İşgalciler: Bu böyle gitmez!

Anlaşılan, yalnız da sayılmazdı. Çünkü katedralin önündeki meydanda benzeri şeyler söyleyen binlerce kişi toplanmıştı. Polis barikatlarının ardında da yine binler olduğu söyleniyordu.

“Londra Borsası’nı İşgal Et!” diyerek yola çıkmışlar, borsa binasının olduğu Paternoster Meydanı’nı hedef almışlardı. Ancak özel mülkiyet olan bu alana girişleri atlı polisler ve mahkeme kararlarıyla engellendi.

Elinde megafonla bir gösterici, polislere, “Tanrı konuşuyor. Çocuklarıma izin verin.” diye sesleniyordu. Ama izin çıkmadı. İşgalciler yakınlardaki St. Paul Katedrali’nin meydanında toplanmaya karar verdi.

“Londra Borsası’nı İşgal Et!” eylemi, Arap Baharı adı verilen halk ayaklanmasından ve İspanya’daki “Öfkeliler” hareketinden esinlenen, küresel ekonominin kalbinin attığı New York’taki Wall Street işgalini Atlas Okyanusu’nun Doğu kıyısına taşıyan, dünya genelinde yüzlerce kentte yapılan işgal eylemlerinden biriydi. Peki neden Londra’da böyle bir işgale gerek duymuşlardı?

Eylemi organize edenlerden Peter, ki o da özel nedenlerle soyadını gizliyordu, “Hükümet bankacıların avcunun içinde. Bir yandan kemer sıkma önlemleri alınıyor, diğer yandan bankacılar ikramiyelerini almaya devam ediyorlar. Bu krizi biz yaratmadık. Neden bedelini biz ödüyoruz? Birlikte hareket etmek tek çaremiz. Ancak bu şekilde bir şeyleri değiştirebiliriz.” diyordu.

İngiltere’de banka kurtarma paketlerine 1,3 trilyon sterlin harcandı. Bu, dünya genelinde bankaları kurtarmak için harcanan toplam paranın üçte biri… Buna karşın, hükümet üç yıl içinde kamu sektöründe 83 milyar sterlinlik kesinti yapmasının şart olduğunu söylüyor. Bu da daha fazla kişinin işsiz kalacağı anlamına geliyor. “Biz yüzde 99’u temsil ediyoruz.” diyen eylemciler tepkili.. “Her beş gençten biri işsiz,” diyorlar daha birkaç gün önce açıklanan rakamlara dikkat çekerek. “Bu böyle gitmez!”


“Mesih değil, o da insan!”

Böyle gitmeyeceğini düşünenlerden biri de Wikileaks’in kurucusu Julian Assange’dı.

İşgal eylemine destek vermek için 323 gündür devam eden ev hapsinden bir gün izin almıştı.

“Hepimiz birer bireyiz. Ama bugün burada olan şey, hayallerimizin bir toplamıdır.” diyor, kalabalığın üzerine yanında getirdiği şekerleri avuç avuç atıyordu.

“Bu protestonun New York’ta, Kahire’de, Tunus’ta gördüğümüz gibi sonuçlar vermesini umuyorum. Çoğunluğun iradesi siyasete yansımıyor. Grupların bir araya gelmelerini, somut siyasi kararlar almalarını umuyorum.” diyen Assange, “Peki işgale destek verecek misiniz?” sorusunu, “İşgale anlamlı bir şekilde katılmam ev hapsim nedeniyle mümkün değil.” diye yanıtlıyordu.

Alana girer girmez infial yaratan, medyanın aşırı hareketlenmesi sonucu eylemcilerin “Defol medya!” diye bağrışmasına, “Mesih değil, o da insan!” diye serzenişlerin yükselmesine neden olan Assange, belki ev hapsinden akşam 5’e kadar izin alabildiğinden, belki medyanın kendi üzerinde olan ilgisini eyleme geri yönlendirmek istediğinden, hızla girdiği alandan hızla çıkıyor, benim gibi bazı muhabirler arada ezilme tehlikesi atlatıyordu.

“Polis, size teşekkür ederiz!”
Bu arada, St. Paul Katedrali’nin önündeki meydanda Halk Meclisi kurulmuştu.

“Nereyi işgal edeceğiz? Gıda ve tuvalet ihtiyaçlarımızı nasıl gidereceğiz? Medyayla ilişkileri nasıl kuracağız? Daha fazla insanı buraya nasıl çekebiliriz? Süreç nasıl işleyecek? Yasal ne gibi sorunlarla karşılaşabiliriz? Sağlık ve sığınma sorunlarını nasıl çözeceğiz?” gibi sorular tespit edilmiş, herkesin gruplara bölünerek bu sorulardan birini seçip tartışması istenmişti.

Çünkü bu, lideri olmayan, hiyerarşik yapısı bulunmayan bir hareketti. Yani her karar Halk Meclisi’nde bulunan herkes tarafından, uzlaşı usulüne göre alınacak, doğrudan demokrasiye dayalı bir süreç işleyecek, hiçbir görüş dışlanmayacak, kapı herkese açık olacaktı.

St. Paul Katedrali’nin çanları akşam 5’i vurduğunda, gruplar içindeki tartışmalar halen devam ediyor, karara varılabilmesi için daha fazla zaman isteniyordu.

Peter, “Liderimizin olmaması işleri yavaşlatacak tabii. Ama bu bir ayrıntı sadece. Çünkü insanların seslerinin duyulması sağlanmış olacak.” diyordu.

Şimdi ben bu satırları yazarken saat 8 buçuğu geçiyor. Alandan son haberlere bakıyorum. Hâlâ bir karar yok. Ama yeni bir gelişme var: İşgalciler, polisin kendilerini dağıtmaya çalıştığını söylüyorlar.

Wall Street’teki eylemcilerden birinin şu sözleri düşüyor aklıma: “Bize attığınız her copla medya kampanyamıza katkıda bulunuyorsunuz. Polis, size teşekkür ederiz!”

“Londra’da da benzeri sözleri duymak durumunda mı kalacağız?”, diye düşünüyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here