G8 öncesi Almanya (II)

G8 ve Küreselleşme karşıtlarına karşı repressif tutumuyla ortamı terörize etmeye devam ediyor ve bununla Rostock`ta yaşanabilecek şiddet olaylarının zeminini daha da deinleştirip kitleleri adeta bu kuyunun içine çekmeye çabalıyor.


G8 öncesi Avrupalı ve Asyalı Dış İşleri Bakanları (ASEM) 28. 05 Pazartesi günü Hamburg`ta bir araya geldi. Toplantının yapıldığı Belediye Binası (Hamburg Rathaus) çevresi adeta bariyerlerle örülerek vatandaşların tüm giriş ve çıkışları engellendi, Belediye civarındaki Metro İstasyonu çıkışlara yasaklandı, yaşam adeta felce uğratıldı; Hamburg tarihinde belki bu kadar polisi ve ‘güvenlik’ gerekçeli engellemeleri görmemiştir. Sırf bu toplantı için Hamburg eyaletinin kendi güvenlik gücü sayısı yetersiz kaldığından, yada yeterli görülmediğinden çevre eyalet ve şehirlerden takviye güçler getirildi. Bremen, Schleswig Holstein, Baden Würtenberg, Norhrhein Westfallen ve Thüringen polis takvieyesi alınan eyaletler. Yani Pazartesi sokağa çıkan vatandaşlar caddelerde polisle karşılaştılar. Bu yoğunluk hala devam ediyor.


Hukuğun sadece “Dış İşleri Bakanları” için işlediği, ASEM toplantısını “Total Freedom” ve “Eleştiri=Terörist?”  sloganlarıyla protesto edenler içinse hukuk devletiyle bağdaşmayan, hatta uzaktan yakından alakası olmayan çelişkili resimlerle dolu bir gün yaşandı Hamburg`ta.  Yaklaşık altı bin kişinin katıldığı ‘demokratik’ eylem hakkı, polis sayısının çokluğu nedeniyle eylemin ancak polis korteji arasında yapılabildiği, G8 karşıtı eylemcilere ‘Sıfır Tolerans’ sloganıyla polisin yürüyüşü sürekli provake etmesi, bu esnada kimi eylemcileri göz altına alması gibi nedenlerle Anti-G8 eylemlerinin başlangıcı sayılabilecek Anti-ASEM yürüyüşüne planlanandan daha erken son verilmek zorunda kalındı. Bu eylemde yaklaşık resmi 3000 polis (sivil polislerin sayısıyla ilgili bir bilgi yok) görev alırken 34 kişi polise müdahale (yada mukavemet), molotof kokteyli hazırlama, kamusal düzeni bozma suçlamalarıyla göz altına alınırken 84 kişi ise çeşitli nedenlerle göz altına alınıp bırakıldı. Eylemi öğleden sonra devam ettirmek isteyen gruplara ise polis çok sert müdahalede bulunarak, gaz bombalalı, panzerli taşlı sopalı çatışmalar meydana geldi. Bu çatışmalar esnasında da önemli sayıda yaralananlar oldu.


Şimdi tüm bu bilgileri göz önünde bulundurarak önemli bazı sorular yöneltmek istiyorum: Tüm burjuva demokratik batılı devletler`inde vatandaş, itiraz ve eleştirilerini şiddet kullanmadan ‘sokakta’ dile getirebilir. Demokrasi`de önemli olan halkın sokağa çıkması mı, halkın tepkisinin ciddiye alınarak politik kararlarda gerekli değişikliklerin yapılması mıdır? Bu değişikliler yapılmayacaksa sokağa çıkmanın demokratik bir hak olduğunu safsatası maniplasyondan, aldatmacadan başka bir şey değilmidir? Demokrasi`lerde ‘kamusal alanın’ varlığı önemli ve bu alanın tarafsız halk katılımıyla genişletilmesi demokrasiye daha fazla işlerlik kazandıracaksa bu alanın devletlerin ve mali sermayenin tekeli altında bulunan güçler tarafından doldurulması ve bunlar tarafından yönlendirilmesine neden göz yumuluyor? Kamusal alanın gerçek sahipleri kimler? Ve Kamusal Alanda demokratik, hukuki, akli, insani taleplerin dile getirildiği gösteri ve yürüyüşlere ‘demokratik’ devlet polisiyle, panzeriyle, silahıyla, kısaca şiddeti meşrulaştırmış örgütlü iktidarıyla neden müdahale eder? Devletin o zaman ya gerçek halk insiyatifine dayalı bir demokrasiye inancı yoktur yada demokrasiye bir söylem olarak inanmaktadır. Şiddetin asıl kaynağı şiddet ortamını, şiddetin araçlarını (silah sanayi) üreten, satan dağıtan devlet midir yoksa yasal meşru taleplerini dile getiren vatandaşlar mıdır? Örneğin Hamburg`taki Anti-ASEM gösterisinde hiç bir polis görev almasaydı göstericiler hangi şiddete başvururlardı: Göstericiler doğal olarak toplantının yapıldığı Belediye Binasının önüne gider, orada taleplerini dile getirir en fazla Belediye Binasına bir kaç taş fırlatırlardı, tabi Hamburg sokaklarında fırlatılacak taş bulabilirlerse. Göstericiler ne gaz bombalarına, ne coplara, ne silah, ne panzer ne de devlet eliyle üretilmiş bir başka şiddet aracına sahiptir. Onların gücü kimyasal yada mekanik olarak hazırlanmış araçlarda değil, savundukları, eleştirdikleri konuların doğruluğuna ve daha iyi, yaşanılır, özgür bir dünyanın mümkün olduğuna duydukları inaç ve bunu gerçeğe dönüştürme cesaretindedir.


*Hamburg Üniversitesi
Sosyoloji, Siyaset ve Eğitim Bilimleri
cetinguerer@yahoo.de

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.