiyordu. Müracaatçıların hepsi çiftliğin yerini görünce çalışmaktan vazgeçiyor, burası fırtınalıdır, siz de vazgeçseniz iyi olur diyorlardı.

Nihayet çelimsiz, orta yaşı geçkince bir adam işi kabul etti. Adamın haline bakıp ‘çiftlik işlerinden anlar mısın?’ diye sormadan edemedi çiftlik sahibi. ‘Sayılır’ dedi adam, ‘fırtına çıktığında uyuyabilirim’. Bu ilgisiz sözü biraz düşündü, sonra boş verip çaresiz adamı işe aldı.
Haftalar geçtikçe adamın çiftlik işlerini düzenli olarak yürüttüğünü de görünce içi rahatladı. Ta ki o fırtınaya kadar:
Gece yarısı, fırtınanın o müthiş uğultusuyla uyandı. Öyle ki, bina çatırdıyordu. Yatağından fırladı, adamın odasına koştu: ‘Kalk, kalk, fırtına çıktı. Her şeyi uçurmadan yapabileceklerimizi yapalım.’
Adam yatağından bile doğrulmadan mırıldandı: ‘Boş verin efendim, gidin yatın. İşe girerken ben size fırtına çıktığında uyuyabilirim demiştim ya.’
Çiftçi adamın rahatlığına çıldırmıştı. Ertesi sabah ilk işi onu kovmak olacaktı, ama şimdi fırtınaya bir çare bulmak gerekiyordu.

Dışarı çıktı, saman balyalarına koştu:
A-aa! Saman balyaları birleştirilmiş, üzeri muşamba ile örtülmüş, sıkıca bağlanmıştı.
Ahıra koştu. İneklerin tamamı bahçeden ahıra sokulmuş, ahırın kapısı desteklenmişti.
Tekrar evine yöneldi; evin kepenklerinin tamamı kapatılmıştı.
Çiftçi rahatlamış bir halde odasına döndü, yatağına yattı.
Fırtına uğuldamaya devam ediyordu.
Gülümsedi ve gözlerini kapatırken mırıldandı: ‘Fırtına çıktığında uyuyabilirim’

Sıkıntılara zihnen (bilgi, plan), mânen (dua), maddeten (tedbir) hazırsanız, fırtına çıktığında uyuyabilirsiniz. Hem de hayatınız boyunca.”

Şimdi gelelim zurnanın “ zırt” dediği noktaya.
Ben bir ayı geçen süre içinde hiç yazı yazmadım.
İçimden gelmedi. Oysa Türkiye’de çok şeyler oldu ve olmaya devam ediyor.
Hatta günlük siyasetteki çelişki ve çarpıklıkları izlemek dahi mümkün değil.
Ülkede her şey iyiye gitmiyor.
Gitmiyor ama geçmişe oranla alınan yolu da inkar etmek mümkün değil.
Ben sekiz yıllık AKP iktidarının yaptığı olumlu şeyleri de görüp, onları yazarken çok tepkiler aldım, alıyorum.
Oysa geride kalan 50 yıl öylesine acılarla, sıkıntı ve çalkantılarla dolu ki…
Yarım asır içinde görmediğim ihtilal ve muhtıra kalmadı.
Geride işkenceden ölen 17 bin faili meçhul var.
Bunların aileleri anne ve babalar hala evlatlarının ölülerini dahi bulamadılar.
Cumartesi anneleri 20 yılı aşkın süredir Beyoğlu caddesine gelip, kaybolan evlat ve yakınları için acılarını dile getiriyorlar.
Geçen 50 yıl içinde ekonomik ve siyasi krizlerin daniskasını yaşadım.

“Ülke geriye gidiyor, yarın İran’a döneceksiniz” dendiğinde umursamadım.
“Laiklik elden gidiyor, irtica kapıda” diyenlere burun büktüm.
“Sivil dikta ülkeyi felakete sürüklüyor” safsatasına pek kulak asmadım.

Oysa son sekiz yıl geçmiştekilere oranla bana hep “ bahar ayları” gibi gelmeye başlamıştı.

Ama Türkiye için son sekiz yıldır çok endişelenen sevgili dostumuz Oran’lar bu duyguları üstlerinden hala atmış değiller. Endişe ve korkuları hala taşıyor olmalılar.

Oysa son gönderdikleri mail Türkiye’yi öylesine güzel ve yerinde anlatıyor ki…
Ben galiba bir yaşam felsefesini dile getiren maildeki gibi, fırtına çıktığında uyuyabilenlerdenim…
Ben ve benim kuşağım ülkedeki tüm sıkıntıları birebir yaşadık.
Sıkıntılara hazır bile değildik geçmişte.
Yaşayarak öğrendik…
Fırtına çıktığında şimdi çok rahat uyuyabiliyorum.

Herkese tavsiye ederim.
Belki bu “fırtınada rahat uyuyabilmek” hepimize iyi gelir…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.