G-20’ler Zirvesi’nde Suriye pazarlığı ve oluşan dengeler

G-20’ler Zirvesi’nde Suriye pazarlığı ve oluşan dengeler

0
PAYLAŞ

Moskova’da toplanan G20’ler zirvesi, Suriye sorunu nedeniyle çok daha önem kazanmış oldu. Her ne kadar G8’ler, kapitalist sistemin yapısını dizayn etmeye devam etse de, önümüzdeki birkaç yıl içinde merkez güç, G8’leri de kapsayan G20’ler olacağını, uluslar arası stratejistlerin kabul ettiği bir realitedir. Özellikle Çin, Hindistan, Brezilya, Güney Kore, Güney Afrika, Meksika, S.Arabistan gibi ülkelerin dünya ekonomisinde artan güçleri, aynı zamanda politik stratejilere ve uluslar arası ilişkilere de yansıyor. Dünya Bankası’nın ve Uluslar arası Para Fonu’nun idari yapısında Rusya, Çin, Hindistan ve Brezilya’nın giderek artan rolü, BM’de Almanya ve Japonya’nın hissedilen gücü, uluslar arası küresel ilişkilerin yeniden düzenlenmesi bir bakıma kaçınılmazdır.

Küresel güç ilişkileri yeniden yapılanırken, stratejik ittifaklar da değişmeye başlamış bulunuyor. Moskova’da gerçekleştirilen G20’ler zirvesi bu bakımdan dikkat çekici gelişmelere sahne oldu denebilir. Küresel ilişkilerde merkez olan Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Dünya Bankası ve İMF gibi kurumsal yapıların Suriye konusunda belirttiği görüşler, güç ilişkilerinin geleceği bakımından bize bir fikir veriyor. BM Genel Sekreteri Ban’ın St. Petersburg’da gerçekleşen G20’ler zirvesi nedeniyle yapmış olduğu konuşmasında : “Her geçen gün sivil yaşamları kaybediyoruz. Taraflara daha fazla silah sevkiyatı yapmak sorunun çözümü değil. Askeri çözüm yok. Suriye’ye askeri müdahalenin “düşüncesizce” olarak gören Ban, müdahalenin ‘mezhep çatışmalarını körükleyeceğini ve ‘trajik sonuçları’ olabileceği uyarısında bulundu. Çözümü için “Cenevre 2 konferansının toplanması” gerektiğini bir kez daha vurguladı.

Avrupa Birliği, Suriye’ye yönelik olası bir askeri saldırıya karşı olduğunu çok açık olarak ifade etti. AB Başkanı Herman Van Rumpuy, , “Suriye’de askeri çözüm yoktur… Çözüm siyasi olmalıdır.” Vatikan da, Suriye’ye yönelik ‘askeri bir operasyona karşı olduğunu’ açıkladı ve ayrıca Papa François, siyasal çözüm sürecinin hızlandırılması için Putin’e mektup yazması ABD verilen bir mesaj olarak algılandı. Dünya Bankası ve İMF Başkanları, G20’ler zirvesine katılan liderlerine, askeri bir müdahalenin ‘kırılgan olan dünya ekonomisini zorlayabilecek bir noktaya gelebileceği’ mesajını verdiler. Böylelikle, kapitalist sistemin merkez güçleri, ‘Suriye’ye yönelik askeri bir operasyona’ karşı oldukları eğilimi ortaya çıktı. Arap Birliği ülkeleri de çok açık olarak ikiye bölünmüş durumda. Arap Birliği içerisinde etkin olan Mısır, Cezayir başta olmak üzere Irak, Lübnan ve Tunus gibi ülkeler, Suriye’ye yönelik askeri bir müdahaleye karşı çıkıyorlar. Birçok ülke ise henüz görüş belirtmemiş olup, Katar ve S. Arabistan gibi ülkeler askeri bir operasyondan yana olmuş olsalar da mevcut politik dengeler nedeniyle bu görüşlerini çok yüksek bir sesle dillendirmiyorlar.

Savaş grubu olarak bilinen ülkeler ise; ABD, Fransa, İngiltere ve Türkiye’dir. İngiltere parlamentosu, en azından şimdilik, Başbakanı David Cameron hükümetine ‘savaşa girme’ izni vermedi. ABD Temsilciler Meclisinde, Suriye’ye yönelik olası ‘sınırlı bir askeri operasyon’ için ‘10 evet’ oyuna karşılık ‘7 ret’ oyunun çıkmış olması, aslında Suriye’ye yönelik olası bir savaşa karşı güçlü bir muhalefetin olabileceğini ortaya koymaktadır. ABD’nin iç ekonomik krizi, Afganistan ve Irak savaşı deneyimleri nedeniyle de kamuoyunun Suriye savaşı konusunda ciddi kaygılar taşıdığını ortaya koyuyor. Obama “Bu askeri operasyona Kongre’den özel bir yetki almadan karar verme otoritesine sahip olduğum halde, Kongre’ye gitmenin ülkeyi daha güçlü bir hale getireceğine inanıyorum.” Obama, iç dengeleri hesaplayarak, Kongre’den karar çıkarmaya çalışması aslında savaş konusundaki kararsızlığını gösteriyor. Kongre’nin bu sürece dâhil edilmesi, Obama’nın politik gücünden çok güçsüzlüğünü ortaya koyuyor. Suriye saldırısında ortaya çıkacak olumsuzlukların sorumluluğunu Kongre’ye yükleyerek risk almak istemediğini gösteriyor.

Fransa, çok atak ve istekli görünmesine rağmen, AB’nin desteğinden yoksun olması, onu politik olarak uluslararası ilişkilerde izole edebilir. Fransa, Birinci Dünya Savaşı sonrası süreçte etkin olduğu Arap dünyasındaki gücünü hayal ediyor. Bölgedeki politik kaosu savaşla tırmandırarak yeniden güç olma hesapları yapıyor. Ancak bölgenin jeo-politik gerçeğiyle uyuşmayan politikalarla güç olma şansı bulunmuyor. Suriye’ye yönelik saldırı konusunda daha keskin görünen F. Holland, iç politikada sıfırlanmış itibarını, Suriye’ye saldırarak kapatmaya çalışsa da, mevcut durumu Sarkozy’nin çok daha gerisine düşecektir.

Savaş narası atan ama uluslararası ve bölgesel ilişkilerde itibarı sıfırlanmış Türkiye’yi artık hiç kimse ciddiye almıyor. Erdoğan, ABD ve Fransa’nın yanında savaşa girmekte kararlı olduklarını söylese de, özellikle ABD, Türkiye üzerinde bir plan kurmuyor. Olası bir operasyonda Türkiye hesaba katılmayacak. Hangi biçimde olursa olsun, Suriye denkleminde Türkiye olmayacak. Türkiye’nin savaş çırpınışları, özellikle bölge ilişkilerinde tamamen izole edilmesini sağlayacaktır.

Avustralya, Kanada, İtalya, Japonya, Güney Kore, İspanya, gibi ülkeler, kimyasal silah konusunda Şam yönetimini sorumlu tuttuklarını açıklamalarına rağmen, Suriye’ye yönelik askeri bir operasyona pek sıcak bakmıyorlar. Hazırlanan ortak metinde savaş yerine ‘güçlü bir mesaj verilmesine vurgu yapılması da tesadüfî değildir.

Almanya, Çin, Hindistan, Brezilya, Güney Afrika gibi ülkeler ise ABD’nin askeri bir operasyonuna çok açık olarak karşı çıkıyor ve Rusya’nın siyasal çözüm tezini destekliyorlar. Almanya Başbakanı Merkel: “Bu savaş durmalı ve bu sadece siyaseten olacak (…) Almanya hiçbir askeri eyleme ortak olmayacak.” Dünya küresel ekonomide önemli bir güç olan Almanya’nın bu tavrı, AB’nin dış politikasında etkili oldu. Ayrıca Amerikan’ın dört stratejik müttefikinden ikisi olan Kanada ve Avustralya’nın Suriye’ye yönelik bir askeri operasyonda doğrudan yer olmayacaklarını belirtmeleri dikkat çekicidir. Birçok ülkenin, ABD’nin Suriye’ye müdahalesine karşı mesafeli bir duruş göstermiş olmaları, ABD’nin saldırı politikasını önemli oranda tartışmalı bir duruma getirdi. Bu bakımda Moskova’da yapılan G20’lern zirvesinde ABD’nin operasyon politikasına beklenilen veya istenilen bir destek çıkmazken, tersine Rusya’nın politik çözüm önerisi çok daha fazla destek gördü. Küresel kapitalist sistemin kalbi olarak bilinen G20’ler konferansında ortaya çıkan tablo, Suriye denkleminin çok daha karmaşık ve zorlu olduğunu ortaya koydu ve uluslararası küresel güçlerin çıkar ilişkilerindeki ittifaklar yeniden şekillenmeye başlandı.
G20’ler toplantısında ABD-Rusya, Putin-Obama denkleminde, politik inisiyatif, Rusya-Putin’de oldu. Özellikle ABD’nin, Suriye’ye yönelik ‘sınırlı’ askeri bir operasyon için ileri sürdüğü kanıtların inandırıcı gelmemesi, tersine Rusya’nın elindeki kanıtları BM temsilcilerine sunması, hem BM’lerin, hem de G20’ler toplantısına katılan ülkelerin ‘askeri bir operasyona’ karşı çıkmalarında etkili olduğu söylenebilir.

Bütün bu önemli verilerin dışında Suriye üzerinde Rusya ve ABD’nin bölgesel rekabeti kesintisizce devam ediyor. Rusya’nın ABD’nin olası bir askeri operasyonuna karşı sert tutum alacağını ve gerektiğinde savaşa müdahil olacağına dair bir kısım dolaylı uyarılar yapması, Akdeniz’de bulunan askeri gücünü yeni savaş gemileriyle güçlendirmesi çok açık olmazsa da ABD’yi ciddi oranda kaygılandırıyor. Bunun birçok boyutu bulunuyor.

Bir kaç noktaya dikkat çekmekten yarar var. Birincisi, ABD, uluslararası kamuoyunun çok önemli bir kısmı, Suriye operasyonuna karşı çıkmasına rağmen, askeri operasyona başladığında, Rusya’nın doğrudan yanıt vermesi, savaşı uluslararalılaştırma riski taşıyor. Rusya ile en küçük bir çatışma, savaşın kıtasal düzeye çıkması anlamına gelir. Böylesi durum, ekonomisi oldukça kırılgan olan ABD’yi uluslararası alanda yalnızlaştırır. ABD’nin hem iç kamuoyu, hem de uluslararası ve bölgesel ilişkiler nedeniyle bunu göze alması oldukça zordur. Bu bakımdan ABD, Rusya’nın böylesi bir savaşın içinde girip-girmeme konusundaki tutumunu tahmin edilenden çok önemsiyor. G-20 Zirvesi’nde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Putin, ise Rusya’nın Suriye’ye hem ‘silah gönderdiğini’ hem de ‘ekonomik alanda işbirliği’ yaptıklarını ve “bu ülkede çok zor durumda kalan insanlara, sivil halka insani yardımın malzemelerin ulaştırılması dâhil insani alanda işbirliği’ yapacaklarını ve bir saldırı durumunda ‘Suriye’ye yardım edeceklerini’ söylemesi, Suriye yönetimine verilmiş güçlü bir destek, tersine ABD’ye de verilmiş güçlü bir uyarıdır.

İkincisi, ABD, Suriye hava savunma sistemi konusunda pek bilgi sahibi değil. Rusya hava sisteminin Suriye’de ne kadar etkili olduğunu yeterince bilmiyor. Gecen hafta fırlatılan balistik füzenin amacı Suriye’nin hava savunma sistemini denetlemekti. Rus Bilimler Akademisi/Ortadoğu Araştırmalar Enstitüsünde görevli araştırmacı Boris Dolgov: “Bu füze atışları Suriye’ye yönelik olası askeri bir müdahaleyle bağlantılı. ABD ile birlikte İsrail, kendi hava savunma sisteminin etkisini test etti.” Sosyo-Politik Araştırmalar Merkezi Müdürü Vladimir Evseev de, “Amerikalıları dolaylı olarak Armavir yakınındaki yeni Rus radarı Voronej’in kapasitesini ölçtü ve etkinliği konusunda kendilerini ikna edebildiler.” Rusya hava sisteminin balistik füzeyi anında tespit etmesi, ABD’yi önemli oranda endişelendiriyor. Suriye karşısında kayıplarının yüksek olması, ABD’nin askeri gücüne vurulmuş büyük darbe olacaktır.

Üçüncüsü, ABD’nin Ortadoğu müttefiklerinin Suriye’ye yönelik askeri bir operasyon konusunda çok net bir politikaya sahip olmamaları, özellikle Mısır’da darbeci generallerin dahi Suriye’ye yönelik bir askeri operasyona karşı çıkmaları, S. Arabistan’ın politikasında bazı tereddütler bulunması, ABD’nin Suriye’ye yönelik saldırısının bölgede anti-Amerikancı bir politikanın çok daha fazla gelişmesine zemin hazırlayabilir.

Dördüncüsü, İran’ın göstereceği askeri ve politik refleks önemlidir. Suriye’yi kayıtsız-şartsız destekleyen İran’ın, Suriye’ye yönelik bir saldırıya karşılık vermesi, bölgesel savaş riskini arttırmaktadır.

Beşincisi, İsrail bu savaşın içinde olmayacağını açıklasa da, olası bir saldırıdan doğrudan etkilenecektir. Suriye, İran ve Hizbullah’ın İsrail’e yönelik saldırılara yönelmeleri, ‘sınırlı’ saldırıyı, ‘kontrolsüz’ bölgesel bir savaşa dönüşebilir.

ABD oldukça zor bir tercih ile karşı karşıya bulunuyor. Eğer ABD Kongre, Suriye’ye yönelik ‘sınırlı’ bir askeri operasyona izin verirse, beklenilenin tersine Obama, zor durumda kalacaktır. Kongre’nin onayını aldığı halde saldırı yapılamazsa, ABD’nin uluslar arası gücüne önemli bir darbe vurmuş olacaktır. Müdahale ederse Rusya ve İran ile çok daha ciddi bir düzeyde karşı karşıya gelebilir

Obama, belki de Rusya’nın iznini alarak önemsiz bazı hedeflere yönelik birkaç saldırı yapıp, esasen Rusya ile birlikte ‘2.Cenevre Toplantısına’ yönelebilir.

__________________

Gokyuzu9@aol.com

BİR CEVAP BIRAK

four × four =