Futbol şenliği başladı!

Futbol İngilizlerin sömürgelere ve ticaret için gittikleri ülkelere götürmeleri ile yaygınlaşmıştır. 


Futboldaki evrensellik sadeliğindedir. Her yerde, her şey ile oynanıyor olmasındadır. Kentli çocuklar beton üzerinde meşrubat kutularıyla, köylü çocuklar toprak üzerinde çıplak ayaklar ile birbirine sarılmış çaput parçalarıyla oynamaya devam ediyorlar. Futbol ateşi dünyayı kuşattığında savaşlar bile durmakta, karşı cepheden savaşanlar futbol saatleri sırasında ekranların önünde hapis olabilmektedir. Size bu cümle abartı gelebilir, fakat Afrika ülkesi olan Fildişi Sahili ülkesinde bu durum yaşandı. İç savaş dünya kupası sırasında durmuş, bütün sokaklar boşalmıştı. (Almanya 2006 Dünya Kupası)


Futbol bizde önce Selanik (1875), sonra İzmir'de (1877) başlar, sonra İstanbul'a (1895) taşınır. İngiliz askerlerinin ve tüccarlarının getirdiği bu ayak oyunu zaman içinde Türk futbolcuların katılımı ile ilk Osmanlı ligi kurulur. (Şehirlerin karmalarının birbiri ile mücadelesidir. Bugünkü anlamında bir ligden bahsedilmez.) Cumhuriyet süreci bir futbol karşılaşması gibidir, İstanbul takımlarının Anadolu'ya geçenlere moral verir, sadece moral vermekle mi kalır? Bir gizli örgüt gibi çalışırlar, yasaklanmada arkasından gelir. Cumhuriyet rejimi ilan edilmeden Türkiye futbol federasyonu kurulur ve aynı yıl FİFA üyeliği kabul edilir. 26 Ekim 1923 yılında ilk milli maça çıkarız. 1962 yılında UEFA üyeliğine girerek Avrupalı bir takım olduğumuz tescil edilir.


Futbol aynı zamanda büyük bir sektör olmuş, bu sektör içinde milyonlarca insan ekmek yer konumdadır. Roma döneminde Gladyatör ne ise bugün futbol o olduğunu söylemek abartı olmasa gerek, çünkü modern futbol profesyonelliği getirmiştir. Profesyonel oyuncu takım aşkına göre oynamaz, paranın verdiği güç ile oynar. Futbolcuyu pazarlayan modern bir köle tüccarı, futbolcuda bir köledir. Köle sahibi kölesini istediği gibi pazarlar ve sahada şov yapması beklenir. Roma döneminde gladyatör sahaya çıktığında bütün Arena tüm ağızdan bağırır, o oyuncuyu görmek için sıraya girerlerdi. Arenalar bu isimi olan oyuncular tarafından doldurulurdu bir anlamda. Bir de Roma devleti kendi gücünü Romalılara göstermek istediğinde köleleri bir alana toplar, askerleri tarafından vurulmasını halkına izletirdi. Oyun bir güç gösterisi, düşmanla savaşın provası olurdu. Roma halkı hiçbir zaman gerçek anlamda düşmanla karşı karşıya kalmamasına rağmen, bu oyunlar sayesinde devletinin sonsuza kadar yaşayacağına inandırılırdı, bu sayede vergileri vermekte zorlanmazdı. Roma devletini yıkan Germenler Roma şehrine vardıklarında aslında Roma yoktu! Çünkü devlet kendi içinden çürümüştü. Günümüzde futbol ile benzer yönleri olmasına rağmen, futbol dünya çapına yayılmış evrensel bir oyundur. Romalıların oyunu sadece roma sınırları içinde kalmış, fakat dışarıdan köle almıştır oyunlar için. Futbol ile halkını toplumsal gerçeklerden uzaklaştıran diktatörler olmuştur, İspanya Franko dendin mi hemen akla futbol gelmesi tesadüfi değildir.


Futbol üretmez, tüketir. Kitlelerin enerjisini bir potada boşaltma aracı gibidir, aynı zamanda ceplerini de boşaltır. Ceplerin boşaldığı yerde kasalarda dolar. Kasaları dolan kulüpler, daha çok başarı için her şeyi satın alacağını düşünür ve o yönde örgütlenme yapar. Günümüzde her şeyin alınıp satılabilirliği göz önüne alındığında şampiyonluğunda alınıp satılan bir duruma düşmesi şike söylentilerinin ayyuka çıkmasını gündeme getirir. Zengin takımlar genelde ilk sıraları paylaşır, kasalar dolduğu sürece de bu durum değişmeyecektir, çünkü lig başlarken onlar rakiplerinden her zaman önde başlayacaklardır. Rakiplerinin onları yakalaması ekonomik ve fiziki şartlar ile zor gözükmektedir. O yüzden ligler belirli takımların etrafında döndüğüne şahit oluruz. Şampiyonlar ligine giden takımlara bir bakın, içlerine girmiş farklı bir takım var mı? Her ülkeden belirli takımlar bu lige katılır ve kasalarını doldurmaya devam eder. 


Futbolda seyirci önemlidir, saha dışında bir oyuncu gibi hareket eder. O yüzden seyircinin iç yapısının ne kadar heterojen olursa olsun, saha içinde homojen olması beklenir. Futbolu belirleyenler seyircinin aynı refleks vermesini bekler, eğer seyirci 12. oyuncu olamıyorsa dışarıdan seyirciyi yönlendirecek profesyonel amigolar tutabilir. Amigolarda futbolcular gibi transfer olabilir, fakat futbolcular kadar şansı değildirler, çünkü onları pazarlayacak menajerleri yoktur henüz.


Futbol şenliği başladı, sonu başlangıcından belli olan şenlikte milyonlar bu şenliğe dahil olacak, yeri geldiğinde sokaklara çıkacak, yeri geldiğinde silahını ateşleyecek, yeri geldiğinde tuttuğu takım için adam dövecek. Tartar gerçekten inanmış olarak takımını şartsız desteklemeye devam edecek, parası bol olan takımın seyircisi gün geçtikçe artacak. Ülkenin her yerine yayılan, hatta yurt dışında taraftarının yaşadığı yerlerde bile takım 'store'leri açılacak. Seyirci o dükkanlara girip, kendisi için üretilmiş tüketim malzemesi alırken, takımının kasasını doldurmaya devam edecektir. 


Futbol şenliği havai fişeklerin gökyüzünü boyaması gibi başladı, ilk karşılaşmalar yapıldı. Bazı takımlar başlangıçta hayal kırıklığı yarattı, bazıları ise beklendiğinden daha iyi başladı. Her başlangıcın sonu vardır, bu sezonluk oyunda başlangıçta sonuç yaklaşık olarak tahmin edilir ve bu tahminleri iyi yapanlar ekranlar aracılığı ile seyirciye ulaşır. Bu yorumcularda saha dışında 13. adamdır bir futbol takımı için. Kamuoyu oluşturulur. Takım kötüde oynasa, haksız yere maçı da alsa yorumcu için önce takım gelir ve takımı için her türlü yorum yapmaktan geri durmaz. Milli maç ise, milliyetçilik tohumları altında siyaseti de içine katarak yorumlar bulunmaktan geri durmaz. İsviçre Türkiye maçı buna örnektir, İsviçre oyuncularını linç etmeye kadar giden bir söylem tutturmuşlardı. (16 Kasım 2005)


Futbol fanatizmin pazarlanma alanı olmuştur, aynı zamanda bir büyük sektördür. Aslında futbol sadece bir oyundur, oyun olduğunu unutuyoruz. Başka anlamlar yükleniyor, bu yüklenen anlamlar ile futbol seyirlik olmaktan çıkıyor, bir güç gösterisine dönüşebiliyor. Bir isyanın adı dahi olabiliyor!


Futbol sonuç olarak evrensel bir oyundur, evrensel kurallar geçerlidir. Futbolun dili, dini yoktur, şimdilik ulusu vardır, fakat buda yok olmaya doğru gitmektedir. Ülkemizde örneğin Real Madrid takımını tutan kaç fanatik vardır, biliyor muyuz? Futbol takımların oyuncuları artık takımın rengi aşkı için her şeyini ortaya koymuyor, sakatlanmadan iyi bir oyun çıkarmak için sahada, seyirlik bir oyunu sahnelemeye uğraşan bir tiyatro oyucusu gibidir, kendisine verilen rolü en iyi oynamaya çalışır. Futbol profesyonellerin olduğu günden beri eski neşesini, hoşgörüsünü kaybetmiştir.


http://www.cemoezkan.de
http://cemoezkan.blogcu.com

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

3 − 2 =